kapat

26.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Haydi bugün Kız Kulesi'ne..

Havalar nasıl enfes gidiyor.. Pastırması falan yok.. Resmen yaz yaşıyoruz.. Dün gece hava raporuna baktım.. 19..20.. 23 derecelerde Türkiye.. Dikkat buyurun, Kasım'ın sonundayız.. Bu iklimlere bir hal oldu ya, Allah sonumuzu hayır etsin..

Demem o değil.. Eğer İstanbul'da iseniz, haydi bu Pazar çoluğu çocuğu toplayıp Kız Kulesi'ne gidin..

Nasıl iğrenç bir mezbele idi orası.. Açık hava kenefi.. Sandalla yanaşmaya kalkardınız burnunuz düşerdi, zaten yanaşamazdınız.. Açlıktan azmış köpekler saldırırdı üzerinize..

Geceleri tam bir keşhane.. Esrarcısı orda.. Tinercisi orda.. Hapçısı orda..

Bina nasıl dökülüyor, nasıl harabe, oturur ağlardınız..

Oysa denizin ortasında bulunmaz bir inci.. Dünyanın en romantik köşelerinden biri.. Yüzyılları aşıp gelmiş acıklı bir aşk öyküsünün yuvası..

İki kıtanın ortasında duruyor. Bana sorsanız bilmem, Kız Kulesi Avrupa mı, Asya mı?.. Sadece bu konumu ile bile, dünyada benzersiz..

2500 yıl önce yapılmış. Antik Yunan'dan Bizans'a, ordan Osmanlı'ya, ordan da bize geçmiş.. Ama biz içine etmişiz.. Sözlük anlamda etmişiz. Dedik ya, açık hava kenefi idi, Hera'nın minik adası..

Hera, Afrodit rahibelerinden eski Yunan'da.. Vücudu tanrıya adandığı için aşka kapalı.. Ama yüreği yasaklamak mümkün mü?.. Yakışıklı Leandros'a tutulur..

Gece olunca Hera kuledeki ateşi yakar, Leandros, ışığı kerterizleyerek adaya yüzer, günün ilk ışıklarına kadar sevişirler, gizlice..

Fırtınalı bir gecede Hera'nın ateşi rüzgardan söner. Leandros karanlıkta, akıntıya kapılır.. Sevgilisinin boğulduğunu öğrenen Hera da, kulenin sahilinden kendisini Boğaz'ın akıntılarına bırakır.

Bizanslılar, burayı ülke girişindeki konumu dolayısı ile gümrük binası yapmışlar. Osmanlı, karantina diye kullanmış.. Hapishane diye kullanmış..

Ama hep de deniz feneri olarak kullanılmış..

Sonrası, mezbele.. Yıllarca kimse adını anmamış bu mezbelenin.. Günün birinde bir Turizm Bakanı adayı Türk turizmine kazandırmak isteyince, bizim vatansever mimarlar ortalığı birbirine katmışlar, "İstemezük" diye.. Onlar güzel olan hiçbir şeyi istemezler zaten..

Bakan buna rağmen direnmiş. Kulenin restorasyonu ve halka açılması ihale edilmiş. Ahmet Hamoğlu kazanmış. Uzmanlardan bir heyet kurup, aslına en uygun restorasyon planını hazırlatmış. Yetkili kurullardan geçirmiş.. Bir yandan da, adanın "İnsan"a açılmasını engellemek için her yola başvuran bu mimarlarla boğuşmuş, ama sonunda başarmış..

Geçen gün gittim..

Kız Kulesi bir harika olmuş.. Hele o, hatıralık eşya satan bölümleri ve en tepedeki kahve içtiğimiz minik barı enfes..

Kule'nin etrafı çepeçevre arnavut kaldırımı döşeli.. Bu nefis havada insan burada oturmak istiyor, ama masa sandalye yok.. Efendim izin verilmemiş..

Yahu bu ne iş?.. Burayı halka açacaksın, sonra böylesine güneşli bir günde insanları içeri tıkacaksın..

Hangi yönetici koymuş bu yasağı, bilmek öğrenmek isterim..

Adaya, Ortaköy ve Beşiktaş'tan tarifeli seferler var. Ama en kolayı Salacak'tan.. Çünkü orada iki motor dönüp duruyor. Gidiş, geliş ve adada bir soğuk, sıcak meşrubat 3 milyon lira.. Öğrenciye, öğretmene, yaşlıya, daha bir sürü vatandaşa 2 milyon..

Pırıl pırıl havada içerde yemeye razı olduk..

Geceleri canlı müzikle masada yemek veriyorlarmış ama, "Öğlenleri self servis" dediler.. Ayakta sıra bekleyip, kokusu tüm içeri yayılan dönerden dürüm yaptırıp masaya oturacaksınız.. Olacak şey değil..

Olmadı tabii.. Biz de birbirinden şirin hatıra eşyalarımızı alıp terkettik adayı.. Kalamış'a, marinada Develi'ye gittik.. Açık havada keyifle bir yemeğin tadını çıkarmak için..

Çıkardık da.. Gaziantep mutfağı sunan Develi'nin mezeleri dünya güzeli, ama o zaman da asıl et yemeğine yer kalmıyor.. Dikkatinizi çekerim..

Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?..
Türkiye kendiyle ne kadar gurur duysa azdır. Boru mu? Baksanıza M. Ali Ağca'dan sonra 2. İsa Mesih'imizi de çıkardık. Üstelik bu şeref Atatürk düşmanı Hasan Mezarcı'ya nasip oldu. İnsanın kendini tutamayıp Hallelujah misali "haydaa yuh yaa" diye bağırası geliyor. Yakında AB, Katılım Ortaklığı Belgesi'ne ek bir madde koydurup "İsa Mesih sayısını teke indirin" diye dayatırsa şaşırmamak lazım. Ama içimizden sadece İsa Mesihler çıkmıyor. Aramızda kendini bir çok şey zannedenler var. Peki bu tipleri nasıl tanıyacaksınız? E-Kolaaaay...

POLYANNA: Kendini Polyanna zannedenleri tanımak çok da zor değil. Memlekette patlayan her kötü haberden bile güzel bir şey çıkarır bu tipler, Belgrad Ormanı'nda tecavüze uğrasalar "neyse bi yerleri kurtardık en azından" diye teselli bulurlar. Kanguru eti yemek hoş bir deneyim, baz istasyonu yanında oturmak maceranın tadıdır onlar için. Genelde bayram trafiğinde otobüsle yolculuk yapıp kazadan sonra "nasıl olsa ambulans gelir" diye bekleye bekleye ölürler.

SÜPERMEN: Kendini Süpermen zannedenleri sol kollarının devamlı havada olmasından fiziki olarak uçamasalar bile fikri anlamda uçmalarından anlayabilirsiniz. Eğer bu kişi üstüne üstlük bir de "kriptolar"la uğraşan bir gazeteciyse karşınızda kendini Süpermen zanneden biri var demektir.

MUSA: Sadece İsa Mesihler yok aramızda. Kendini Musa zannedenler de var. Bunlar denizi ikiye ayıramasalar da, partilerini ikiye ayırabilirler. Her şeyin suyunu çıkarırlar. Su işini abartıp partilerini barajın altına sokarlar.

MEMOLİ: Kafayı dizilere takmış delikanlı kişilerdir. Zaman zaman Deli Yürek veya Aynalı Tahir de olsalar gene de favorileri Memoli'dir. Ellerine geçen parayı jöleye yatırırlar. En büyük hayalleri Memoli imajıyla bir çıtır düşürüp Memoliler'de üreme konusunda pratik yapabilmektir.

ÖRÜMCEK ADAM: Bunlar abazalıktan düz duvara tırmanan, bu yüzden her türlü benzetmeyi cinsellik üzerine kuran, takiye yapa yapa o görüşten bu görüşe dolaşan tiplerdir.

AFRODİT: Kendini Afrodit sananlar hızlarını alamayıp kendilerini aynı anda şarkıcı, film yıldızı, besteci ve overlokçu sanırlar. Çok tehlikelidirler. Kokoreç yiyerek beslenirler. Tek çare böyle birini görünce zap yapmak ya da kulakları tıkamaktır.

BAKKALGAZİ: Asgari ücretle çalıştıklarını ve evde beş boğaz beslediklerini unutup bakkala markete girerek alışveriş yapmaya kalkan bu kişiler fiyatları görünce kendilerini bir anda Bakkalgazi olarak hissetmeye başlarlar.

FATİH TERİM: Kendini Fatih Terim zannedenleri tanımak çok kolaydır. Maç esnasında yerinde duramazlar, ceketlerini bir kenara fırlatıp, sağı solu tekmelerler, yandakileri tokatlarlar. Gizli gizli İtalyanca öğrenirler.

ADAM: Bir de kendini adam zannedenler vardır. Bunların sayısı sanıldığından da fazladır. Bunları tanımanız için sizin de kendinizi Diyojen zannetmeniz yeterlidir. Elinize bir fener alıp "Adam arıyorum" diye ortalarda dolaşın, göreceksiniz.

hakanutku@hotmail.com

Pazar neşesi
Pazar neşemiz, Los Angeles'tan Kazım'dan..

Adam işten eve gelmiş.. Televizyonun karşısındaki koltuğa oturmuş ve karısına seslenmiş..

"Başlamadan önce bana bir bira.."

Getirmiş kadın..

Beş dakika sonra gene seslenmiş..

"Başlamadan önce bana bir bira daha.."

Gene getirmiş kadın.. Bir on dakika daha geçmiş..

"Başlamadan önce bana bir bira daha" diye seslenmiş gene mutfağa..

"Daha geleli yarım saat olmadı, iki bira içtin bile.. Sen alkolik bir şişkodan başka şey değilsin.." diye bağırmış kadın mutfaktan..

Gözlerini devirmiş adam:

"İşte başladı.."

Nerden çıktı bu @!..

Hani şu mesela uluch@sabah.com.tr diye internet adresi yazıyoruz ya.. Ordaki @ işte.. Neyin nesi bu diye merak ederdim. Süleyman Çavuşoğlu hissetmiş sanki merakımı bir e-mail göndermiş..

1500'lü yıllarda, yani 16'ncı asırda Latin Amerika'dan, İtalya'ya mal taşıyan Floransalı tacirler dünyaya yaymışlar bu işareti..

Hani şu altı sivri testiler var ya.. Amfora diyoruz.. Tahıl ve şarapta ölçü birimi bu, o zamanlara kadar.. Bir amfora diye uzun uzun yazmak yerine 1 @ diye yazıyorlarmış kısaca.. Floransalı tacirler, bu işareti deniz aşırı gidecek ticari malları işaretlemek için kullanır olmuşlar.

Şimdi İnternet'te dünyanın öbür ucuna bağlanıyoruz ya.. İşte ordan gelmiş bizim @!..

Bu arada, hala soranlar, hala bizi züppelikle itham edenler için bir kez daha yazalım..

uluch@sabah.com.tr deki ch, ç'nin uluslararası okunuşu değil.. Çünkü öyle birşey yok. O zaman Fransız Ş okurdu.. Alman ne okuyacağını şaşırırdı..

Ailede tonla Uluç var.. Hepsi adına soyadına nasıl sahiplenirim.. Ben Uluç Hıncal'ım..

Yani Uluç H.

Bunun internetteki yazımı da Uluch oluyor.. Hepsi bu..

EĞER
..birisini çırılçıplak görmeniz mümkün olsa, kimi seçerdiniz?.

..bugün yaşayan bir sporcu olmanız mümkün olsa, kim olurdunuz?.

.. tanıdığınız birisine bir ödül verme şansınız olsa, kime hangi ödülü verirdiniz?.

BİZİM DUVAR
Eski bir yanlış, daima yeni bir

doğrudan daha popülerdir.

Alman Atasözü

Hakan& Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Bir ülkede kişi başına düşün kiremit sayısı o ülkedeki rüzgar şiddetiyle

doğru orantılıdır.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır