Hükümetin ekonomi ile ilgili kararları üstünde kuşku ve baskı yaratmanın mutlaka bir amacı olması gerekir.
Bu amacı iyi tahlil etmek lâzım..
Fon'a devredilen bankaların dahil oldukları gruplara ait işletmelerin kapanmasını önlemek amacıyla hükümetin yöneldiği tedbirlere az da olsa itiraz sesleri geldi.
Kamuoyunu kışkırtmaya yönelik itirazlar, yapay bir haklılık zemini yaratmak uğruna yalana başvurdu. Hükümetin çabası "batık banka kurtarma" ve "şirket kurtarma" biçiminde değerlendirildi.
Hükümet Sözcüsü Yücelen böyle bir niyetin kesinlikle bulunmadığını belirtti.
Gerçekten de iktidarın amacı, ekonominin üretim kaybına uğramasını ve işsizler ordusuna binlerce yeni insanın katılmasını önlemektir.
Değer üreten kârlı işletmeler çalışmaya devam ettikleri takdirde kamuya olan borçlarını ödeme imkânlarını kullanacaklar, bu durum da kamu alacaklarının kayıpsız tahsilini sağlayacaktır.
Bu ekonomik ve sosyal tedbir, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun yetkilerini kullanmasını önlemeyecektir.
Çünkü bu kurum bağımsız bir otoritedir. Fon'a devredilen bankalarda kötü yönetimin veya hortumlamanın kusur ve suçu tespit edildikçe bunların hesabı sorulmakta ve sorulacaktır.
Hükümetin üretimi ve istihdamı gözeten tedbirleri, bu denetimin ekonomik ve sosyal maliyetini büyütmeyeceği için, bankacılık otoritesi görevini daha etkin biçimde yapabilecektir.
BDDK Başkanı Temizel dün "Hükümetten görmemiz gerekenin üzerinde destek görüyoruz. Kesinlikle, ne fren, ne de frenleme söz konusudur" dedi.
İktidar icraatını eleştirme hakkına en fazla sahip ana muhalefet partisi dahi hükümet yönelişinin temelindeki mantığı kavramıştır.
Fazilet lideri Kutan dün "Ekonomiye zarar verecek bazı gelişmelerin önlenmesi istikametinde bir çalışma yapılacaksa bunu tasvip ediyoruz" dedi.
Ticari rekabet hırsının ve ideolojik düşmanlık hıncının körlüğü ile malül azınlık dışında herkes, yolsuzluklara karşı kararlılık ve bir o kadar da adalet bekliyor.
Yolsuzluklara karşı savaşta cesaretini kanıtlayan iktidar, umuyoruz bu iki beklentinin de güvencesi olacak.
Yaydan çıkmış oka benzeyen af, bu temeli bir ölçüde zayıflatacaktır. İktidar, cezaevlerini bu sayede kontrol altına alacağı sözünü gerçekleştirirse hasarı azaltma şansı doğacak.
Ama şöyle bir tehlike var:
Çıkacak olan af yasasının eşitlik ilkesine uymadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi ve 1974 affında olduğu gibi cezaevlerinin "kaza ile" toptan boşalması..
Yani devletin ve milletin canına, malına, ırzına saldırmış terörist canilerin, çetelerin, soyguncuların da, hukuk boşluğundan yararlanması..
Tasarıyı hazırlayan hükümet ve kararı verecek olan meclis böyle bir kazaya asla fırsat vermemek zorundadır.
Çünkü böyle bir felâket toplumda ne güven bırakır ne de ümit..