


Toy bir bakan, yeni anayasa ve yıldızlarımız Berlin'de
Dudak büktü çocuklar: "-Kordon Blö'de hayat yok!.. Mariya'yı Metin götürmüş çoktan... Klöb X' e gidelim. Ayten Beyrut'tan dönmüş, orada söylüyor" dediler. Elmadağ'dan Şişli'ye yollandık. Klöb X sevimli lokaldi. Batıya dönük gazinoların birinci ligindeki rekabet kıran kırana sürüyordu. Şampiyon da belli olmuştu: O yıl Kordon Blö yılıydı. Kimler gelip, kimler geçmişti Kordon Blö'den?
Yıl 1961 idi.
1961 yılı, Türkiye'de "ilk"ler yılıydı.
Yeni Anayasa, referandumla halka sunuluyordu. Anayasa yüzde 61 halk oyuyla kabul edilmişti. 27 Mayıs sonrasının ilk seçimleri yapılıyor, Bülent Ecevit ilk defa bakan oluyordu. 36 yaşındaki Çalışma Bakanı Bülent Ecevit "önce emek ve emekçi, sosyal haklar" diyor, ilk koalisyon iktidarının sağ kanadını gıdıklıyordu.
Karayağız Bülent, bakan olunca geleneği bozdu: "Koltuğu sağlama bağladıktan sonra pahalı bir terziye bir takım elbise ısmarlamayan İlk Türk Bakanıydı". (*) Bu tavrı da sürecekti.
36 yaşındaki Bülent "tuhaf çocuktu..." vesselam. Koskoca bakan, makamına gelen sendika liderlerini, ceketini ilikleyerek ayakta karşılıyordu. Sendikacılar onun kibarlığını yadırgıyordu: "-Hişşt arkadaşlar, bakan bey biraz toy galiba ha... Kih, kih.."
O yılların ünlü Seyfi Demirsoy'u ve Halil Tunç'u "baba sendikacılar"dı. Demirsoy ile Tunç kısa süre sonra, "çocuk bakan"ın demir iradesi ve tunç gibi kararlılığı ile tanışacaklardı. Bülent bey korkusundan kibar değildi. Ciddi durumlarda "yasa, vicdan, devlet" demekte "Nuh deyip, peygamber" dememekteydi. Politikacı-sendikacı ilişkilerini vıcıklaştırıp siyasal yatırım yapmıyordu. Demirsoy ile Tunç, genç bakan Ecevit'in üstü kadife kaplı granit olduğunu anlamışlardı.
GOL KRALININ AŞKI VE "ERKEKLER ÖPÜŞMEZ"
Futbol topunu demir gülleye çeviren Metin Oktay ile tunç vücutlu Maria Vincent tanıştığında "kral"ın ilk aşk dedikodusu yayılmıştı. Gelmiş geçmiş en büyük golcü Kral Metin Oktay'a imreniyordu İstanbul zampikleri... Yani; ortaokuldan sıra arkadaşım İnsel İmer, ağabeyi Engin, Akın Ercan ve Erdoğan, bizim Maçka çetesi yaya kalmıştı. Kordon Blö'de şarkı söyleyen "Mariya'yı Metin götürmüştü çoktan..." Şöyle yazıyordu gazeteci Sahir Özbek: "Onlar, iki kişilik kapalılıklarda mesafesiz kaldılar". Ne zekice, ne zarif üslupla yazardı rahmetli Sahir... Ve ne esprili, ne seksi kadındı Maria Vincent.
***
Metin-Maria aşkı kapalılıklarda sürerken, "toy" Çalışma Bakanı Bülent Ecevit'in zarif üslubu herkesi şaşırtıyordu, diyorlardı ki:
"-Böyle bakan olmaz birader!.. Personelden biri evlense gönderdiği çiçeğin parasını cebinden ödüyor.. Seyahatlerde yolluk almıyor, bizim otel paramızı da veriyor". Bunlar; Ecevit'in Özel Kalem Müdürü Hikmet Uluağa'nın sözleriydi.
Bazı sendikacılar, bazı siyasiler onu soğuk buluyordu: "Ne biçim adam kardeşim. Şakalaşmaz, laubali olmaz, öpüşmez!.." Ecevit, erkeklerin her karşılaşmada şapur şupur öpüşmelerinden hiç hoşlanmıyordu. Oh ne iyi yapıyormuş değil mi?
Sağcı milletvekillerini dinleyen, her görüşe saygı gösteren genç bakanın bir korkulu rüyası vardı: "Sendikacılıkta bilinçlenmesi önlenmiş Türk işçisinin istismarı... Bir kışkırtma, bir taşkınlık sonucu, filizlenen işçi hakları, daha meyvesini vermeden koparılabilirdi"(*).
***
Aynı yıl, Türkan Şoray adındaki filiz, Karagümrük'ten koparılarak dikildiği Yeşilçam'ın en meyve veren fidanı oluyordu. Soğuklarda göğsünü gazete kağıdıyla koruyan paltosuz fakir kızın, bundan böyle kürk mantoları olacaktı. Minik sandık biçimindeki "sanatçı çantası"nı yardımcıları taşıyacaktı. Otomobilinin kapısını şoförü açacaktı.
O sıralar 36 yaşındaki Bakan Bülent Ecevit ise, şoförüne kapıyı açtırmıyor, çantasını kendisi taşıyordu. Çantasını almak isteyen onca yardımcısını "Estafurullah, olmaz efendim" diyerek engellemekteydi. Makamında ziyaretine gelenlere "çaylar devletten" değildi. Bülent bey, kahve-çay-meşrubat paralarını 600 liralık maaşı ile ödemekte, ay sonunda zararlı çıkmaktaydı.
Bir de kimseye yaranamıyordu. İşveren kızıyor, sendikacı kavrayamıyor, partisi CHP içinde kıskanılıyordu. Kaderinde "zor günlerin adamı" yazıyordu.
BİR PÜRO APTALA NE, AKILLIYA NE VERİR?
Kıskançlık, Ayten Gencer ile İlham Gencer ağabeyimizi de ayırmıştı. Genç yaşında dul kalması, Ayten hayranlarının kanını kaynatmıştı: "-Haydi Klöb X'e gidelim" sözlerinin altında yatan gerçek buydu. Çapkınlara asla yüz vermeyecek "derin sesli Ayten" daha sonra Alpman soyadına dönecekti. Sonra centilmenler centilmeni yakışıklı piyanist Ümit Aksu ile evlenecekti. Eşi bu dünyadan ayrılıp, ötekine göçene kadar, tanrısına dönene kadar da ondan ayrılmadı.
"İki dünya taşıyorum içimde
fakat hiçbirini tümüyle değil
sürekli kanamaktalar
sınır, dilimin tam ortasından
geçiyor.(**)
Türkan Şoray'ın yıldızlaştığı, yıldız Ayten Alpman'ın yalnızlaştığı yıllarda eğlence hayatı hızlı ve kaliteliydi. Kordon Blö dünya şöhretlerini birbiri ardına sahneye çıkarmaktaydı. Brigitte Bardot ile başrol paylaşan dünya şöhreti Dario Moreno ve Maria Vincent gece yaşamının flaşlarıydı. Los İndios, Mario Cavaceppi, Los Paraguayos...
Sanatçı ve siyasetçi birçok ünlü yabancı Türkiye'ye gelmekteydi. Oysa, ilk askeri müdahalenin üstünden henüz 1 yıl geçmişti. Neydi bu coşku? Askerler halka baskı yapmamış, halkı rahatlatmıştı. Yeni Anayasa o güne kadar tadılmamış özgürlükler getirmişti. Yoksa, Ruhi Su sazı eline alıp da kulüp sahnelerinde Nazım Hikmet ezgileri söyleyebilir miydi?
27 Mayıs 1960 ve sonrasını, yalanla aktaranlar var. Bunlar; o yıllarda sokağa çıkmaktan korkan muhallebi çocukları ki, hiçbir şey yaşamamışlar. Birkaçı da, mantığını kinle uyuşturmuş saplantılılar.
1961 Anayasası ile, düşünce özgürlüğünü Nazım Hikmet'e, Necip Fazıl'a, Marks'a kadar açan askerdi. Politikada memura öğrenciye yer veren, işçiye haklarını sunan, demokrasiyi Türkiye'ye hediye eden askerdi. O yılları gördüm, anladım, yaşadım. Asker darbe değil "inkilap" yapmıştı. "Ordu müdahaleler yaptı da ne iyileşti?" diyerek püro dumanı savuranlara gülüyorum. "Bir püro akıllı bir adama düşünecek zaman, bir aptala da ağzına sokacak bir şeyler verir"(***).
***
Harbiye'de askerdim o yıl. Kanat Gür İtalyan şarkılarıyla parlıyor. Çayhane'de onun müziğiyle dansediyorum. Aldila şarkısıyla... "Sadece slow çal Kanat!.."
Çayhane, şimdiki Site Sineması'nın üstündeydi. Bir yıldız parlamaya başlıyor, genizden gelen sesi ve güzelliğiyle: Gönül Turgut. Yılın batı şarkıları harika: Cezayirli Bob Azzam "Cest Ecrit dans le ciel" ile ortadoğulu gönülleri fethediyor. La Violettera / Çiçekçi Kız ile güzel Sarita Montiel ki, bu esmer afetin taklitleri hemen türeyecekti. Saçını karalara boyatıp ortadan ayıran ve koluna bir sepet takan Çiçekçi Kız şovu yapmaktaydı.
1961 yılının şarkısı Latin müziğinin büyük sesi Lucho Gatica'dan... "Angustia"yı hemen her şarkıcı söylüyor İstanbul ve Ankara'nın gece kulüplerinde... İlhan Feyman ne güzel çalıyor aynı şarkıyı trompetiyle ... Çapkın İlhan Feyman, notalarıyla kulakları, aşklarıyla gönülleri yakardı.
MEYVENİN HİZMETİ DEĞERLİDİR
Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, grev, lokavt, sendika, sigorta derken Türk sinemasının sigortası atmıştı "Biz neden dış fesvitallerde yokuz?" Buyrun o zaman!.. Böylece "Kırık Çanaklar" filmi düşüyor yola ve doğru 1961 Berlin Film Festivali'ne... Filmin başrol oyuncuları Lale Oraloğlu ile Mualla Kaynak festivale katılıyor. Berlin'de sükse yapıyorlar. Dönemin sarışın bombalarında Jayne Mansfield ve kocası vücut kralı Bay Sıradan (önemsizmiş ki adamın ismini unutmuşum, sonradan hatırladım: Mickey Hargitay) bizim yıldızlarla poz veriyor. Her ikisi de daha zarif bizim kızların.
Artistlerimiz Berlin'de Ben Hur filminin yıldızı Charlton Heston ile de tanışıyor.
Bülent Ecevit de siyasetin ağır koşullarıyla...
Çalışanın hep yanında oluyor genç bakan. Bütün sosyal hakları emekçiye sunuyor. Yıllar birbirini kovalıyor. Ecevit yapıyor, sonradan gelenler bozuyor. Yapıyor, bozuyorlar. Böyle sürüp gidiyor. Sonra sorumluluk yine onun omuzlarına kalıyor.
"Meyvenin hizmeti değerlidir, çiçeğin hizmeti tatlıdır, fakat benim hizmetim mütevazı bir sofuluk içinde gölge veren yaprakların hizmeti nev'inden olsun."
Tagore/Çeviri: Bülent Ecevit. Yıl 1943.
(*) Kayhan Sağlamer / ECEVİT OLAYI, (**) Zafer Şenocak, (***) Shaw.