kapat

19.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


Bilgisiz bilgelik olur mu?

Türker Alkan'a, "Bir Çift Yürek" kitabıyla ilgili tartışmayı, bilgi ve bilgelik arasındaki ilişkiye getirdiği için teşekkür etmeliyim. Zaten benim yazımda vurgulamak istediğim temel nokta da buydu. Türker Bey önce benim insan bilgisini salt bilimsel bilgiyle sınırlı gördüğümü iddia ediyor sonra da tartışmayı bilgi ve bilgelik noktasına getiriyor. Önce hemen söyleyeyim ki, eğer ben insan bilgisini salt bilimsel bilgiyle sınırlı görseydim, "bilgi de felsefe de taa başından beri vardı. Bilginin ayan beyan açıklayamadığı yerde ortaya çıkan ucu açık sorular kördüğümünü çözmek bilimin bir uzantısı olarak spekülasyon yapmak, felsefenin işidir. Bilim felsefeyi bu yüzden yiyip bitirmez, tam tersine bilim felsefenin varlık nedenidir" demez; felsefenin, sistemleşmiş bilginin yani bilimin kuyuya attığı taşları çıkarmak için var olduğunu yazmazdım.

Demek ki, felsefeyi yani cevaplanamamış sorular üzerine spekülasyon yapmayı insan bilgisinin bir parçası olarak görmüşüm. Gelelim bilgelik meselesine...

Alkan, bilgelik denen şeyin salt bilimsel bilgiye indirgenemeyeceğini söyledikten sonra bir bilgelik tanımı getiriyor. "İnsanlığın binlerce yıllık deney birikimi, sezgileri, içgüdüleri... Hepsi birden bilgeliği oluşturur."

Bu tanımdan hareket ettiğimiz anda şu soru geliyor gündeme: Peki, "İnsanlığın binlerce yıllık deney birikimi" dediğiniz şey nedir? Çölde yaşayan Avustralya yerlileri insanlığın binlerce yıllık deneyimine nasıl ulaşacak?

Bilgelik denen şeyi salt bilimsel bilgiye indirgeyemezsiniz, tamam; peki hiç bilgeliği, bilimsel bilgiyi dışlayarak düşünebilir misiniz? Alkan, bilimsel bilgiden nasibini alamamış bir bilgeliğin mümkün olabildiğini savunuyor. Ayrıldığımız nokta işte bu. Sezgiye gelince...

Sezgi vahiy yoluyla gelmez ve "ilkel" insana mahsus doğa üstü bir güç değildir. Daha önceki deneyimlerden edinilmiş sistemsiz bilginin yeni bir durumla karşılaşıldığında kendiliğinden ortaya çıkıvermesidir sezgi.

Türker Alkan'ın sandığının tersine bilimin kendisi de yalnızca ölçülebilir bilgiye, dar deneye değil, önemli ölçüde eldeki felsefi spekülasyon stokuna ve daha da önemlisi sezgiye dayanır. Doğa matematik formüller ve sayılabilir bilgiler şeklinde ulaşmaz bize. Doğaya sezgi yoluyla yaklaşmak çoğu zaman kaçınılmaz olur. Yani bilginin kaynağında sezgi kendiliğinden vardır. Ve içgüdü...

Evet, insanlık tarihi bir bakıma da içgüdülerin kaybedilişinin ya da bastırılışının tarihidir. İçgüdüler konusunda atalarımızla aramızda oluşan fark, aynı zamanda bizi hayvanlardan da ayıran farktır. Ve unutmayalım ki, medenileşme süreci içinde kaybettiğimiz ya da kontrol altına aldığımız içgüdülerimizin hepsi analık içgüdüsü kadar masum değildir. Bu yüzden içgüdüyü bir "bilgelik kaynağı" olarak tanımlayıp yüceltmeden önce bir kez daha düşünmek gerekir.

***

Bilgelik, elbette ki bilimsel bilgiye indirgenemez ama onsuz da düşünülemez. Bilgelikle karşılaştığımız her yerde, bölük pörçük de olsa, sistemsiz de olsa bilimsel bilgiyle karşılaşırız. Dikkat edin, kabilenin Bilge Kişi'si, genellikle o bilimsel bilgiden en fazla nasibini almış kişidir. O, şifalı otları ayırdetmeyi, doğal olayların periodlarını diğer üyelerden daha iyi bilir. Bu yüzden kafasında cevap bekleyen daha çok soru vardır. Ve bu yüzden de daha çok spekülatif bilgi üretebilir. Kısacası, kendi kabilesine göre, "bilge" sayılabilir. Ama "insanlığın binlerce yıllık deney birikimini" gerçekten kucaklama olanağına kavuşmuş uygar insanla kıyaslandığında bu bilgeliğin pek naif kalması da kaçınılmazdır.

***

Alkan'ın "bilme" ve "hissetme" ayrımı üzerinde ise ayrıca duracağım. Ama şimdilik şu kadarını söyleyeyim ki, bu ayrım, Alkan'ı tam da "korktuğu" noktaya düşürüyor: Dört dörtlük bir pozitivizme ve kaba materyalizme...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır