kapat

17.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Bol keseden devlet kutlaması

Geçen hafta 90 yaşın üzerindeki bir eski sanatçının 72. sanat yılı Kültür Bakanı İstemihan Talay himayesinde kutlandı. Bakanlık milyarlarca lira (duyuma göre sadece sanatçılar için 60 milyar) harcayarak İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçılarını İstanbul'a taşıdı ve AKM'de Semiha Berksoy adına bir gece düzenledi.

Türkiye'de başarılı genç sanatçılar desteklenmediği için geleceği başka ülkelerde ararken, yaşamlarının her yılında birçok eserde rol almış sanatçılar dururken Kültür Bakanlığı'nın neden hiç kimsenin operadan pek hatırlamadığı, daha çok tiyatro sanatçısı olarak (o da uzun yıllar önce) çalışmış birine masraflı bir opera gecesi düzenleyerek kutlama yaptığı dikkatimi çekmişti ama yazmamıştım.

Geçenlerde tesadüfen bir yerde karşılaştığım Semiha Berksoy ve kızı Zeliha Berksoy'la yaptığım kısa bir konuşma daha doğrusu tek taraflı bir tartışma sonucunda yazmaya karar verdim.

Tatlı talı sohbet ederken kendisine şu soruyu sormak istedim:

"Sizin uzun yıllar önce operada çok kısa bir süre çalıştıktan sonra Genel Müdür Aydın Gün'le anlaşmazlık nedeniyle ayrıldığınızı ve ondan sonra tiyatro ve resim alanında çalıştığınızı duydum. Gerçekten opera sanatını kısa bir süre mi yaptınız?" ama tamamlayamadım sorumu..

Daha Aydın Gün adını duyar duymaz Semiha ve Zeliha Berksoy birlikte bağırmaya başladılar. Bu bağrışma esnasında Semiha Berksoy operaya uzun yıllar yönetici, rejisör, sanatçı olarak hizmet vermiş olan Aydın ve Azra Gün çiftinin, dünya çapında operada adımızı duyuran Leyla Gencer'in başarısız ve yeteneksiz olduklarını, tek büyük sanatçının kendisi olduğunu, yüksek dramatik sopranoluğunu vb. haykırırken ben doğal olarak Aydın ve Azra Gün'den, Leyla Gencer'den takdirle sözettim.

Bunu duyunca, hemen 2. perdeye -benim o dakika Prof. Adnan Çoker Sendromu adını verdiğim- geçti ve en tiz yüksek dramatik soprano sesiyle "Siz gazetecisiniz, sanattan ne anlarsınız, biz sanatçılar anlarız sanattan" şarkısını söylemeye başladı.

Bu şarkıdan sonra ona çocuk yaşlarımdan başlayarak Türkiye'de ve diğer ülkelerde sahnelenen çok sayıda opera ve baleyi birkaç kez izlediğimi ama kendisinin sesini hiç duymadığımı, ayrıca yazarların da kafalarını dekor olarak gezdirmediğini ve sanattan sadece sanatçıların anlaması tezinin anlamsızlığını söylemenin bir yararı olmazdı tabii.

Yine de yaşına ve mesleğine saygımdan o sinir içinde odadaki grubun önünde sarfettiği diğer sözleri buraya almıyorum. Daha sonra Zeliha Berksoy yapılan hatanın büyüklüğünü farketmiş olmalı ki hazırlattıkları "72. Yıl Kutlaması" kitabını bana göstererek annesinin büyük sanatçılığını anlattı.

Birbuçuk opera
Ben de belki yaşım dolayısıyla sanatlarını izleyememişimdir, duymamışımdır diyerek kısa bir araştırma yaptım. Kendisinin yakın çevresinden, bazıları okul arkadaşı olan, sanat dünyasının dört değerli ismiyle konuşarak operadaki çalışmalarını sordum.

Bunların bazıları Berksoy'u sadece tek perdelik bir operada dinlediklerini, diğerleri ise toplasanız birbuçuk operada rol aldığını söylüyorlar. Sanat dünyasında çoğunluk bu gerçeği bilirmiş ama korkudan kimse pek açıklayamazmış. Nedense (!) pek bir korku salmış etrafa Berksoylar.

Tekrar ediyorum, davranışıyla beni hayal kırıklığına uğratmasına rağmen sanata öyle ya da böyle hizmet ezmiş bir büyüğe saygım var. Bununla birlikte Kültür Bakanlığı'na sorma hakkım da var:

İstanbul Devlet Opera ve Balesi dururken neden milyarlar harcanarak İzmir'den sanatçı getirtiliyor?

Ve operaya, tiyatroya hayatı boyunca ciddi şekilde hizmet verenlere kutlama yapılmaz ve hatta bir kısmı acımasızca görevlerinden alınırken uzun yıllar önce bir iki opera eserinde rol almış bir sanatçıya neden gece düzenleniyor?

Tarihi tarihçilere bırakmak!
Ermeni soykırımı tasarısı konusunda Fransa kaybedildi. Avrupa Parlamentosu da soykırımı Türkiye'yle ilgili AB karar tasarısına soktuktan sonra bizim Dışişleri Bakanlığı'mız "AB ile ilişkilerimiz zedelenir. Ayrıca AP milletvekillerinin bir bölümünde tarih ve Türkiye kompleksi var" dedi. Geç tepkiler ve geç üzüntüler..

AB ile ilişkilerimiz zedelenirse hangi taraf daha çok zarar görür?

Bu kararlar parlamentolarda kendiliğinden alınmıyor. Fransa'da da, İngiltere'de de, diğer Avrupa ülkeleri ile ABD'de de Ermenilerin yıllardır ve son bir yıl içinde de yoğunlukla sistemli bir kampanya yürüttükleri bir sır değil. Açıkça bilinmekteydi, bizler yazmaktaydık, çeşitli ülkelerde yaşayan onbinlerce Türk'ün oluşturduğu bir haberleşme ağına sahip olan Turkish Forum her gün İnternet'de kendini paralamaktaydı.

O günlerde biz de aynı gayretle bir karşı kampanyayı yürütseydik bu sonucu önleyebilirdik.

Onun yerine ne yaptık; Cumhurbaşkanımız çıktı ve "Tarihi tarihçilere bırakalım" dedi. Biz tarihçilere bıraktık, onlar bırakmadılar, her vatandaşlarıyla amaç için çalıştılar. Aradaki fark bu.

Turkish Forum şimdi de "Hiç değilse şu andan itibaren Türkiye dışında yerleşmiş Türk toplulukları Ankara'nın önderliğinde hızlı bir faaliyet yürütsün" diyor.

Onlara kulak verelim. Ve çalışalım. Çalışalım!

"Orda bir köy var uzakta.."
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki sıkıntılarla ilgili yazılardan sonra karşılaştığım herkes aynı soruyu soruyor:

Neden bu bölgelere zorunlu hizmet konmuyor?

Ekonomik ve sosyal dengesizliğin sıkıntılarını yaşayan bütün toplumlarda devletin olanaklarından daha iyi yararlanmış insanlar, aynı şansı kullanamamış kitleler ve yöreler adına özveride bulunmak zorundadırlar. Buna karşın en uygar toplumlar bile sorunu gönüllü katkılarla halledememiş ve yasayla mecburi hizmet şartı getirmişlerdir. Bizde ise askere, polise mecburi hizmet var, mühendise, doktora, öğretmene yok.

Ya ceza verilerek gönderilen kalitesiz elemanlar gidiyor bu bölgelere veya batıda ve büyük şehirlerde iş bulamayan deneyimsiz meslek sahipleri. Oysa her yaştan ve deneyimden elemana, gerektiğinde tartışmasız bir süre için gitme zorunluluğu konmalı. Böylece hiç değilse dönüşümlü bir sistem kurulmalı.

"Orda bir köy var uzakta

Gitmesek de, görmesek de

O köy bizim köyümüzdür"

dizelerini okulda bize coşkuyla söyletirler ama gerçek payının sıfır olduğu deneyimle sabit; gidip görmediğimiz, çalışmadığımız köyler asla bizim olamıyor!

Digi-Türk Okurlarımızdan gelen telefon ve yazılı istekler bazen o kadar yoğun oluyor ki gecikmeden yer vermek gerekiyor. Bir haftadır en çok itirazlardan biri de Digi-Türk'ün uygulamasına..

İki ay önce sık sık verdiği reklamlarla bütün kanalları 8 milyona izleteceğini söyleyen firma, üye kayıtlarını yaptıktan sonra fikir değiştiriyor ve rakamı 17 milyona çıkarıyor. Bu para içine eve taktığı aletlerin kirasını da 3 milyon TL olarak ekliyor. Hem de her aboneden 35 milyon depozit aldıktan sonra. "Şu anda onların 8 milyon dedikleri kanallardan daha çoğunu PTT'nin kablolu yayınıyla zaten 2 milyona alabiliyoruz. Onun için de kendimizi kelimenin tam anlamıyla kazıklanmış hissediyoruz" diyor çok sayıda okurumuz.

Digi-Türk uygulamasının hiç de dürüst bir uygulama olmadığı anlaşılıyor.

Bu değişikliğin nedenini hepimiz merak ediyoruz, umarız bir açıklama gelir.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır