Araba sevdası ve şovu
Trafikte oldum olası büyük araçların önümde olmalarından hoşlanmam. Geçende kocaman bir cip düştü önüme; ben diyeyim kamyon siz deyin Körfez Savaşı'nda kullanılan "Hummer" (hatırlatma kabilinden: Hülya Avşar'ın Emma Piil kılığında çektiği eski klibindeki cip).
Önümdeki cipe baktım; Allah bilir içindeki hap kadar bir adamdır diye düşündüm. Aracın ebâdının izin verdiği ölçüde yanından geçmeye çalışıp direksiyon nâhiyesine bir göz attım: Hakikaten bir şey görünmüyordu! Araç kendi kendine gidiyor gibiydi.
Nasıl bir kompleks bu ufak adama bu cipi aldırmış diye üstüme vazife olmayan bir merak içine girdim.
***
Erkeklerin araba seçimi yaparken mâlum hislerle mâlum bölgelerinin temsilini yapıyor olduklarına dair tespitler okumuşluğum vardı.
Psikolojik boyut meselesi yani.
Bu durum muvacehesinde kadınların cip kullanma heveslerinde erkeksi bir tavra bürünme arzularını bulmak da pek mânâsız kaçmayacaktır.
Bence tabii.
Cip bana şiddeti çağrıştırıyor.
Tosbağacık, tosbağacık ufak sünepe arabalara binmek varken di mi?
Şimdi çoğunun nasıl benle aynı fikirde olmadıklarını düşünüyordum.
Şu yazdıklarım bir ara cip almaya heves etmiş bir kadın olarak pişmanlık bildirgemdir.
Cip karşıtı tavrıma rağmen merak işte; bir gün denedim mereti. Hoş oluyor gitmesi. Böyle tepeden tepeden bakıyorsun araçların alayına. Fakat otobüstekilerle daha ense tokat bir mesafede oluyorsun buna mukâbil.
***
Hele bir de otomatikti alet, şahsen ben yıllarca besleyip büyüttüğüm "my left food"umu yani sol ayağımı nereye koyacağımı bilemediydim.
Çetin Altan'ın bir yazısında dehşete kapılarak varlıklarından haberdar olduğum bazı gurbetçi vatandaşlarımız gibi ayağımı altıma mı alsam acaba diye düşünmüşlüğüm bile oldu!
Bu insan kısmısı uzun yolda ayaklarını altlarına alıp gaz pedalına da tuğlayı koydukları gibi yurda varıyorlarmış. Valla!...
Uzatmayalım; benim cip sevdası "yahu memlekette aç insanlar varken tavus kuşu misâli dolaşmak olur mu?" insaniyet sınavı baraj sorusuna verdiğim "olmaz" cevabı ile tabiyatıylan olmadı.
Şimdi bazı münafıklar bu yaklaşımıma ağızlarını bırakıp kulak memeleri, serçe parmakları ya da saç telleri ile gülecek belki ama iki gözüm önüme aksın ki aynen böyle düşündüm.
Yoksa cip kıskançlığı (eşittir penis kıskançlığı) uzanamadığı ciğere mundar demek (bazısı mundar olur) tarzı kedisel bir bakış açısı filân mevzu bahis değil.
Niye deminden beri "Araba sevdası" ile ilgili ahkâm kesmekteyim.
Bugünlerde İstanbul'da "Auto Show" ile denir araba fuarı vardı ya (Bu yazıyı yazarken vardı bugün bitiyor).
***
Düşündüm de kimbilir fuar alanı, ziyaretçilerinin ne biçim rüyaları ile doldu doldu boşaldı.
Bazı alışverişler ne kolay gerçekleşti ve kimbilir bazıları köşe dönme hayallerinin üzerine ne kadar zaman ilâve ettiler. Ve bazısı bunu bile akıllarına getiremedi. Öyle kös kös evine döndü.
Araba niye bu kadar mühim?
Araba bir erkek için metres gibidir.
Önce kırık dökük bir şeyle başlarsın sonra gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Aracın amacın olur.
Metres gibidir; zaman ayırmak ister, gezdirdikçe açılır. Ona iyi davrandıkça performansı artar.
***
Ve tabii ki başkalarına kullansın diye verilmez.
Bugünlerde ben de kendi arabama mutedil bir sıçrama düşünmekteyim.
Ne bileyim insanın fikri neyse zikri odurdan yola çıkarak kalemime vurduzahir (Bu arada ben halâ kalemle yazıyorum).