


Piyasa kilitlenir mi?
Bu hafta ekonomide ilginç bazı gelişmelere şahit olduk. Hafta ortasında gecelik faizler yüzde 100'leri gördü. Bono faizleri ise uzun bir aradan sonra tekrar yüzde 40'ın üstüne tırmandı.
Nadin Taşcıoğlu Cuma günü Sabah Ekonomi bölümünde bu süreci anlatan yazısına "Piyasa kilitlendi, faiz yükseldi" başlığını koymuş.
Faizdeki yükselmenin kamu maaşları, disponibilite yada programa güvensizlik gibi etkenlerle açıklanmayacağını anlatıyor. Sektördeki morallerin bozukluğuna ve tedirginliğe işaret ediyor.
Nedenlerini anlamak için fazla uzağa gitmek gerekmiyor. Bankalar heyecanlı günler geçiriyor. Her gün yeni bir bankanın sıkıntıya düştüğü rivayeti çıkıyor.
Çıkartan kim? Biraz araştırınca, genellikle dedikoduların sektörün içinden kaynaklandığı anlaşılıyor. Belli ki bazıları bu gerginlikten yararlanıp rakiplerini yıpratmaya çalışıyorlar.
Başkaları faizin tekrar yükselmesinin kendi lehlerine olacağını düşünüyor olabilir. Eminim, iyi niyetle yada kamuoyundaki heyecanın gazına gelerek yanlışlar yapanlar da vardır.
Ama sonuç değişmiyor. Bu tür olaylardan esas zararlı çıkacak olan bankacılık kesimidir. Dolayısı ile bütün bankalardır. Hatta, Türkiye ekonomisidir.
REEL EKONOMİYE YANSIR
Türkiye'de mali kesimle reel ekonomi arasındaki karşılıklı bağımlılık çabuk unutuluyor. IMF ve Dünya Bankası'nın desteği ve baskısı ile başlayan mali kesim reformu polisiye bir olaya indirgeniyor.
Elbette polisiye kısmı var ve çok önemli. Egebank ve Yurtbank'ta açıkça soygun yapıldığı ortaya çıktı. Ama diğerlerinde durumu bilmiyoruz. Ekonomik koşulların değişmesi, yetersiz özkaynak yada kötü yönetim gibi etkenler, suistimal yada soygun olmadan da bir bankayı sıkıntıya sokabilir.
Bankacılık sisteminde yaşananlar, bir kaç yoldan reel ekonomiye olumsuz etkiler yapacaktır. Birini bu hafta yaşatık. Faizler yükselir. Ekonomik canlanma yerini tekrar durgunluğa bırakır.
Bir diğeri, bu bankaların sanayi, ticaret, inşaat, vs. diğer sektörlerde çalışan bir grubun içinde yer almaları halinde ortaya çıkar. Bankadaki sorun, grup şirketlerini müşkül durumda bırakır. Nakit yönetimi zorlaşır.
Böylece yeni bir fasit daire başlar. Diğer bankaların da grup şirketlerindeki riski artar. Mecburen kredi musluklarını keser, kredi hacmini daraltırlar. Nakit sıkıntısı ve likidite sorunları tüm ekonomiye yayılır.
Bu tür süreçler bir defa başlayınca, durdurmak çok zordur. Mali kesim dışındaki iflaslar mali kesimi zayıflatır. Mali kesimdeki zayıflama sanayi ve ticareti sıkıştırır. Böylece sıradan olabilecek bir gelişme kısa sürede mali piyasaların kilitlenmesine, oradan da büyük bir ekonomik krize dönüşür.
BAŞKA YERLERDE OLDU
Türkiye gibi uzun süre yüksek enflasyonla yaşamış iki ülkenin enflasyonla mücadele sürecindeki deneyimlerine bakmakta büyük yarar görüyorum.
Arjantin ve Brezilya, 1990'larda bizim gibi döviz kurunu nominal çapa olarak kullanarak enflasyonu tek haneli sayılara indirdiler. Her ikisinde de bankacılık sektöründe büyük bir kriz yaşandı.
Mali kesimdeki sorunların reel ekonomiye yansımasını engelleyecek tedbirleri zamanında almadılar. Bu ihmalin bedelini çok ağır ödediler. Büyüme durdu. İşsizlik ve beraberinde gelen sosyal sorunlar arttı.
Aynı tatsız gelişmeler pekala Türkiye'de de yaşanabilir. Hükümeti uyarmak istiyorum. Bankacılık kesimindeki çalkantıyı reel ekonomiye en az zarar verecek şekilde yönetmek için çaba göstermeleri gerekiyor.