Çoğu diplomat, yetkili, gazeteci "Katılım Ortaklığı Belgesi" diye söyleyip, yazıyor ya doğru değilmiş. Türkiye-Avrupa Birliği İlişkiler uzmanı ve hukuk profesörü İzzettin Doğan, doğru kavramın "Ortaklığa Katılım Belgesi" olduğunu söyledi.
Bir ortaklık var...
Adamlar kurmuşlar, yürütüyorlar.
Biz de ona katılacağız...
Bu onun belgesi...
Belgede tarif yapıyorlar, "Avrupa nedir, ne değildir" iyice anlayın.
Avrupa acaba ne?
Bizim için yepyeni bir hukuk...
Yepyeni bir adalet...
Yepyeni bir ekonomi..
Yepyeni bir siyaset...
Yepyeni bir sistem...
Çalışalım, çabalayalım...
Uyuma gelelim...
Uyuma gelemezsen, Avrupa'ya vidalanamazsın. Şanzıman dişlilerinin birbirini kavraması gibi, kavrama noktasını bulmalısın.
Avrupa bize kalın gelmesin...
İfadeler özgür olsun.
Toplum sivil olsun.
Savunmalar işkencesiz...
Savcılar bağımsız...
Hakimler özgür...
İdam cezası kaldırılmış...
Bölgeleri dengeli...
Zengin-fakir uçurumu kalkmış.
Sunnisine de aynı hak...
Alevisine de aynı hak...
Her şeyde saydamlık...
Her alanda şeffaflık...
Reformlara devam.
Özelleştirmeye durmadan devam.
Avrupa hukukuna uyuma devam.
Avrupa mevzuatına uyuma devam.
Fikri ve sinai mülkiyet hakkı.
Vergilerin vergi etiğine uyumu...
Önü tıkanmamış tam rekabet.
Kişiye, zümreye, sınıfa kayırma yok.
Bütünüyle kayıtlı ekonomi...
Kayıtsız işleme geçit yok...
Mafyaya, çeteye aman yok...
Devleti soyana göz yumma da yok...
Denk bütçe, enflasyonsuz hayat...
Yaz yaz bitmez...
Sırala sırala tükenmez...
İçindeki azınlıklara; Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Yahudilere, kim ben azınlığım diyorsa ona kültürel haklarını ver. Hatta biraz daha ileriye giderek istiyorlarsa "özerkliklerini" de tanı. Almanlar Yahudileri kesti ama sonradan özür diledi.
İşte Avrupa bu!
Avrupa'yı iyi belleyin...
Bilerek girin...
Avrupa işinize gelmiyorsa...
Girmeyin...
Ve üç şart:
Kıbrıs sorunu...
Ermeni sorunu...
Kürt sorunu...
Avrupa bu! Anlayın, ona göre girin...
Tamam bunları anlayalım. Demek ki, Avrupa bu diyelim ve "Ortaklığa Katılım Belgesi"ni de imzalayıp, bu yolda yürüyelim. Fakat Avrupa'nın dürüstlüğüne inancımızı nasıl sürdürelim?
Bugün 3 şart diyorsun...
Yarın 23 şart demeyeceğini...
Nereden bilelim?
Samimiyetinizi görelim...
Tam rapor görüşülürken...
Hiç ilgisi yokken...
Dedeleriniz Ermenileri öldürmüştü diye "gerçekliği kanıtlanmamış..." bir iddiayı çıkartıp sürmenin samimiyeti nerede? Kürtçe TV ve radyo, azınlık kültür hakları türü "zaman içinde güle oynaya, halay çeke, Türkçe ve Kürtçe şarkı söyleye söyleye belli bir olgunluğa ulaşmaya aday" konuda bu tezcanlılık niye?
Türkiye bir samimiyet sergiledi.
Sergiliyor...
İmralı'da Apo'nun yargılanması ve sonraki gelişmeler bile Türkiye'nin olaya "Abdullah Öcalan bir katildir, asılması gerekir, fakat biz intikam peşinde değiliz. Biz terörü ve kardeş kavgasını bir daha başlamamacasına kazıyıp, silmek peşindeyiz" diye akıl süzgeciyle bakmaya başladığını ortaya koydu.
İşte Apo asılmadı, orada duruyor.
Çocuklarını şehit vermiş anneler, babalar da "Bizim çocuklarımız başkalarının çocukları ölmesin diye şehit oldular" diyerek acılarını içlerine gömdüler. Ve Apo, İmralı'daki duruşmalarda şunları da açıkladı:
Avrupalılar pasaport verdi.
Evler hazırlandı...
Kiliseleri aracı yapıp para topladılar.
Bu paraları PKK'ya aktardılar.
Böylelikle Hristiyanlık dininin mabedini bile Türkiye'yi kanlı bir hayalle bölmek için kandırılmış gençleri koruyarak, kollayarak, silahlandırıp eğiterek insan kanı akıtma aracı haline getirilmesine omuz verdiler.
Apo, çok net olarak açıkladı. Öğrendik:
Avrupa Türkiye'ye hainlik yapmıştı.
Türkiye bunu bile unuttu...
Bu da onun samimiyetini gösteriyor.
Peki Avrupa'nın samimiyeti nerede?
Bugün 3 şart diyor...
Yarın 23 şart demeyeceğini nereden bilelim?
Diyebilir...
"Avrupa işte bu..." diyelim.
Şanzımanın dişlileri...
Gacur... Gucur....