kapat

Pazar Eki
12.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim


Perulu'nun derdi bizi mi gersin?


Gani Müjde 'Tabii globalleşmek lazım, ben Perulu adamın derdini merak ediyorum' derken; MetÜst 'Olmaz, doğanın dengesi bozuluyor. Dinozorlar yok edilmeseydi, belki de onları çok sevecektik' diyor

* Küreselleşme bizde kadınların Paris'e alışverişe, erkeklerin de İtalya'ya maça gitmesinden mi ibaret?

Gani Müjde: Küreselleşmeye sömürüleceğiz gibi bir anlam yükleniyor. Buna karşıyım. "Kahrolsun globalizm" deniyor. Ulan, niye kahrolsun, sen bu dünyada yaşamıyor musun! Hayat sadece İstanbul ve Türkiye'yle mi sınırlı! Peru'daki adamın derdi seni hiç mi ilgilendirmiyor! Marksizmde de globalizm vardır, enternasyonalizm nedir ki! Sömürüye karşıyım ama globalizme değil. Hattâ dillerin ve sınırların ortadan kalkmasını da savunuyorum. Niye bu kadar çok dil var? Hepimiz İngilizce konuşalım! İngilizce çünkü hakim olan o. Hadi, Huduca konuş, ne işine yarayacak!

*Bu, entelektüellerin ve sanatçıların bir tehlike olarak vurguladıkları tek tipleşmeye neden olmaz mı?

GM: Olalım, ne zararı var. Kültürümüz gidiyormuş! Gitsin! Kan davası, babanın yanında bacak bacak üstüne atma, karı gibi gülme de gider! İyi olan zaten kalır. McDonald's açtı diye Sultanahmet köftesi yemiyor muyuz? Tek tip olmak yerine kültürler kaynaşır, çok da güzel olur!

Metin Üstündağ: Ben Gani'ye katılmıyorum. Batı dünyanın güzelliklerini paylaşmak için küreselleşmiyor, amaçları kalan son güzellikleri de talan etmek. İyi niyetlilerse, gitsinler üçüncü Dünya ülkelerinin borçlarını ertelesinler. TÜYAP'a Jose Bove geldi, adamın anlattıklarını dinleyince olayın, hiç de Gani'nin dediği gibi olmadığını görürsünüz. Adam, "Koyunlar, kuzular beslediğim çiftliğimde rokfor peyniri yapıyordum ama ABD öyle bir vergi koydu ki bu peyniri satamıyorum" diyor. Ayrıca tekelden bahsediyor, 140 çeşit pirinç dört çeşide indirilecekmiş. 135 çeşit pirincin yetiştirilmesi yasaklanacak. Bu da İngilizce tek dil olsun demeye benziyor.

GM: Abi, güzel bir pirinç varsa, gider onu bulurum.

MÜ: Sen burada kendi damak tadına bakıyorsun. Oysa doğanın dengesi bozuluyor. Dinozorlar yok edilmeseydi, belki de onları çok sevecektik.

GM: Ama bunun adı globalizm değil ki, emperyalizm. Mesela sinema piyasasında Amerikan tekeli var. Adamlar öyle bir ayarlamış ki yerli filmler vizyona giremiyor ya da çok kısa gösteriliyor. Ama biz bunu zekamız ve başarımızla kırdık.

MÜ: Bu bir istisna. Senin yapımcıların arasında büyük firmalar da vardı. Neden "Tabutta Rövaşata" aynı başarıyı yakalayamadı? Yurtdışında yedi tane de ödül almıştı. 5 bin kişi zor seyretti. Birileri Galatasaray gibi başarılı olabilir. Mesele şudur; adam Toroslar'ın suyunu alıyor ve üzerine DanoneSA koyup satıyor. Bundan daha büyük dallamalık olabilir mi!

GM: Niye abi, ben kapımın önünden alıyorum. Adam geliyor "Sucuu!" diye bağırıyor. "Getir" diyorum, boşaltıyor, ben de içiyorum.

MÜ: Yoğurttan, suya kadar bu böyle; çünkü bu global bir marka. Senin kültür, dil farklılığı fazlalığına işaret etmen biraz Türkeş'in "Ne mozaği, mermer" demesine benziyor. Neden tek dil İngilizce olsun ki!

GM: Türkçe ortadan kalksın, kimse Yunanca konuşmasın demiyorum. Ama anlaşmam gerek!

MÜ: Ortak bir dilimiz zaten var; etik ve estetik. Bir Brezilya dizisi her yerde berbattır. Çünkü etik, estetik değerleri yok, İngilizce olsa da berbattır. Ama evrensel standartlardaki bir film her yerde güzeldir. Yılmaz Güney'in filmleri her yerde güzel, Orhan Pamuk'un kitapları da.

GM: Peki Orhan Pamuk'un İngilizler tarafından okunuyor olması kötü mü?

MÜ: Orhan Pamuk da Galatasaray gibi başarılı. Ama Galatasaray İngiliz takımı mı! Atatürk'ün "Onların sadece tekniğini alacağız" lafı gibi bu.

GM: Mesela, Yaşar Kemal'i çevirmek çok zor; çok yerel. Şiir gibi kendinden çok şey yitiriyor. Ama öyle bir dille yazarsın ki, burada da orada da anlaşılırsın. Hattâ bunu gözetebilirsin de.

* Yani İngilizce düşünüp Türkçe mi yazalım?

GM: Ben bunlara bakmıyorum. Dünyada kaç milyarız ve birbirimizden haberimiz yok. Çevremden habersiz yaşamak istemiyorum. Afrika'da problemler var, "Kapitalistler gitsin yardım etsin" diyoruz. Hayır, bu benim de sorunum!

MÜ: Çok naif bakıyorsun. Edison'un ampulü buluşu için insanlık adına atılmış büyük bir adım denir. Nah öyle! Elektrik bizim köye 1970 yılında geldi. Böyle naif, salak bir bakış açımız var. Adam aya çıkmış, bunu insanlık için yapmış. Nah! Dünya cortlasa ilk önce paraları, füzeleri olanlar kaçacak! Öyle salakça düşünüyoruz ki, "AB'ye girecez, Avrupalı kadınları çıtır çıtır yiyecez" diyeceğiz neredeyse!

GM: Öyle değil mi, ben öyle sanıyordum...

MÜ: Dünya yakınlaşsın, herkesten haberdar olayım; bu arada da türler azalsın, böylece yorulmayayım diyorsun.

GM: Perulu ol ama İngilizce de konuş! Farklı ülkeden üç kişi bir araya gelince susuyoruz. Ulan dünyaya geldim, yaşayıp öleceğim ve iki adım ötemdekiyle sohbetim olmayacak. Belki bana "Özel bir kahvemiz var, içer misin" diyecek ama şimdi "aa, agu, magu" diyoruz.

*Kahvemize Türk kahvesi demeye alıştık ama şimdi çayımıza da "Türk çayı" der hale geldik. Çünkü poşet çaylar her yeri işgal etti. Poşet çay pratik ama...

GM: Küreselleşmeyle elbette bir sömürü geliyor. McDonald's seni bir yandan kuşatırken diğer yandan da kurtarıcın oluyor. Hindistan'a git ishal olur, yemekleri yiyemezsin. İşte McDonald's ishal olmama garantin. Ama bunun için yağmur ormanlarını yakıyorlarsa buna tabii karşı çıkalım. Bill Gates Afrika'nın bilgisayara değil ilaca ihtiyacı var dedi. Doğru, sıtmalı insana nasıl bilgisayar satılır? Seni sömürmek için önce semirtmesi lazım.

* Bu biraz Hansel ve Gretel masalına benzedi. Peki cadının tuzağından kaçabilir miyiz? Ona parmağımız yerine nasıl bir sopa uzatacağız? Tabii bir de bu cadının gözleri kör mü?

GM: Yenmekten kurtulmamız şart. Ama küreselleşmeye karşı çıkmak sömürecek diye matbaaya karşı çıkmak gibi olur. Elektrik gelmesin bizi kazıklayacaklar, doğal gaz almayalım dışarıya bağımlı kalırız... O zaman hiçbir şey yapmayıp Bezgin Bekir gibi oturalım. Antiglobalist hareketler de alternatif bir yaşam sunamıyorlar. Kendim yapıyorum, ıssız koylara kaçıyorum. Vazgeçmeye hazırım. Ama dere kenarında tokaçla çat çat çamaşır yıkamak istemiyorum.

MÜ: İstanbul'a nasıl davranıyorsak dünyaya da öyle davranacağız. Canına okuyacağız. Herkesin evi deniz görsün diye her yanı binalarla dolduracağız.

* Gani Bey'in söylediği "konforumdan vazgeçmem ama direnirim" mümkün mü?

MÜ: Çetin Altan da böyle güzel konuşuyor ama bu işin naif yanı. İnsan her şeyi düşünen bir hayvan. En başta da hayvan oğlu hayvan. İnsanlık tarihi boyunca hep dünyanın içine etmiş, küreselleşmeyle daha hızlı edecek. Afrika'da o kadar insan ölürken, uzaya çıkmanın manası ne! Perulu hemşehrilerinin köftesini yemek istiyorsan, bunu Macellan ya da Marko Polo gibi de yapabilirsin. Daha güzel olur.

* Bu tartışma uzar... Biraz da çözüme yönelik konuşalım. Küreselleşme karşısında gardımızı nasıl alacağız?

MÜ: Bu topraklar her musibete çare bulmuş pratiklerle dolu. İnsan kalitesini hızla yükseltmeliyiz. Oysa okulda öğrendiğimiz her şey, Cem Yılmaz'ın stand-up komedisi oluyor. Amipler, havuz problemleri gibi...

* Başka memleket görürsek durum değişir mi? Küreselleşme bize böyle bir kıyak çeker mi?

MÜ: Sanmam. Almanya'ya binlerce işçi gitti. Üç kuşak İrlandalılar, Amerika'da McDonald's kurdu; bizimkiler hâlâ yedinci katta kurban kesip kanlarını aşağı akıtıyor.

GM: Ben de bunu diyorum. Hakkari'de de dağ var, İsviçre'de de. Burada da inek var orada da. Herif ondan çikolata yapıyor, burada vuruyorlar! Bunu sadece dış mihraklara bağlamamak gerek! Malzememiz buysa nasıl yemek yapacağız?

MÜ: İnsan hayatı için iyi oynayan kazansın diyemeyiz. Bu Darwinist bir bakış. Bir yanda uzay var, diğer yanda açlık. Start eşit verilmemiş, üstelik kimi motorla kimi de yürüyerek yarışıyor. Türkiye ise çok talihsiz. Topraklarımız, her şeyimiz çok zengin ama helva yapanımız yok, ya da yağımız yok. Hep bir takım meselelerle oyalanıyor ve oyalandırılıyoruz. 10 yılda bir ya Kürt ya da irtica sorunumuz oluyor. Isıtılıp ısıtılıp önümüze geliyor. Biz de dangalak olduğumuzdan bunu yiyoruz! Üstüne üstlük bu, birilerine meslek oluyor. Mesela korucular şimdi ne yapacak! Bu yüzden de Sedat Bucak hep milletvekili olacak. Çünkü bu adamlara birilerinin bakması lazım. Bulunan çözüm daha büyük bir sorunu besliyor. Bir mantıksızlık silsilesidir gidiyor.

*Mesajlarınız?

GM: Hayat McDonald's'dan ibaret değil. Sultanahmet köftesi yaşayacaktır!

MÜ: Gelişmeler karşısında gardınızı alıp bekleyin ve şüpheciliği bırakmayın!


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır