kapat

Melodi
27.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
Onun hayatı mı sizinki mi?
Biz kadınların en büyük hatalarından biri şüphesiz tüm hayatımızı sevdiğimiz adamın hayatı üzerine kurmamız. Onun zevklerini zevkimiz kabul edip, onun isteklerini isteğimiz gibi görmemiz. Ve o adam hayatımızdan çıkınca da bir anda kendimize ait hiçbir şey kalmadığını düşünüp, paniğe kapılmamız.

Aslında bu durum kadınlar kadar erkekler için de son derece can sıkıcı. Kendimizle ilgili her türlü sorumluluğu bir adamın üstüne yükleyerek onu nasıl bir baskı altında, nasıl bir yük altında bıraktığımızı düşünsenize? Onsuz hiçbir şey yapamayacağımızı, onsuz, tabir-i caizse bir "hiç" olacağımızı düşününce kendini nasıl kısıtlanmış, bağımlı hissedecektir. Gönül bağlılığı bağımlılığa dönüşecek ve ilişki çıkmaza girecektir.

Bunun yerine kendi zevkleri, kendi istekleri olan kısacası "bir ilişkinin yarısını oluşturmasına karşın ilişkinin haricinde tam bir insan olan kadın"ın erkeğe verebileceği ne kadar çok şey olduğunu bir düşünün. Konuşacak, anlatacak, paylaşacak şeylerin çokluğu, ilişkide her iki tarafında gelişimi için ne kadar etkili olacaktır. Mutsuzluklar azalacak, takıntılar yerini sağlıklı düşüncelere bırakacaktır.

Ama en kültürlüsünden en kendi halinde olanına kadar her kadın aynı hataları yapmaya devam ediyor.

Biriyle flört aşamasında iken, ondan telefon gelme ihtimaline göre hayatını düzenleyen kadın, söz konusu ciddi bir birliktelik olunca arkadaşlarından, sosyal hayatından, isteklerinden ve kendine ayıracağı, ayırması gereken zamandan tamamen feragât ederek, hem kendisini hem de ilişkisini büyük bir çıkmaza sokuyor. Üstelik bunu bilerek ve isteyerek yapıyor.

Hazır kadınlar ve ilişkiler bahsi açılmışken, bu konuda size üç hatta dört adet tavsiyem var. Tavsiyem özellikle de bekâr kadınlara...

Cine5'te yayınlanan ve Manhattanlı dört bekâr kadının hayatını konu alan "Sex and the City" isimli dizi son günlerde özellikle kadınlar arasında vazgeçilmezler arasında yer alıyor.Kadınların "en" favori konularından biri olan ilişkiler üzerine son derece eğlenceli ve bir o kadar da gerçekçi bir dizi. Özellikle bekâr kadınların seyretmesi şiddetle tavsiye edilir. Bir başka dizi ise CDBC-E kanalında yayınlanan "Seinfeld". O da kadınların, özellikle de ilişkiler üzerine bir hayli kafa yoran bekâr kadınların en sevdiği dizilerden. Kaçırmayın derim.

Diğer tavsiyem ise hâlâ okumadıysanız Helen Fielding'in "Bridget Jones'un Günlüğü" isimli kitabı okumanız.

Eğer okuduysanız, bu kitabın devamı olan "Mantığın Sınırı" isimli kitabı okumanız. Hem eğlenceli hem de kendinizle ilgili pek çok şey bulabileceğiniz iki kitap. Bu arada kendi hatalarımızı görüp tartmamız ve üstünde düşünmemez için iyi bir tetikleyici.

Yesek yesek, şimdi şimdi ne yesek?
Oruç olanlar bilirler, iftar saati yaklaşınca insanın gözünün önünden yiyecekler resmi geçit yapmaya başlar. Ezanla birlikte birden yemeğe saldıranlar ise, beş dakika içinde "iptal" olurlar. Hareket edemez, konuşamaz, hatta tokluk hissinden dolayı konuşamaz. Uzmanlar, iftardan sahura kadar olan zamanda azar azar ve sık sık yenilmesini, yemeklere bir defada çok fazla yüklenilmemesi gerektiğini söylüyorlar.

En sağlıklısı aç kurtlar gibi yemeğe saldırmak yerine, orucu bir çorba ve hafif yemeklerle açıp, biraz mola vermek. Aklınızda bulunsun!

YASEMİN K. ŞAHİNKAYA


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır