Samsunlu Galip Özdemir 12 yaşında İstanbul'a gelmiş. "Taşı toprağı altın kent" Galip Özdemir'e Türkiye'nin tüm yollarını açmış.
İstanbul'da ilk işi bulaşıkçılık olmuş. Sonra çay ocağında çalışmaya başlamış. Askere gidene kadar Topkapı otogarında çaycılık yapmış. Şoförler, yolcular, otogar esnafı arasında büyümüş. Çok parasızlık çektiğinden ideali hep para kazanmak olmuş.
Özdemir'e "iyi çay nasıl yapılır" diye soruyorum. E işin erbabı değil mi, keyifle anlatıyor: "Çay tozsuz, su da iyi olmalı. Bir de demlenirken üstüne havlu örtüp bekletirseniz daha iyi olur."
İyi de bizim asıl merakımız çayın sırları değil tabii. Deyim yerindeyse otogarın tozunu yutan Özdemir, döndüğünde yine bu eski işyerinin yolunu tutmuş. Ama bu kez büyük hayallerle. Hırsından da aldığı destekle kafasındakileri hayata geçirmek çok da zor olmamış. Önce iki çay ocağının işletmesini üstlenmiş. İşletme sahiplerinin işi bilmediği dönemde çok para kazanmış. O sıralarda sigortadan, vergiden haberi yokmuş. 22 yaşına geldiğinde de bir şirket kurmuş ve Anadolu'daki 20 kadar firmanın komisyonculuğunu üstlenmiş. İyi para kazanmış. Sonra da "Star" adıyla ilk otobüs şirketini kurmuş, İngilizcesi olmayan Galip Özdemir "star"ın anlamını da bilmiyormuş. Ama olsun. Ortaklarıyla arası bozulup ayrıldıktan sonra bu şirket batmış, Özdemir de kendi yolunda ilerlemeye başlamış. Ve sonunda bugün de varlığını sürdüren Metro otobüs şirketini kurmuş.
Otogarda büyüdüğü için işi iyi bildiğini söyleyen Özdemir deneyimlerini, "İnsanları gözlemek önemlidir. İlk kez hostesleri biz kullandık. O zamanlarda Ulusoy'larda servis yokken biz de vardı. Onlar bizi örnek aldı" diye anlatıyor.
Geçtiğimiz yıl 3 trilyon lira vergi veren, bu yıl da 40 trilyon liralık ciro bekleyen Özdemir, "çaycılıktan bu noktaya gelmenize akıl erdirmek zor" dediğimde ise şaşkınlığıma gülerek yanıt veriyor:
"Normal insan gözüyle zor olduğunu biliyorum. Çay satmakla tabii ki olmaz. Ama ben işletmecilik yaptım. Bazıları işi bilmiyorlardı ben biliyordum. Akla aykırı geliyor belki ama şimdi bir düşünün: Benim 600 otobüsüm var, hepsini ben işletiyorum. Bu otobüsler günde 1 milyon bana bıraksa 600 milyon lira yapıyor."
Özdemir ulaştırma yasası çıkarılmasından yana. Türkiye'de otobüs tanımlaması altında minibüslerin de geçtiğini ve firmaların bundan çok para kazandığını söylüyor:
"Sanayi Bakanlığı, dernek ve üniversiteler ile emniyetten bir bilirkişi heyeti kuralım. Yasal değişiklikler saptansın, denetlenelim. Ulaştırma yasasına ihtiyacımız var. Bakın ülkede 126 bin otobüs var deniliyor. Burada çok büyük bir yanlış var. Biz dijital bir sistem kurulmasını öneriyoruz. Bu sistemle otobüs şoförlerinin bir kartı olacak. Kartlarında işe ne zaman başladıklarından tutun da kaç saat çalıştıklarına, suç oranlarına kadar her şey olacak. Türkiye'de yılda 500 otobüsün yenilenmesi gerekiyor." Galip Özdemir, otogar güvenliğinin yetersiz olduğunu da itiraf ediyor, yeni bir güvenlik şirketi ile anlaştıklarını söylüyor.
"Kaza olmasın diye ne yapıyorsunuz?" konusuna gelince, Özdemir emekli bir banka genel müdürünü işe aldıklarını anlatıyor. Baştan aşağı değişeceklerini söyleyen Özdemir'e en son olarak da ,"Metro şirketindeki çaylar diğer şirketlerden farklı mı?" diye soruyorum. Özdemir beklenen bir yanıt veriyor:
"En iyi hizmeti vermeye çalışıyoruz ama demleme çay zor. Lipton çay, gold nescafe kullanıyoruz."
Kazaları biz değil sorunlu kişiler yapıyor
Geçtiğimiz yılın en çok kaza yapan şirketinin sahibi olan Özdemir bu konuda suçlu olmadıklarını iddia ediyor. Özdemir'e göre, en çok otobüsü olan şirket onlar ve bu yüzden en çok kazayı onlar yapıyor gibi görünüyor.
Özdemir, otobüs şirketleri arasında haksız rekabet olduğunu anlatıp, kaza yapanlar üzerine yapılmış araştırmalardan örnekler veriyor: Kaza yapanların çoğu sigortasız, çoğu sorunlu, çoğu da öz mal sahibi değil.
Başkanı olduğu Tüm Otobüsçüler Derneği ile Anadolu-Trakya Otobüsçüler derneklerinde bu konuda denetim mekanizmaları kurulması için çalıştıklarını anlatıyor.
"Siz şoförleri denetleyemiyor muydunuz?" sorusuna da Özdemir şöyle yanıt veriyor:"Çok zor. Devlet bizleri tahdit altına alsın. Çünkü herkes kaza yapıyor."
Elif Ergu