


Şahinler diyaloguna dönüşmemeli
Avrupa Parlamento'sunun soykırım maddesini birdenbire ve bu üslupla Türkiye'nin önüne çıkarması ağır bir tahrik niteliğinde.
Avrupa diplomasi kulislerini bilenler, bu üslubun hiç de alışılmış bir şey olmadığını, amaçların uzun vadeli müzakerelerle ve yumuşak ifadeler içinde eritelerek ortaya konduğunu bilirler.
Oysa bu kez Avrupa Parlamentosu ağır ifadelerle Türkiye'nin "dalına basıyor".
Kamuoyu zaten Avrupa tarafından "itilip kakılan" bir ulus olmanın kuşkucu yaklaşımıyla ikircikli bir tutum içindeyken, Avrupa metinleri ateşe benzin döküyor.
Bu işin Avrupa açısından pek de övünülecek bir diplomatik başarı olmadığı belli.
Peki bizim açımızdan durum ne?
***
Güngör Mengi dünkü yazısında "Alın AB'yi başınıza çalın!" türünden tepkilerin yanlışlığına dikkat çekiyor ve "İdeal sahibi bir ülke olmanın aklını ve sabrını kazanmamız lazım." diyordu.
Bu görüş doğru.
Avrupa'nın bu yersiz çıkışı karşısında Türkiye'de hamaset dalgalarının kabarması ve Avrupa Birliği karşıtı görüşlerin güç kazanması beklenebilir.
Bu tutum Avrupa Birliği üyeliğimize karşı olan çevrelerin ekmeğine yağ sürecek.
Atatürkçülük ve bağımsızlık sloganları altında Avrupa Birliği'ne karşı duygusal seferberlik ilan edilecek.
Oysa Gazi, Kurtuluş Savaşı içindeyken bile Batı ülkelerini karşısına almamaya dikkat ediyordu.
Bu yüzden onun Avrupa'ya hakaret eden, halkı Batı'ya karşı kışkırtan hiç bir cümlesine rastlayamazsınız.
Oysa o dönemdeki "Batı", İstanbul'u ve Türkiye'yi işgal etmiş, Sevr antlaşmasına imza atmış ve Yunan ordusunu Anadolu'ya çıkarmıştı.
Kısacası Türkiye'nin kanına ekmek doğramak istemişlerdi.
Atatürk bütün bunları görmesine ve onların desteklediği ordulara karşı savaşmasına rağmen, Türkiye'nin çağdaşlaşma yolunun Batı'dan geçtiğini biliyordu.
Bu yüzden stratejisini büyük bir titizlikle kurdu ve savaşı kazandıktan sonra uygarlık ibresini Avrupa'ya doğru çevirdi.
Ülkenin eğitimini, giyimini, alfabesini ve bütün kurumlarını Avrupalı bir Türkiye yaratılması amacına yönlendirdi.
***
Bu tutumdan bir ders çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.
Bazı odakların, hamaset edebiyatına sığınarak Avrupa Parlamentosu'nun yadırgatıcı kararını, AB karşıtı bir propagandaya dönüştürmesi yanlıştır.
Türkiye, belki de AP içindeki bazı şahinlere karşı da mücadele ederek Avrupa Birliği üyeliğini elde etmeli.
Bunun için AB ilişkileri, Türkiye'deki ve Avrupa'daki "şahin"lerin hırçın diyaloguna dönüşmemeli.