Bundan 900 yıl önce yaşamış olan ünlü Fars ozanı Ömer Hayyam'ın, Hüseyin Rıfat tarafından Türkçe'ye çevrilmiş bir rübaisiyle başlıyoruz şakalara:
Paramız yok ki bir güzel sevelim
Bademiz yok ki içip de haykıralım
Demek günaha girmenin yolu yok
Çaresiz kalkalım namaz kılalım
Hayyam'ın bu rubaisinin son dizesini azıcık değiştirerek ilkokul öğretmenlerine adıyoruz:
Çaresiz kalkalım oruç tutalım
Böylece Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda laiklik'e bekçilik edelim derken, ekonomik çöküntüyü görememiş ve "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 65 basamak altına düşmüş olmamızın da kefaretini ödemiş oluruz.
Ve biliriz ki, "laiklik elden gitmesin" derken, "adam başına düşen ulusal gelir birimi" açısından evrensel tabloda 93. sıraya yuvarlanmakla, millet için orucu -sade Ramazan'da değil- sürekli olarak biz getirdik kaçınılmaz hale...
Tek avuntu bu dünyada mutlu edemediklerimizin, öteki dünyadaki mutluluk olasılığını arttırmış olmak.. Hem de Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda laiklik'e asla ihanet etmiş olmadan...
Hayyam'ın dediği gibi, para olmayınca günaha da pek giremiyor ve ister istemez cennetmekan olmaya başlıyorsun...
Ne mutlu yoksulum diyene...
Ve ne mutlu Ankara Müftüsü'nün de fetvasıyla, devletin zekat kabul edecek duruma düşürdüğü fakir fıkara öğretmenlere...
Önce ayağa kalkın. İki avucunuzu kulaklarınızın üstüne iyice bastırın. Ağırlığınızı bir ayağınızın üstüne vererek; öteki ayağınızla öne, yana, arkaya doğru adım atar gibi yapıp; sonra tabanınızı hızlıca yere bastırın.
Arkasından tabanını yere bastırdığınız ayağın üstüne ağırlığınızı verin; öteki ayağınızla aynı şeyleri yapın.
Bir adım öne gidince, tekrarlayın aynı hareketleri.
Tamam mı?
Şimdi soruyoruz:
- Bu kimin taklididir?
- Karanlıkta mayın tarlasına düşmüş bir köylünün...
- Hayır.
- Zeybek oynamaya çalışan bir aceminin...
- Hayır.
- Peki kimin?
- Türkiye'de kendince güvenebileceği bir banka bulmaya çalışanların...
Bazı çevrelerde ekonomik duruma asla dokunulmadan sadece hamaset nutuklarının çekilmesi, nasıl bir formülle çağdaş bir görünüme sokuluyor farkında mısınız?
"Önce vatan.. Önce millet... Önce bayrak" dedikten sonra, "Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda laik, demokratik ve sosyal adaletçi..." diye devam ederek...
Böylece faşizan bir hamaset, çağdaş bir kibarlığa da bürünmüş oluyor...
Özellikle kibarlık çok önemli tabii..
Zarif, anlayışlı, dramatürjik özeleştirilere açık ve evrensel bir kalitede...
Hepimiz de böyle olmak istemiyor muyuz; becersek de, beceremesek de?...
Vaktiyle çıtkırıldım bir Osmanlı efendisi, eşekle Ada turuna çıkmış. Hayvanı mahmuzlamaya çalışırken de, kibarlığı elden bırakmamak için, "ha babam, ha babam" yerine, şöyle demeye başlamış:
- Ha pederim, ha pederim...
Madem Ramazan'ın ilk günü, biz de mistik dünyanın yine o ortak vaadiyle bitirelim yazıyı:
"Sıkıntı çeken ademin refaha kavuşacaktır"
Ve yeri de malumdur:
"Öteki dünyada"...