Hükümet biliyorsunuz geçen yıl deprem felaketi geçirmemizin ardından "haklı olarak" bazı vergiler salmıştı. Türkiye çok büyük acı yaşamıştı. Kaynaklar deprem bölgesine akıtılmıştı, ayrıca bu bölgede ekonomiyi büyük sıkıntıya sokan maddi zarar çok ağırdı. Bunun üzerine bazı kalemlere ek vergi konmuştu.
Ancak hükümet bu vergilerin yeniden alınmasını istiyor. Ek vergilerin üstelik yüzde 56 zamlanarak yeniden salınması için gerekli kanunun maddeleri Meclis'ten geçiyor. Bu durumda aralık ayında hepimizi çok ağır vergiler bekliyor demektir.
Bu arada bununla yetinmeyen hükümet bir de üstüne "Geçim Standardı Vergisi" koyacak. Aylık geliri 500 milyon liranın üstünde olanlardan "Sen çok zenginsin" denilerek ayrıca bir daha vergi alınacak. Bravo, en güzel yol bu zaten. Başarısız ol, işleri yüzüne gözüne bulaştır, ekonomideki hedefleri şaşır, sonra açığı kapatmak için dön vatandaşın cebine saldır.
Son birkaç gündür, herkes burnundan soluyor. İşçi temsilcileri, esnaf odaları, sanayiciler ve hatta büyük patronlar, holdingler öfke içinde. Özellikle işçi ve esnaf kuruluşları "Vergi ödememe" kampanyası açmayı düşünüyor.
Geçen hafta size gelmeye başlayan önerileri yazmıştım. Diyorlardı ki "Örneğin özel iletişim vergisini ödemeyelim. Bu durumda cep telefonu şirketleri telefonumuzu kesecek. Bırakın kessinler. Aynı anda 2 milyon 3 milyon telefonun kesilmesi bile başlıbaşına büyük olaydır. Kamuoyunun tepkisi ancak böyle gösterilir."
Diğer vergileri de ödemek istemeyen pekçok kişi soruyor: "Diyelim ki 3/4 milyon kişi bu ek vergileri ödemedi. Ne yapılacak herkes ceza mı görecek, herkes hapse mi atılacak. Eğer bunu toplumsal olarak yapabilirsek, iktidarlar da akıllarına estiğinde vergi salamazlar." Anladığım kadarıyla önümüzdeki günlerde bazı kitle örgütleri bu kampanyayı açacaklar.
Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti:
Kadının davetine, yaşlılardan biri yanıt verdi:
"Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz" dedi.
Ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı: "Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı, Zenginliktir" dedi. "Bu yanımda oturan arkadaşımın adı Başarı, benim adım ise Sevgi'dir.
Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra Sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu:
"Şimdi evinize gidin ve eşinizle başbaşa verip, bir karara varın dedi. "İçimizden yalnızca birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin, kararınızı bize bildirin."
Kadın, Sevgi'nin önerisini eşine anlattığında adam "Aman ne güzel, ne güzel" dedi. "Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden Zenginlik'i davet ederiz ve evimiz de bir anda Zenginlik'e kavuşmuş olur."
Eşinin kararına itiraz etti kadın.
"Başarıyı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım?" dedi.
Sonra tekrar başbaşa verdiler. "Aslında galiba en iyisi Sevgi'yi davet etmek. Hem ona yardımcı olmak bize de mutluluk verecek" kararını verdiler.
Bu karar üzerine kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu:
"İçinizde hanginiz Sevgi'ydi.Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun..."
Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve Sevgi'nin arkasından, eve doğru yürümeye başladılar.
Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, Zenginlik'le Başarı'ya sordu:
"Siz niçin geliyorsunuz?" dedi. "Hani sadece biriniz gelebilirdi?".
Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte yanıt verdiler.
"Eğer içimizden yalnızca Zenginlik'i ya da Başarı'yı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik" dediler. "Fakat siz Sevgi'yi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize."
Ve kadının "Niçin?" diye sormasını beklemeden, Zenginlik ve Başarı sözlerini şöyle sürdürdüler:
"Çünkü Sevgi'nin olduğu her yerde, biz Zenginlik ve Başarı da her zaman, onun yanında oluruz."