1 Şubat 1979: döndü
Destekçilerinin kısaca 'AĞA' dediği Humeyni, 15 yıl sürgünde kaldı. Şah kaçınca Tahran'a döndü. Havaalanında onu milyonlar karşıladı
Humeyni, Şah'tan hemen karşılık gördü. Evini basan askerlerce tutuklandı. Onun tutuklandığı haberi yayılınca halk bir anda ayaklandı. Karakollar, gizli servis binaları, bakanlıklar saldırıya uğradı. Şah'ın sarayı bile bundan nasibini aldı. Maşhad'da, Kum'da, İsfahan'da binlerce taraftarı devlet binalarını işgal etti. Çatışmalarda resmi verilere göre 380 kişi öldü ve yaralandı. Gerçek sayı bunun çok üzerindeydi.
Humeyni vatan hainliğiyle suçlandı. Şah göstericilere 25'er riyal verildiğini açıkladı. Savak, Lübnan'dan gelen bir casusu milyonlarca riyalle yakalamıştı ve sorgulamada paraları Mısır lideri Nasır'dan önemli bir dini kişiliğe vermek için aldığını itiraf etmişti!
Ancak cezalandırmanın, Humeyni'yi bir kahraman haline getireceğinden korkan Şah yönetimi onu serbest bırakmaya karar verdi. Ancak bir evde göz hapsinde tutulacaktı.
Dini kesim üzerindeki baskı da artmıştı. Otobüsler durdurulup, sarık ve cübbe giyenler aranıyor, medrese öğrencileri her vesileyle gözaltına alınıyordu. Öğrenciler bu baskıya kendi yöntemleriyle karşılık verdiler. Gözaltına alınmamak için sakallarını kestiler, hatta dikkat çekmemek için kravat bile takmaya başladılar.
Apar topar Türkiye'ye sürgüne gönderildi
Bir yandan da sabah erken saatlerde kalkıp bildiriler dağıtıyorlardı. Bildiriler bakkalların paket kağıdı olarak kullanılmaya başlandı. Böylece rahatça ve hızla dağıtılıyordu.
10 ay sonra Humeyni'nin ev hapsi bitti ve Kum'a döndü. Mücadelesi sürüyordu. 1964'te hükümet ülkedeki Amerikalılar'ın dokunulmazlığını artıran bir yasa tasarısı çıkarmaya karar verince Humeyni "büyük şeytan" kartını da eline geçirdi. "Bu ihanet" diyordu, "Ülkeye ihanet ettiler. Kuran'a ihanet ettiler."
4 Kasım 1964'te bir kez daha gözaltına alındı. Bu defa doğruca havaalanına götürüldü. Eline bir pasaport tutuşturuldu: Türkiye'ye gidecekti. (Humeyni'nin Türkiye günleri daha önce SABAH'ta ayrıntılı bir biçimde anlatılmıştı.)
Petrolden gelen para silahlanmaya gidiyordu
Humeyni'nin sürgün edilmesi İran'daki hareketliliği durduramamıştı. Başbakan Mansur kurşun yağmuruna tutularak öldürüldü. Şah'a başarısız bir suikast girişimide bulunuldu.
Bunun üzerine Şah, Savak'ın başına acımasızlığıyla bilinen General Nematullah Nasıri'yi getirdi. Nasıri, İslam Devrimi'ne kadar ülkede terör estirecekti.
Petrol fiyatlarındaki artış ekonomiyi rahatlatmıştı ama para ABD'den alınan silahlara gidiyordu. Şah, İsrail'i destekleyen tutumlar sergileyip Filistin davasına karşı çıkınca halk gözünde meşruiyetini iyice yitirdi.
İran'daki muhalif örgütler Lübnan'da Filistin Kurtuluş Örgütü ve Emel Örgütü kamplarında gerilla eğitimi alıp İran'a geliyorlardı.
Silahlı mücadeleye destek vermiyordu
Ancak Humeyni onlara mesafeli bir tavırla yaklaşıyor, silahlı mücadeleye karşı olduğunu dile getiriyordu: "Zamanı gelmedi; başarılı olamaz."
Bu arada Humeyni, Paris'e geçmişti. Burada, daha sonraları önemli roller üstlenecek olan Beni Sadr'ın evinde kalmaya başladı. Paris yakınlarındaki dört katlı ev konuklarla dolup taşmaya başlamıştı. Yüzlerce Batılı gazeteci bu etkileyici adamı görmek için villaya geliyordu.
Gelenler çok önemli konuklar olmadığı sürece Humeyni bağdaş kurup otururdu. İnsanlar elini öpüp oturduktan sonra dertlerini anlatırlar, o dikkatli bir tavırla dinlerdi.
Bir muhabirin izlenimleri şöyleydi: "Bizi karşılamak için hiçbir şey yapmadı. Öylesine bakmakla yetindi. Küçük bir odanın köşesine konulmuş minderlerin üzerinde, gözlerini yere eğmiş oturuyordu. Şimdiye kadar 20'nci yüzyılın birçok önemli lideriyle tanıştım. Ama hiçbiri onun kadar etkileyici değildi."
ABD Başkanı Carter 7 Aralık 1978'de Şah'ın kaderine İran halkının karar vermesi gerektiğini açıkladı. Şah'ın tutunacak dalı kalmamıştı. Amerika'nın bu açıklaması Humeyni'nin ekmeğine yağ sürmüştü.
16 Ocak'ta iyice hastalanan Şah ülkeyi terk etti; bir daha da dönemeyecekti.
Humeyni haberi sabah namazını kıldığı sırada aldı. İçeri dalan bir yardımcısı heyecanla, "Tahran radyosunda Şah'ın ülkeyi terk ettiği söylendi" dedi. Humeyni sukünetini korudu. "Başka" diye sordu. Konuşma burada bitti.
GÖRKEMLİ KARŞILAMA
1 Şubat 1979'da Humeyni ülkesine döndü. Milyonlarca kişi tarafından karşılandı. Yaşlı adam 1964'te sessiz sedasız ayrıldığı Tahran Havaalanı'nda 20'nci yüzyılın en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmiş bir komutan olarak dönüyordu.
Halk için Humeyni kendi isteklerini dile getirebilecek bir lider, bir umut sembolüydü. İran'ın dört bir yanında insanlar heyecanla "Ağa"nın dönüşünü konuşuyordu.
Humeyni cahiliye devrini bitirip İslam'ın ışığını getiren bir peygamber gibi görülmekteydi.
SON DARBE
Orduda karışıklık başlamıştı. Hava kuvvetlerindeki bir grup teknisyenin Humeyni'ye bağlılıklarınını bildirmesinden bir gün sonra Kraliyet Muhafızları Tahran'daki hava üslerini bastı. Militanlar teknisyenlere yardıma koşunca çatışmalar tüm Tahran'a yayıldı.
Humeyni teslim olmayan birliklere karşı cihat ilan edeceğini açıkladı. Karar hoparlörlerle bütün ülkeye ilan edildi. Gerillalar Kraliyet Muhafızları'nın kışlalarına ve Amerikan askeri birliklerine saldırıya geçtiler.
Gelişmeler üzerine Yüksek Askeri Konsey daha fazla kan akmasını önlemek için ordunun tarafızlığını ilan ettiler. Devrimin önündeki en büyük engel böylece kalkmıştı.
YARIN
"O bir buldozer, bense nazik bir otomobilim..." Kim, niye söyledi?
Humeyni hangi süper devletin başkanını İslam'a davet etmişti?
3 Haziran 1989... Ölmeden önce
karısına ve çocuklarına neler dedi?
|