kapat

Pazar Eki
12.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim


Deve siparişiyle gelen dostluk


Amerika'yla ilk temasımız deve talep etmeleriyle başladı, 6. filonun denize dökülmesiyle bozuldu

lk Amerikan gemisinin İstanbul'a gelişi III.Selim dönemine rastlar. Sarayburnu önlerinde çok yıldızlı bayrağı gören III.Selim'in: "Bu bayrağın yıldızları, aramızda bir yakınlık olabileceğini gösteriyor" dediği de rivayet olunur.

Türkiye ile Amerika arasındaki dostluk ve ticaret ilişkilerinden biri de, Birleşik Devletler-Meksika harbi sırasında yapılmıştı. Savaşın çöllerle kaplı alanlarda yapılması nakliye işlerindeki güçlüklerin ortaya çıkmasına neden olmuştu. Amerikan Genelkurmay'ı develerin nakliye işlerinde kullanılabileceğini farketmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'na başvurmuştu.

1855 yılında Bahriye Zabiti David Dixon kumandasındaki bir nakliye gemisi İstanbul'a geliyor ve ilk temaslar başlıyordu. Amerika Sefareti tarafından Hariciye Nezareti'ne gönderilen 29 Ekim tarihli resmi mektupta: "Birleşik Devletlerle Türkiye arasında mevcut iyi dostluk münasebetlerinin bir nişanesi olarak iki çift deve gönderilmesi talep edilmişti. Sadrazam Fuad Paşa durumu tezkere ile padişaha arz ediyordu. Çıkan irade-i seniye'de istek uygun görülmüştü.

"... alasından tedarik ve sefarete itasıyla bedelinin hazine-i celileden tesviye ettirilmesi her ne veçhile iradei seniye."

Bahriye Zabiti David Dixon komodor David Porter'in oğludur. Porter, Türk-Amerikan dostluğunun ilk kurucularından biri kabul edilir. Türkiye'yi ve Türkleri çok sevmiş, 1831-1843 yılları arasında İstanbul'da elçi olarak görev yapmıştı. Görevi sırasında vefat eden Porter'in cenazenin nakli sırasında Türk hükümeti muhteşem bir cenaze töreni düzenlemişti.

Daha sonra Amerika hükümeti de Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Ertegün'ün vefatında aynı yakınlığı gösterecek, cenazesini harp gemisi ile gönderecekti. Ertegün ailesi daha sonra Amerika'nın en ünlü isimlerinden biri haline gelecek, dünyanın en büyük ses sanatçıları onun kurduğu firmaya mensup olacaklardı. Sonrasında Missouri savaş gemisinin barış ziyaretleri Amerikan yardımını getirecekti. Kore Savaşı ise iki ülkenin yaklaşımında en büyük rolü oynamıştı. Oynamıştı ama Türkiye dünya barışının bedelini canlar vererek ödemişti. 6.filoya mensup gemilerin İstanbul'u ziyaretlerinde dostlukları öylesine abartmıştık ki genelevler bile temizlenip boyanmıştı. Zaman zaman çıkan olaylar ünlü 6.filo askerinin denize dökülmesiyle gençlik hareketine dönüşmüş ve Amerikan aleyhtarlığının ilk önemli gösterileri böylece başlamıştı.

Kaktüsler şimdi seni özler Geronimo

Kabilesinin devamını sağlamak için son nefesine kadar mücadele veren Geronimo, teslimiyetinde bile ruhunun kendi toprağına, yani Arizona'ya döneceğini biliyordu

Onaltı savaşçısı ile sekiz bin kişilik bir orduya karşı duran bir Apaçi şefi... "Daha sert bir yüz asla düşünülemez. Burnu kaba ve büyük, ensesi kalın ve güçlü çenesi büyük ve kuvvetli, keskin düz ve ince dudakları, iki kor parçası gibi parıldayan gözleri ve ifadesini yumuşatacak tek bir çizgisi olmayan bir ağız."

1886 yılında bir gazeteci Kızılderililer'in yok olduğu bir dönemde kabilesinin devamını sağlamak için başlattığı savaşını son nefesine kadar sürdürmüştü.

Chiahuahua yetkilileri "Gelip Janos'ta kalabilirsiniz" demişler, ancak yerleştikleri topraklara düzenledikleri saldırılarda 25 kadın ve çocuğu katletmişlerdi. Esir aldıklarını ise köle pazarlarında satmışlardı. Köyün dışında blunan Geronimo döndüğünde ailesinin ve çocuklarının cansız bedenleri ile karşılaşacaktı.

Tüm duygularını yitiren Geronimo o günden sonra nefret ettiği Meksikalılar'ı rastladığı yerde öldürecekti. 16 savaşçısı ile verdiği aba beyazların kurduğu kamplara eşinin yerleştirilmesi ile son bulacak ve General Crook ile anlaşma yoluna gidecekti.

"Fikrini değiştirip teslim olmazsan, hayatımın 50 yılını da alacak olsa bile hepinizi öldürünceye kadar peşinizi bırakmayacağım." Diyen Crook'un ikinci gün elini sıkan Geronimo tarihe geçen şu sözlerini haykırmıştı:

"Bana istediğinizi yapabilirsiniz. Teslim oluyorum. Rüzgar gibi hareket edebildiğim sürece... Şimdi teslim oluyorum, hepsi bu."

Teslim olmuştu. Ancak tutsaklığa 12 saat dayanabilmişti. İkinci kez özgürlüğünü elde ettiğinde onu yıkan aileleri ile görüşmek isteyen adamlarının istekleri olmuştu. Bu bedele karşılık yeniden teslim olmak için General Miles'in yanına gidiyordu. Diğer esirlerle birlikte bir kampın yolunu tuttuğunda duyduğu pişmanlığı ömür boyu söyleyecekti.

1905 yılında Başkan Roosevelt'e yazdığı mektupta: Halkımın Arizona'ya gitmesine izin vermelisiniz. Giderek azalması yerine çoğalacağını düşünerek barış içinde ölmek istiyorum" demişti. Roosvelt'in cevabı ise kısa olmuştu:

"Üzgünüm Geronimo. Ayrıca sana karşı olmadığımı da bilmeni isterim."

Geronimo ölmeden önce şöyle demişti:

"Arizona'dan uzak kalalı yıllar oldu. Meşe ve çam ağaçları, bıldırcınları, yaban hindileri ve kaktüsler beni özlüyor. Nerede olduğumu merak edip dönmemi istiyorlar. Bir gün mutlaka ruhumun gideceğini biliyorum. Çünkü ben gökyüzü kuşlarının kanatlarında uçarım hep."

Atatürk'ten Senato'ya mektup
Amerika Cumhurbaşkanı Woodrow Wilson, I. Dünya Savaşı sonunda barışın devamına esas olarak bilinen ve 14 maddeden oluşan prensiplerini ilan etmişti. Prensiplerin 12'inci maddesinde milletlerin çoğunlukla yaşadıkları kendi vatanlarında bağımsız kalmaları öngörülmüştü. 9 Eylül günü Sivas Kongresi'nde alınan kararlar Wilson prensipleri ile aynı paralellikte idi.

Mustafa Kemal Atatürk, kongrenin bitimine iki gün kala alınan kararları bir mektupla Amerikan Senatosu'na bildirmiş ve bir heyetin yerinde incelemesini rica etmişti:

" Amerika Birleşik Devletleri Senatosu Başkanlığı'na
Avrupa Türkiyesi ile Anadolu'nun bütün müslüman halkını ve Osmanlı İmparatorluğu'nun her vilayet ve bağımsız sancağını temsil eden delegelerden kurulu Sivas Milli Kongresi, İmparatorluk halkı çoğunluğunun isteklerini yerine getirmek ve herkesin hayat, hürriyet, adalet ve mal dokunulmazlığı haklarını garanti altına almak maksadıyla 4 Eylül 1919 günü toplanmıştır.

Sivas Milli Kongresi 9 Eylül'de oybirliği ile Osmanlı İmparatorluğu ahalisi çoğunluğunun isteklerini belirten ve dağılmadan önce üyeleri arasından seçeceği temsil heyetinin ve imparatorluk sınırları içindeki bütün kuruluşların ilerdeki faaliyetlerini yönetecek olan prensipleri kapsayan bir karara varmıştır.

Bu karara uygun olarak Sivas Milli Kongresi bugün oybirliği ile Amerika Birleşik Devletleri Senatosu'ndan olumsuz bir barış anlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu topraklarının ve halkının parçalanmasına müsaade edilmeden evvel, tarafsız bir devlet gözüyle, Türkiye'nin gerçek durumunu incelemek maksadıyla üyelerinden kurulu bir komitenin, memleketin her tarafını ziyaret etmek üzere gönderilmesini rica eder."

Sivas Milli Komitesi adına Başkan Mustafa Kemal
Mektubun sonrasında Kazım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal'e bir telgraf göndermiş ve kararların tebliğ edilmesinde kendi imzası yerine "Heyet-i Temsiliye Adına" ibaresinin kullanılmasının daha doğru olacağını bildirmişti.

Atatürk ise telgrafa şu yanıtı vercekti:
"Yalnız Amerika Senatosu'na yazılan ve malumunuz olan bir mektuba, kongre kararıyla, aralarında benim de bulunduğum beş kişi imza koymuştur."

Ergun Hiçyılmaz


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır