


Tahtakuşlar
Edremit'ten Çanakkale'ye giderken... E-24 karayolu üzerinde... Akçay'a beş kilometre kala... "Sağa" bir köy yolu ayrılır.
"Tahtakuşlar" köyünün yolu.
Bu köy yolunda "iki kilometre" ilerleyince...
Daha doğrusu "tırmanınca..."
Kaz Dağları'nın eteğindeki Tahtakuşlar köyüne ulaşırsınız.
Köyün girişinde bir "müze" göreceksiniz:
Unesco'nun "Destek Ödülü" ile onurlandırdığı "Özel Etnografya Galerisi."
Galeride, Köy Enstitüsü mezunu, emekli öğretmen Ali Kudar'la tanışırsanız...
Hem de "herşeyi" anlatır.
***
Tahtakuşlar'da "vurdu... Kırdı" yok.
"Kaçırdı... Tecavüz etti" yok.
"Taciz bile" yok.
Ya "ne" var?
Ali Kudar dedi ki:
- Örf, adet, gelenek var.
Ayrıca...
Adına "Çamaltı Mahkemesi" denilen bir de halk mahkemesi var.
***
İki kişi arasında bir "sorun" mu çıktı?
"Çamın altında" mahkeme... Halk jürisi toplanır.
"Tarafları" dinler.
Ve "kararını" verir:
- Sen haksızsın... Yanlışını düzelt.
"Haksız taraf" hatasını düzeltir.
Düzeltmezse...
"Mahkeme" üç ay sonra yine toplanır.
"Haksız kişiye" ceza verir:
- Sen, şu kadar süre ile "düşkünsün." Bu sürenin sonuna kadar, bu köyde, kimse seninle konuşmayacak.
"Düşkünlük" onur kırıcı.
Kimse "düşkünlüğü" göze alamaz.
Ve hemen "uzlaşır... Özür diler... Yanlışını düzeltir."
***
Tahtakuşlar köyü, 1800'lü yılların ortalarında "Orta Asya'dan Toroslar'a... Toroslar'dan Kaz Dağları'na göçen" Tahtacı Türkmenleri'nce kurulmuş.
130 hane.
600 nüfuslu.
Okur-yazar oranı "yüzde yüz."
Üniversite mezunu sayısı 36, lise mezunu sayısı 68.
"Aç ve açıkta" kimse yok.
Haftada bir (Perşembe akşamları) her ev, bir başka eve "bir kap yemek" gönderir.
Geçinmek için "memur maaşı yeter de artar bile."
Köyün "önderlerinden" Ali Kudar dedi ki:
- Eser özünden kopmadıysan... Yalanın, dolanın yoksa... Yeniliğe açıksan... Çağdaşsan... Sosyal adaletten şaşmıyorsan... Ve Atatürkçü'ysen... Başımızın üzerinde yerin var...
***
Köyde "ihtiyarları" gördük... Bastonsuz... Sapasağlam.
Çocukları gördük "yüzlerinden kan fışkırıyor."
Köyün "doktoru... Eczanesi" yok ama... "İlacı" pek çok.
Örneğin...
Sarıkız Çayı... Damar açıcı... Gaz söktürücü... Ağız, boğaz, diş eti hastalıklarına "birebir."
Mor Kekik.... İsterseniz, yünlülere "naftalin yerine" kullanabilirsiniz.
İsterseniz "şekeri düşürsen diye" suyunu içersiniz.
Biberiye... Beyin damarlarını açar... Migrene iyi gelir.
Zeytin Otu... Karabaş Otu... Yüzük Çayı... Kantorun Otu... Kazdağı Göknarı... Pelin... Beyaz Çiçekli Kekik... Limon Kokulu Kekik... Dağ Nanesi...
Uykusuzluk çekiyorsanız "Mersin Yaprağı."
Bunlar "Kaz dağlarının eteklerinde çıkan... Doğadan fışkıran" ilaçlar.
***
Orda bir köy var, "İstanbul'a 450 kilometre uzakta..."
"O köy bizim köyümüzdür."