kapat

Melodi
27.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
Kovalanmak gibisi var mı?
Aralık'ta vizyona girecek olan "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" filmi Türk sinemasına yeni bir yüz kazandırdı: Şahnaz Çakıralp. Tiyatro oyuncusu olan Şahnaz, şimdilik medyatik her tür durumdan uzak kalmaya çalışıyor

O kadar hanımefendi ki, insan onun karşısında ister istemez kendini bir süre sonra terbiyesiz hissediyor. Sadece terbiyesiz hissetse gene iyi. Aynı zamanda şişko, fesat ve obur. Oğlan annelerinin mumla aradığı bir gelin tipi. Hem çok güzel, hem terbiyeli, hem eğitimli, hem ölçülü...Tam bir "piyenses". O kadar eşeleyip deşeledim ağzından tek bir sivri laf alamadım. Hep olumlu, hep ümitli. Aman kimse unutulmasın, aman kimseye kötü bir laf edilmesin derken ne sevdiğini ne sevmedini öğrenemedik gitti.

Peki nedir bu kızcağızın evveliyatı öğrenelim bakalım.

Şahnaz Alman Lisesi'nden mezun. Çocukluğundan beri sahneye çıkmak istediği için hiç tereddüt etmeden Mimar Sinan Ünivesitesi Tiyatro bölümünde giriyor. Konservatuvarda okuduğu sıralarda tesadüfen Avusturyalı film yapımcılarıyla tanışıyor. Onlar da o sırada çektikleri "Karl Markovic" isimli filmleri için oyuncu arıyorlar. Şahnaz'ı çok beğeniyorlar, deneme çekimine çağırıyorlar ve o dakkada filmde başrolü oynaması için teklifte bulunuyorlar. Şahnaz da bir güzel oynuyor. Film, Alman ve Avusturya televizyonlarında defalarca gösteriliyor.

ÖNCE KİM KEŞFETTİ?
Aradan yıllar geçiyor. Şahnaz bu arada konservatuvardan mezun oluyor, Şehir Tiyatrosu'nda "İbiş'in Rüyası" oyununda oynuyor. Bu sefer de bir belgeselden teklif alıyor. "Sürgün", Şahnaz'ın Türkiye'de oynadığı ilk film oluyor. Derken başka bir Avusturyalı yapımcı Karl Markovic filminde Şahnaz'ı görüyor ve "ille de onu isterim" diyor. Ve Şahnaz tekrar Viyana'ya gidiyor. Bu seferki teklif film için değil bir operet için. Hem de Şahnaz'ın çocukluğunda izlediği "Yarasa" opereti için. "Ben on yaşımda Viyana'da, Yarasa Opereti'ni izlerken, anneme 'ben bu sahnede bu oyunda bir gün mutlaka oynayacağım' demiştim. Yani bu kadar istediğim bir şeydi. Hayalim gerçek oldu! O zaman 22 yaşında oynayacaksın deseler inanmazdım." Viyana günleri tabii son derece keyifli geçiyor. Oyun arkadaşları önce biraz gıcıklık yapmışlar ama (bunlar benim laflarım bu arada, Şahnaz katiyen böyle avam laflar etmiyor) sonra yönetmenin de yardımıyla herkes birbirine alışmış. Bu arada şarkı söyleyebildiği de keşfedilince rolü de büyümüş Şahnaz'ın.

Oyunu layikiyle sergiledikten sonra memlekete dönüyor Şahnaz ve Tiyatro İstanbul'da "Acaba Hangisi" ve "İdeal Koca" oyunlarında oynuyor. Bu günlerde harıl harıl Neil Simon'ın "Tuhaf Bir Çift" oyununu çıkartmaya çalışıyorlar. 7 Aralık'ta galası var. Bütün bunlar olup biterken Şahnaz bu arada iki reklam filminde ve de "Affet Bizi Hocam" ve "Aşkın Dağlarda Gezer" dizilerinde oynuyor.

AMACI ŞÖHRET DEĞİL
Oyununa denk geldiği için "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" filminin galasına gelemeyecek Şahnaz Çakıralp. "Buna üzülüyorum tabii. Gala, yaptığımız bir işin kutlaması. Üstelik filmi daha görmedim bile. Ama kameralara çıkamayacağım diye üzüldüğümü sanmayın." Evet şöhret pek umurunda değilmiş Şahnaz'ın. Onun tek derdi kalıcı ve saygın olmak. Ve de tiyatroya devam etmek. "Şöhret hoşuma gidiyor mu gitmiyor mu diye hiç düşünmedim. Ben bu işi yapmadan önce de insanlar sokakta yürürken dönüp bakarlardı. Biri beni tanıdığı zaman dünyalar benim oluyor diyemem. Yaptığım işi taktir ettikleri zaman mutlu oluyorum, oyundan sonra gelip 'güzelliğiniz oyunculuğunuzun yanında ikinci planda kaldı' dedikleri zaman mutlu oluyorum" diyor. Böyle de iş delisi.. Çocukluğundan beri gelen bütün mankenlik fotomodellik, tekliflerini hep elinin tersiyle itmiş. Böyle de kararlı. Hem bu kadar ilgi topla, hem de "yok kardeşim" diyecek kadar da iddialı ol, hem de çuvallama!

"Birçok dizi ve sinema teklifi de geliyor. Ama ben çoğunu reddediyorum. Seçici olmak zorundayım. Üstelik tiyatrodan asla vazgeçemem". Evet neydi tüm zamanların en geçerli kuralı? Kovalarsan kaçar, kaçarsan kovalar. Kovalanmak gibisi var mı?

"Tiyatroyu niye bu kadar seviyorsun peki?" diyorum "bilmiyorum" diyor. "Çocukluktan beri tiyatrocu olmak istiyordum. Televizyon seyreder, 'bunlar gibi olacağım' derdim. Onsekiz yaşına gelince de 'ben güzel bir kızım, dizilerde oynayabilirim' demedim. Konservatuvara gittim. Evde hep müzikaller çalınırdı, müzikaller eşliğinde dans ederdim." "İyi ama neden?" diye ısrar ediyorum "Sevmenin sebebi yoktur ki" diyor ve o güzel yeşil gözleriyle "uzatma istersen" dercesine bana bakıyor. O an düşünüyorum bu güzellik karşısında kim sağlam, kim ısrarcı durabilir ki? "Sen güzel olduğun için mi buralara geldin?" diyorum "görsel sanatlarda güzellik büyük avantaj. Ama tek başına çok geçici. Yeteneksizse güzelliğin hiçbir anlamı yok" diye cevap veriyor.

MUTLU TÖNBEKİCİ


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır