Bir sorunu doğru çözmek istiyorsak, birçok açıdan irdeleme yapma zorunluluğu var.
Kürtçe TV meselesini de...
Nesnel planda...
1- Teorik açıdan...
2- Pratik açıdan...
3- Ulusal şartlarda...
4- Uluslararası şartlarda...
Etraflıca düşünmeli ve ayrıca...
5- Subjektif getiri ve götürüsünü de hesaba katmalıyız.
Kürtçe TV yayınlarına izin verilmesinin, teorik açıdan hiçbir sakıncası yoktur.
Ülkemizde Türkçe'yi bilmeyen, Kürtçe konuşan insanlarımız varsa, onlar için konuştukları dilde tv ve gazete yayınının yapılmasına ortam yaratmak, teorik olarak "özgürlüklerin genişletilmesi" anlamına gelir.
Demokrasinin bir kanaldan daha oksijen almasını sağlar.
Bu uluslararası şartlar açısından bakıldığı zaman da böyledir...
Avrupalı parlamentelerin bir "dayatması" anlamında değil, dünya demokrasisinin bir şartı anlamında Kürtçe TV özgürlüğü, uluslararası şartlara da uygun düşer.
Subjektif getiri ve götürüsüne bakınca... Kürtçe konuşan insanlar, evlerinde Kürtçe bir istasyonu dinleme özgürlüğünü elde ettiklerinde kendilerini daha iyi hissedeceklerdir.
Kürtçe bilmeyen ve konuya hiç ilgi duymayacak kitleler içinse, böyle bir yaklaşım esas olarak "kültürel bir fantazi" düzeyinde kalacak, küçük bir azınlık içinse, tabiidir ki ilk başlarda "sinir bozucu" olacaktır.
Şimdi gelelim meselenin "pratik" boyutuna:
Acaba bunun pratikte uygulanabilirliği ve yararı ne olacaktır?
Türkçe konuşan ezici çoğunluk bu yayına dönüp bakmayacak bile...
Kürt olup kürtçe bilmeyenler de, bu saatten sonra oturup Kürtçe öğrenmeye başlamayacaktır.
Öyleyse esasta, herkes için "anlaşma köprüsü" haline gelmiş Türkçe ile hayat devam edip gidecektir.
Asıl problem, yeni Kürt kuşakların hangi dille yetişeceği sorunudur.
Eğer Kürtçe ile yetişirlerse, daha ilerde Türkler'le irtibat kurmakta zorlanacaklar, hayatın devamı için binlerce tercümana ihtiyaç doğacaktır.
Sorunun, düşünülmesi en zor boyutu budur.
Fakat bunu da ille masa başında çözmek zorunluluğu yok. Hayata bırakmak ve izlemek gerekir.
Son olarak:
TRT'nin, yani devletin, Kürtçe yayın yapması, sakildir, yanlıştır, gereksiz bir zorlamadır.
"Türkçe televizyonculuk" yapması bile gereksiz olan devletin, bir de "Kürtçe televizyonculuğa" kalkışması abestir. O halde, gerekli özgürlük ortamı yaratıldıktan sonra...
Kürtçe tv yayını, müteşebbislere bırakılmalıdır.
İsteklisi ve müşterisi var ise, isteyen yatırımını yapar, kadrolarını kurar ve şıkır şıkır bir Kürtçe istasyon kurar, isteyen de dinler...
Yeter ki insanlar öyle bir istasyonu dinlemekte "özgür" ve "güvende" hissetsinler...
Bence devletin yapacağı budur.
Devlet ortam yaratır, oturup kürtçe yayın tasarlamaz!
Böyle af bizden başka nerede görülmüş? Batı'da böyle bir şey yok!
Türkiye'de çıkarılmış afların genellikle hukuki değil, siyasi amaçlı olduğu bir gerçektir. Ama Batı'da af olmadığı yanlış.
İngiltere'de Blair Hükümeti, 98'de binlerce mahkum ve tutukluyu "şartla" serbest bıraktı.
İtalya ise 1947'den beri, bu yöntemi 20 defa uyguladı.
Önemli olan affın, "sosyal barışı" hedeflemesi, politik yatırıma dönüşmemesi, "hukuk" performansını yükseltici olması, ayrıca pişmanlığı ve toplumsal ıslahı güçlendirmesidir.
Ama kamu vicdanı, her zaman "doğru"ya ışık tutmayabilir.
Çünkü kamu vicdanı ayrı şeydir, sosyal ve politik bilinç ayrı şeydir.
Hatta "toplumsal psikoloji" çok çok ayrı şeylerdir.
Çarpıcı bir örnek vereyim:
Son seçimlerde, seçmen kitlesi, CHP'yi cezalandırdı. Bu bir çeşit referandum gibiydi. Kamu vicdanı, CHP'yi Meclis dışına itti.
Çünkü CHP, gensoru ile hükümetin düşüşünü hazırlamıştı. Kamu vicdanı tavrını "siyasi istikrar"dan yana koyarken, "siyasi kirliliğe" karşı çıkan CHP'ye tokadı yapıştırdı.
Seçim öyle dedi diye, sonuç doğru mu olmuş oldu?
Kaldı ki, Türkiye'de kaç seçim, "doğru" kararlarla sonuçlandı?