Halkta, kirliliğe karşı yıllardır birikmiş haklı bir öfke var.
Fakat yıllardan beri ilk kez de, kirliliğin üzerine kararlılık ve cesaretle yürüyen bir hükümet var...
Ecevit-Bahçeli ikilisi ve onların sağlam bakanları ile bürokratları, kirliğin üzerine cesaretle yürüyorlar.
Evet, ciddi bir "kavşak"tayız.
Ama bu kritik kavşakta kirliliğe "küfür" etmek yetmez!
Ya, kirliliğin üzerine yürüyen Ecevit-Bahçeli ikilisine destek vereceğiz...
Ya da, hükümetin attığı cesur adımları art niyetli olarak kösteklemeye çalışan bir kısım çevrelere aldanacağız.
Sağduyulu vatandaşları ayrı tutuyorum.
Unutulmamalı ki, aldıkları kararlarla kirliliğin üzerine üzerine yürüyen Tantan gibi bakanlar ve Temizel gibi bürokratlar, Ecevit ve Bahçeli hükümetinin kararlılığı doğrultusunda çalışıyorlar. Mesut Yılmaz da doğru çizgide saf tutuyor.
Ama sırf bu "yürekli isimleri" değil, tüm hükümeti desteklemeliyiz.
Peki, Egebank kepazeliğini fırsat bilerek, bankaları zarar eden bütün işadamlarını Murat Demirel ile aynı kefeye koyan zihniyete ne demeli?
Ahmaklıkları ve kalleşlikleri o kadar açık ki!..
Temcit pilavı gibi bir tek şey söylüyorlar:
"Hırsızları atın içeri!"
Çok cafcaflı bir laf ama içi bomboş! Çünkü hiç kimse "hırsızı" savunmuyor, savunamaz da...
Hayatında bir bakkal dükkanı bile açıp çalıştırmamış olup da banka marifetiyle milyon dolarları cebe indirmiş olan Murat Demirel'i, "aman içeri atmayın, kurtarın" diyen bir tek kişi yok ortada!..
Ama elma ile armut karıştırılmaz.
Bankaları zarar etti diye...
Alın Eskişehir'in en başarılı, çalışkan ve onurlu ailelerinden Zeytinoğlu Ailesi'ni tıkın içeri...
Alın Ege'nin yıldızı Yaşar grubunu, yerlerde süründürün!..
Ve hatta alın fabrikalarında halen 30 bin kişinin çalıştığı Cavit Çağlar'ı, sırf intikam duygularınız tatmin olsun diye, bacağından asın!..
Bir tek kriminal olaya karışmamış, suç işlememiş bu işadamlarının "zarar etmiş olmaları", idam fermanlarının çıkartılması için yeterli mi acaba?
İntikam ile ne geçer elimize?
Devlet, o zaman batan paraları tahsil edilebilecek mi?
Yoksa, işleri ve üretimleri devam ettiği takdirde mi, batan paralar daha kolay kurtarılacak?
Hiçkimse, hazineden çıkarın milletin parasını onlara verin, demiyor.
Savunduğumuz tez şudur:
Yıllardır sanayileşme çabası içindeki ülkemizde, büyük sanayi kuruluşları oluşturmuş, binlerce kişiye iş ve ekmek imkanı yaratmış bu grupları, bankacılıkta zarar ettiler diye cezalandırmanın ülkeye en büyük zarar olacağı gerçeğidir.
Bir tek kişiye iş imkanı sağlamak için ne kadar yatırım yapmak gerektiğini biliyor musunuz?
Tam 100 bin dolar!..
Yanlarında çalışan insan sayısı ile çarpın bakalım bu işadamları ne kadarlık yatırım yapmışlar.
Ayıp, yanlış ve günahtır da!..
Birtakım çevreler, rakipleri yokolup gitsin diye veyahut da, sırf eski komünist hiddet ve öfkeleri yüzünden hükümeti atmakta olduğu sağlıklı adımlar nedeniyle yıpratmaya çalışıyorlar...
Bilmedikleri bir şey var:
Türkiye bu hükümetin arkasında!
Boşuna çırpınıyorlar...
Sadece hasta ruhlarını ve kalleşliklerini ortaya koyuyorlar...
Ve ülkeye en büyük gizli zararın tezgahını döndürüyorlar!..
İşte hırsızlık budur!
TanImam etmem, hayatımda da bir kez bile görmedim.
Ancak Şişli eski belediye başkanı Gülay Atığ ile nikah masasına oturunca tanıdığımız ve Gülay hanıma soyadını veren Orhan Aslıtürk, meğer ne cevher adammış, ben de sizin gibi gazetelerden okuyorum.
Kurduğu 200'e yakın naylon şirket ile, 4 katilyon tutarında "naylon fatura" düzenlemiş...
Ve devletin, hayali ihracat yani haksız KDV marifetiyle milyonlarca dolar dolandırılmasına önayak olmuş...
Bu KDV denilen belanın milleti, "topyekun hırsızlığa" teşvik ettiğini geçende açık açık yazmıştım.
İşte bir kez daha ispatlandı, nasıl soygunlara yolaçtığı, hem de ne facia boyutta!
Orhan Aslıtürk beyfendinin devletimizi dolaylı yoldan nasıl becerdiği tabii ki beni de ilgilendiriyor ama daha çok farklı iki nokta zavallı merakımı celbediyor.