Tüm bu gelişmelere rağmen Türkiye-AB ilişkilerine soğukkanlı bir şekilde yaklaşmakta yarar var. Her zaman olduğu gibi bu sıcak gündem bir süre sonra yerini Türkiye-AB ile ilişkilerin olağan seyrine bırakacak. Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimize karşılıklı ekonomik bağımlılık açısından baktığımızda Türkiye'nin Avrupa'ya, Avrupa'nın ise Türkiye'ye ihtiyacı olduğu gerçeğini görmek mümkün.
Bir süredir Avrupa'nın yaşadığı ekonomik canlılık beklenmedik bir istihdam açığının doğmasına sebep oldu. Avrupa'nın uzun bir süre sonra tekrar yakalamayı başardığı bu dinamizmi sürdürebilmesi için bu açığı kapatması gerekiyor. İstihdam açığını sanıldığının aksine sadece bilişim sektörünü kapsamıyor ve diğer ana sektörlere de yayılıyor. OECD tarafından yayınlanan son "Uluslararası Göç Eğilimleri Raporu" Avrupa'daki durumu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. İngiltere'ye son sekiz yıl içerisinde giren yabancı işçi sayısı tam üç misline yükselerek 64.500'e ulaşmış. Ekonomisini besleyebilmek için yılda 100.000 civarında kalifiye yabancı çalışana ihtiyacı olan İngiltere yabancılara çalışma izni verme şartlarını hafifletmeyi düşünüyor. İtalya'da ise son 6 yıldır süren canlanma sonucu ülkeye 166.000 yabancı işçi kabul edilmiş. İtalya hemen tüm sektörlerde yabancı işçiye ihtiyaç duyuyor.
Geleneksel olarak işsizlik sorunuyla uğraşan Almanya ve Fransa'da bile bu yeni durumun izlerine rastlamak mümkün. Ülkeye giren yabancı sayısında son yıllarda büyük bir değişiklik olmamasına rağmen Alman hükümeti kısa bir süre önce bilişim alanında 30.000 yabancıya çalışma izni vermeyi düşündüğünü açıkladı. Bu yıl büyüme rekoru kıran Fransa'da da aynı şekilde kalifiye yabancı işçilere teklif edilen iş sayısının dörde katlandığı görünüyor. Fransa'nın TÜSİAD'ı olarak tanımlayabileceğimiz MEDEF'in kısa bir süre önce hazırladığı ve "İşgücü Açığı" başlığını taşıyan rapora göre gıda, ticaret, bilişim, kimya, konfeksiyon ve tekstil, işgücü ihtiyacının hissedildiği sektörlerin başında geliyor. Rapora göre istihdam açığı KOBİ'lerin yanı sıra büyük firmaları da etkiliyor.
Avrupa'nın serbest dolaşımdan çekinerek Türkiye'yi tam üye yapmak istemediği düşüncesi belki de bir süre sonra tarihe karışacak. Avrupa'nın yakaladığı büyüme trendi önümüzdeki yıllarda da devam ederse işgücü açığı daha da artacak. Türkiye, tarihi, coğrafi ve kültürel konumu sebebiyle Avrupa'nın istihdam açığını kapatabilecek nadir ülkelerden biri. Güncel olayların sıcaklığından arınıp genel trendleri gözlemlemek ortaya apayrı bir Türkiye-AB ilişkileri tablosu çıkarıyor. AB üyeliği provokasyonlardan uzak, Türkiye'nin milli menfaatleri doğrultusunda karşılıklı ekonomik bağımlılık temeline dayanan bir yaklaşımdan geçiyor.
MURAT PEKSAVAŞ