İnsanlık tarihinde büyük değişimlere neden olan tarım ve sanayi dönemleri kapanmış, bilgi ve enformasyon çağı başlamıştır. Dünya üzerindeki bütün ilişkileri (siyasi-sosyal-ekonomik-askeri vb.) etkileyen ve yeni bir yapılanmayı zorunlu hale getiren bu yeni döneme; televizyon ve internet yayınları, bilgisayar, mikro elektronik ve uydu teknolojileri damgasını vurmaktadır.
Bilgi üretmek, düşünceyi bilgiye dayandırmak, kısaca her türlü hizmet ve faaliyeti sağlıklı bilgilerle gerçekleştirmek, günümüzde geçmişe göre daha önem arzetmektedir.
Teknoloji ve iletişim araçları sayesinde her geçen gün küçülen bir dünya ve büyüyen bir kainatta yaşayan insanların, yüzyıllardan beri süregelen hayat telakkileri ve yaşam biçimleri; bilgi üretimi ve akışı sayesinde değişmekte, sembol ve imaj üreten kültür sektörünün etkisiyle de yerel ve bireysel özelliklerin yerini; zihniyetlerin, kimliklerin ve kişiliklerin üretimi ve standartlaşması almaktadır. Kültürün, ekonominin bilgiyle doğru orantılı olarak geliştiği ve insanı şekillendirdiği bir dünya oluşurken; ülkemizin "Uluslararası Bilim Atıf Endeksi"nde yapılan ilmi araştırma sayısı itibariyle sıralamaya bile girememesi bizleri düşündürmelidir. Bu bakımdan üniversitelerimizin bilimsel araştırmalara daha fazla yer verebilmesi için ihtiyacı olan kaynakların mutlaka temin edilmesi gerekmektedir.
Bilindiği gibi dünyada kalkınmışlık ve ileri gitmenin temel göstergeleri arasında, o ülkede yayınlanmış kitap sayısı ve eserlerin tirajı da gösterilmektedir. Nüfusu 65 milyona ulaşmış olan ülkemizde yayınlanan eserlerin basım adedinin istenen düzeyde olmaması, kültür hayatımız açısından üzüntü verici bir durumdur. Günümüzde okur-yazar oranının % 0'lar düzeyine ulaştığı halde, okuma alışkanlığının buna paralel olarak artış göstermemesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir durumdur. Aynı üzücü durum tirajlarını yıllardır arttıramayan gazete ve dergiler için de söz konusudur.
Uzmanlığı, özel bilgisi ve sertifikası olanlarla olmayanlar arasında ciddi sınıf farklılıklarının oluşmaya başladığı dünyada; şekilcilikten ve radikallikten uzak sağduyulu, akılcı toplum oluşturmanın yegane şartı; çocuklarımıza ne düşünmeleri gerektiğinden ziyade, nasıl düşüneceklerini öğretmektir. İlimde, fende ve teknolojide ilerleme kaydeden toplumların, dünya konjonktüründe söz sahibi oldukları bir gerçektir.
Bilgi, milletlerin hayat standardını yükseltmekte, milli varlıklarına güç kazandırmaktadır. İlimde geri kalan milletlerin; fertlerini çağın zorunlu kıldığı gerekli bilgilerle eğiten güçlü toplumlara hizmet ederek ömürlerini geçireceği bir döneme girildiği, BM'in 1998 yılında yayınladığı "İnsani Kalkınma Üstüne Rapor" da açıkça görülmektedir. Buna göre 1960'da dünya nüfunun en zengin ülkelerde yaşayan % 0'sinin geliri, en yoksulların gelirinden 30 kez fazla iken, 1995'te bu fazlalık 82'ye ulaşmış bulunmaktadır.
Toplumlarda eğitim-öğretim toplumsal meselelerin başında geldiği gibi, insana ve insanın yetişmesine verilen önem de; eğitim-öğretime verilen önemle birlikte incelenmektedir. Ekonomik aile, okul ve çevre gibi üç ortamda sürdürülen bu faaliyetin bilinçli ve sistemli, ama mutlaka toplumun özünü oluşturan ve onu ayakta tutan değerler göz önünde bulundurularak gerçekleştirmesi gerekmektedir. Böyle yapıldığı takdirde toplumun sahip olduğu değerlerin muhafazası ve inkişafı, nesilden nesile aktarılarak devamlığının sağlanması suretiyle toplumda; birlik, beraberlik, ahenk, dirlik ve düzenliğin temini mümkün; ferdin de içinde yaşadığı topluma intibak ederek mesut olması, kabiliyetlerinin geliştirilmesi, dengeli ve sıhhatli bir şahsiyet kazanması sağlanmış olacaktır. Aksi takdirde birbirini yadırgayan, anlamayan bireylerden oluşan içinde birlik ve ahengin olmadığı bir toplum ortaya çıkacaktır.
Bu itibarla, özünde okumaya, öğrenmeye ve ilme en büyük önemi veren İslam Dini mensuplarının, eğitime, kültüre ve teknolojik gelişmeye herkesten daha çok taraftar ve hazırlıklı olması gereklidir. Bunun, sadece bina yapmak anlamında "okullaşma" teriminden ibaret zannedilmesi fevkalade yanlış olur. Eğitim ve öğretim; toplumun bütün fertlerini kapsayan ve onların zihni, ruhi, bedeni ve kültürel kabiliyetlerini yükseltmeyi hedefleyen bir gayret olarak idrak edilmelidir.
Ülkemizin sosyo-ekonomik yönden ve buna paralel olarak eğitim-öğretim seviyesi açısından istenilen düzeye ulaşması için eğitim-öğretim metot ve teknikleri konusunda bütün imkanlar seferber edilmeli, topyekün yardımlaşmak suretiyle vakit geçirilmeden gerekli atılımlar yapılmalıdır. İnanıyorum ki; bunu başardığımız takdirde ülke ve millet olarak dünya milletleri arasında saygın yerimizi alacak ve geleceğe ümitle bakmamız mümkün olacaktır.
Unutulmamalıdır ki gelecek, geçmişten ders alarak bugünü iyi değerlendirip geleceğe hazırlananların olacaktır.
Gelecek hafta buluşmak üzere...