kapat

17.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


İrtica-ölçer

Hükümetin Cumhurbaşkanı Sezer'den dönen memur kıyımına ilişkin Kanun Hükmünde Kararname'yi Meclis'ten yasa olarak çıkarmak için milletvekillerine baskı dahil her yolu kullanacağı ve bu tasarının önümüzdeki günlerde gerek Meclis'te gerekse hükümette büyük bir krize sebep olacağı şimdiden anlaşılıyor.

KHK krizi sırasında, tartışmalar daha çok usül üzerinde yoğunlaşmış, itirazlar böyle bir konunun Meclis by-pass edilerek KHK olarak çıkarılması noktasına odaklanmıştı.

Şimdi bir yasa tasarısı söz konusu olduğuna göre, artık içerik konusundaki tutumlarımızı netleştirmek ve "devlet kadrolarına sızmış bölücü ve irticai unsurların ayıklanması" meselesine nasıl baktığımızı ortaya koymak durumundayız.

***

Yasaların suç saydığı yıkıcı, bölücü ya da irticai eylemlere katılanların, ister devlette isterse özel sektörde çalışsınlar, yargılanmaları ve cezalandırılmaları gerektiği konusunda bir tartışma olamaz. Böyle bir tartışma, hukuk devletini inkar demektir.

Burada sorun, irticai ve bölücü eylemin varlığının kim tarafından ve nasıl tanımlanacağı noktasında ortaya çıkıyor.

Tasarı, "irticai eylem" kavramını tamamen soyut bir kavram olarak bırakırken, suçun varlığını tesbit yetkisini de bağımsız mahkemelerden alıp idarenin müfettişlerine terkediyor.

Müfettişlerin bu yetkilerini nasıl kullanacaklarını anlamak istiyorsak, şu somut örneğe bir göz atalım:

Adalet Bakanlığı müfettişleri Mustafa Kılıçhan ve İsmail Turgut tarafından, 3 Ekim tarihinde İstanbul 2. İdare Mahkemesi ile İstanbul 8. Vergi Mahkemesi'nin hakim üyelerinden savunma istemek amacıyla yollanan resmi yazıda şöyle deniliyor:

"Sosyal ve ailevi yaşantınız ile eşinizin benimsediği çağdaş olmayan giyim tarzı itibariyle laiklik karşıtı düşüncelere yakınlık duyduğunuz hususunda kanaat uyandırdığınız, evinize gelen misafirleri 'haremlik-selamlık' ağırladığınız ve odanızda ilahi dinlediğiniz ileri sürüldüğünden üç gün içinde savunmanızı göndermeniz..."

Şimdi soruyorum:

Müfettişlerin "suç" olarak niteleyip savunma istediği konuların arasında bir "eylem" gören var mı?

Hani, irticai ve bölücü eyleme katılanlar hedef alınacaktı?

Bir insanın karısının başörtüsü kullanması ya da evinde misafirlerini belli bir biçimde oturtması ya da ilahi dinlemesi ne zamandan beri "eylem" oldu?

Bu tek örnek bile, müfettişlerin hedefinin eylem değil, inanç ve yaşam tarzı olduğunu; devlet kadrolarının ayıklanmasından kastın, suç olan eylemlere katılanların değil, belli bir yaşam tarzını benimseyenlerin devletten uzaklaştırılması olduğu besbelli.

Aranan, soruşturulan şey eylem olmayıp da inanç olunca, teşhis de zorlaşıyor tabii. İnsan dediğin kavun değil ki, dibini koklayıp ayırasın.

O zaman geriye iki somut kıstas kalıyor; Bir; sözkonusu devlet memurunun karısı, kızı başını örtüyor mu? İki; sözkonusu devlet memuru İmam Hatip mezunu mu? Bu iki kıstas, devlet içinde yuvalanmış "mürteci kadroları" açığa çıkarmak için bir nevi irtica-ölçer olarak kullanılıyor.

Şimdi bu tasarının yasalaştığını ve devlet kurumlarında bir jurnalcilik döneminin başladığını düşünün.

Ne yapacak o "mürteci" denen valiler, hakimler, savcılar, kaymakamlar, müsteşarlar, polisler, öğretmenler?

Karılarının başını açamazlar. Diplomalarını da yırtıp atamazlar. Demek ki "iyot" gibi açığa çıkacak ve ayıklanacaklar!

***

Başörtüsü hakkında o kadar çok yazdım, o kadar çok söyledim ki, burada o konuya tekrar girmeyeceğim. Ama bu defa bir başka tehlikeye dikkat çekmek istiyorum:

Dikkat edelim, bu gidişle İmam Hatip Lisesi mezunları, bu liselerin devletin kendi vatandaşlarına karşı düzenlediği bir provokasyon olduğu duygusuna kapılacaklar... Onyıllardır süren büyük bir provokasyon!

Devlet, bu okulları hem kendi elleriyle kuruyor hem de mezunlarını tek tek fişliyorsa; İmam Hatip mezunu olmak, giderek bu toplumda damgalı eşek gibi yaşamaya benziyorsa, başka türlü hissetmeleri nasıl beklenir?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır