kapat

17.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


"Senden yazar olmaz kızım!.."

Amerikalı genç kız, yazar olmaya karar vermiş..

Bizde yazar olmak kolay.. "Ben yazar oldum" diyorsunuz, oluyorsunuz..

Orda zor.. Genç kız mektebine gitmiş, yazarlığın..

İlk derste bir kompozisyon ödevi vermiş, yazarlık hocası.. Kız da döktürmüş, elinden geldiğince..

Ertesi gün hoca sınıfta, notları okuyor, kağıtları eleştiriyor. Kıza demiş ki, "Sen dersin sonunda odama gel.."

Gitmiş kız.. Masanın üzerinde kağıdı.. Hocanın koyduğu kırmızılardan, kızın yazdıkları nerdeyse görülmüyor..

"Sınıfta, seni arkadaşlarının yanında mahcup etmek istemedim" demiş, hoca.. "Ama uzun lafın kısasını söyleyeyim mi?.. Senden yazar mazar olmaz. Yol yakınken kendine yapabileceğin bir meslek seç.."

Böylece, daha başlamadan bitmiş, genç kızın yazarlık macerası.. Gitmiş tıp okumuş, mikroskopi uzmanı olmuş, Marlo Morgan..

Bir Çift Yürek yazarı, yazarlık okulundan "İflah etmez, umutsuz vaka" diye pasaportu erken verilenlerden yani.. Bu yüzden de, Avustralya'da yaşadıklarını bir kitap olarak kaleme almayı düşünmemiş bile.. Torunlarını çok seviyor ya.. "Benim yaşadıklarım onlara hayatlarında yardımcı olur" diye günlük anılar olarak yazmış ki, çocuklar okusunlar..

Sade çocuklar değil, yakınlar da okumuşlar ve öyle bayılmışlar ki, ısrar etmişler.. Öyle kitap olmuş..

Amerika'da kısa zamanda bir milyon satmış.. Ardından 32 dile çevrilmiş, 40 bilmem kaç ülkede yayınlanmış. Yayınlandığı her yerde best seller olmuş.. Hollywood derhal film haklarının peşine düşmüş.. Yayınevleri "Aman, devam et, yazmadığın ne kaldıysa onları da yaz" diye peşine düşmüşler.. Bu ilk kitap çocuklar için ya.. Kafasından elemiş yazarken bazı olayları Marlo.. Elediklerini planlamış, daha iki kitap için.. Biri Sonsuzluğun Mesajı.. Şimdi Türkiye dahil dünya piyasalarında.. Öteki de yakında geliyor..

İşte size, bilimsel uzmanların "Senden yazar olmaz" dedikleri kızın hikayesi..

İyi mi?..

Marlo'nun yazar olmaması, best seller olmasının sırrı bence.. Çünkü yazdıkları, sadece yaşadıkları ve izlenimleri.. Hayal gücünden bir şey katmıyor. Edebiyat, felsefe yapmaya kalkışmıyor. En basit dille, en basit insanın anlayacağı gibi yazıyor.. Bu yüzden onu, okuma yazma bilen herkes okuyor ve anlıyor..

Bunlar tabii edebiyat eleştirmenlerince ayıp şeyler.. Basit, açık, anlaşılır olursa edebiyat olmaz, yazan da yazar olmaz..

Türker Alkan, Radikal'de çok şirin bir yazı yazmış, ben, Marlo ve Gülay Göktürk üzerine.. Gülay fena halde çattı ya Marlo'ya..

"Hıncal Uluç'un sevimli (Teşekkürler) bir yanı var. Bir şeye kafasını takınca, takıyor. Şimdi de Marlo Morgan'ın 'Bir Çift Yürek' adlı anı romanına takmış, hergün bundan bahsediyor" diyor..

Vallahi, iyi de ediyorum.. Kafayı bir rezilliğe takıp, her sabah okuyucunun zaten dertlere boğulmuş kafasını iyice bozmaktansa, bir güzelliği yakaladığın zaman peşini bırakmamak daha hoşuma gidiyor..

Olumsuzlukları yazan tonla beyin var zaten, gazete köşelerinde.. Bir tanesi de güzelliklere taksın, kime ne zararı var?.

O zaman Marlo Morgan'a yarın da devam..

Komplo teorileri!..

Şimdi Nuriş, nasıl oluyor da devlete kafa tutuyormuş, biliyor musunuz?..

Her türlü imayı yapıyorlar, ama açık açık söylemeye cesaret edemiyorlar. Böyle olunca iş fısıltı gazetesine düşüyor ve orada öyle bir allanıp pullanıyor ki, şaşarsınız..

Efendim, Nuriş, Sabancı cinayeti faili Mustafa Duyar'ın cezaevinde öldürülmesi ile ilgili öyle şeyler biliyormuş ki, bunları açıklarsa, yer yerinden oynarmış.. Devlet de korkusundan üzerine gidemiyormuş. Çünkü Mustafa Duyar'ı devlet öldürtmemiş ama (Allahtan), öldürülmesinin üzerini örterek, suç ortaklığı yapmış. Nuriş de bunu kullanıp şantaj yapıyormuş..

Ağızlarına sakız yapıp söyleyemedikleri şu..

Mustafa Duyar'ı, Nuriş'e para verip öldürtenler, Sabancı Ailesi.. Bir nevi kan davası yani..

Aklından geçeni söylemeye yüreğin yetmeyecek ama, öyle imalarda bulunacaksın ki, devlet dahil herkes töhmet altında kalacak.. Bunun adı "Araştırmacı yazarlık" oldu günümüzde..

Efendim ad açıklarlarsa, mahkemelik olurlarmış.. Yok yahu.. Yaptığının suç olduğunu bileceksin, mahkemelik olmaktan korkacaksın, ama böylesine hilelerle ortalığı bulandırmaya da devam edeceksin..

Meslek etiğine güya sahip çıkan Gazeteciler Cemiyeti ve de Basın Konseyi böyle ad açıklamadan yazılan ithamlarla pek çok kişi ve kurumu ağır töhmet altına sokan yazılara neden savaş açmaz?..

Şimdi bu ima ettiklerinin mantığı var mı, Allahını severseniz?..

Siz bir Sabancı olarak kan davası gütseniz, hapiste, mahkum olmayı bekleyen Mustafa Duyar'a karşı mı harekete geçersiniz, yoksa, Belçika'da elini kolunu sallayarak gezen suç ortağı Fehriye Erdal'ın peşine adam mı takarsınız?.. Hangisi daha acil, daha kolay?..

Komplo teorisi yaratmakta üstümüze yok..

Oysa olay basit.. Tabii devletin günahı var.. Hapishaneler üst üste yapılan hatalarla, irili ufaklı kabadayılara teslim edilmiş. Her koğuşun bir ağası var. Bu ağanın gücü de, tetikçilerinin sayısından geliyor.. Hapishanelerdeki görevlileri bunların tehditlerine karşı koruyacak hiçbir önlem yok..

Durum öyle bir hal almış ki, mahkum olmuş reis, jandarma, gardiyan, müdür olmuş mahkum..

Kendinizi biran Nuriş'in yattığı hapishanenin müdürü yerine koyun, ne demek istediğimi anlarsınız..

Aslında "Af.. Af" dedikleri, kader kurbanlarını kurtarmak değil. Hapishaneleri boşaltmadan kontrol altına alamayacaklarını biliyorlar. Eşkiyanın eline verdikleri sakalı kurtarmanın tek yolu bu..

Bunu ben biliyorum, başkaları bilmiyor mu?..

Ama cazip olan gerçek değil, komplo teorisi üretmek..

Hakemler iyi!..

Can Ataklı da yazınca, benim de yazmam şart oldu..

Bu ülkede medya hakemlerden memnunsa, bilin ki, Fenerbahçe himayeye alınmış ve Galatasaray'a karşı cephe kurulmuştur.

Gaziantep'e karşı Fenerbahçe aleyhine düdük çalmamak için çırpınan Metin Tokat, haftanın hakemi..

3 futbolcusu sedyelik ve hastanelik olan Galatasaray'dan bir de üç kişi atmadığı için Mutlu Çelik, tu kaka..

Rize 21 faul yapmış (Bana sorarsanız, bir o kadarı da çalınmadı..

Hasan, Emre ve Ahmet'i oyun dışı bırakan tekmelerin üçünde de, kartı geçin, faul bile verilmedi), Galatasaray 8..

Buna rağmen, Galatasaray sert oynamış da.. Hakem göz

yummuş da..

Pes ki, pes..

Galatasaray'ı bu yıl şampiyon yapmamak için kurulan Haçlı Ordusunun başını medya çekiyor,

iyi mi?..

Defne!..

İyi ki doğdun Defne!..

Defne, Defne Gürtunca.. Cumartesi sabahı 9.48'de Şifa Yurdunda doğdu.. Babası Utku Gürtunca'ya sorarsanız, "Doğar doğmaz Şifa'yı bulduk" demiş..

İlerde bir kardeşleri olursa, onun adını da Çinekop koyacaklarmış, "Defne ile iyi gider" diye..

Adamın böyle sulu babası olursa, o da olur..

Anladınız tabii.. Utku Gürtunca, bizim Hakan&Utku'nun Utkusu..

Hala ve hala böyle iki insanın yaşamadığına inananlar var. Ben imzamla yazmak istemediğim şeyleri bu takma adla yazıyormuşum..

Bu zehir hafiyelerin kanıtları da var.

Hakan&Utku.. Bu iki adın baş harfleri H.U..

Peki benim adım soyadımın baş harfleri ne?..

H.U!..

Gördünüz mü?..

İyi ki doğdun Defne vallahi..

Utku diye birinin yaşadığını kanıtladın.

Darısı Hakan'ın başına..

Aferin Ulusoy!..

Günlerden Pazartesi.. Saatlerden sabahın dokuzu..

Otobüsün plakası 34 YN 4057!..

Üzerinde Ulusoy yazıyor kocaman..

Bu ülkenin en saygın otobüs firmalarından biri.. Sefer Ulusoy'un bu itibar için nasıl mücadele verdiğini iyi bilirim..

Ama bu şöförün umurunda değil, Ulusoy otobüsünü sürdüğü..

Elinde cep telefonu.. Koca otobüsü tek eli ile kullanıyor..

Sürücünün cep telefonu kullanması yasak..

İçerdeki yolcunun da yasak aslında.. Fren sistemlerini bloke ediyor diye..

Ve o koca otobüs tek elle yönetiliyor iki dakika..

Dünyanın en fazla otobüs kazası yapan ülkesinde yaşamamız ne kadar

doğal değil mi?..

Fıkra
Uğur Pembecioğlu'dan

Karadeniz'de düzenlenen işeme yarışmasına İngiliz, Fransız, bir de Temel katılır. İngiliz bir maşrapayı doldurur ve herkes onu alkışlar. Onun hemen arkasından Fransız küveti doldurur. Artık sıra Temel'e gelmiştir.

Temel sunucunun elinden mikrofonu alıp konuşur, "Sayın seyircilerimiz. Yüzme bilmeyenlerin salonu terketmeleri rica olunur!"

BİZİM DUVAR
Murat Demirel mahkeme çıkışı "Burası Muz Cumhuriyeti değil!" diye bağırmış. BANKşu konuşana..

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Mutluluk at değildir. Ona eyer

vuramazsınız.

Rus atasözü

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır