Devlet Bahçeli, Kürtçe TV tartışmasında kestirip atıyor: "Türkiye'nin kültürel ya da etnik haklara sıcak bakması mümkün değildir." Dikkat ediyorum, "mümkün değildir" kalıbı, Sayın Bahçeli'nin en çok sevdiği ve kullandığı kalıplardan biri. MHP lideri, cümlesini "mümkün değildir" diye bitirirse, o işin gerçekten mümkün olmayacağını sanıyor.
Neden mümkün olmasın?
Özal, Kürtçe televizyon yayınını bundan yıllar önce, daha ortada Katılım Ortaklığı Belgesi filan yokken mümkün görmüştü. O da bu ülkenin başbakanı, cumhurbaşkanıydı ve Türkiye adına konuşmaya en az Bahçeli kadar hakkı vardı.
"Mümkün değildir" gibi çok kesin bir ifade kullanıyorsanız, neden mümkün olmadığını da sağlam gerekçelerle ortaya koymanız gerekmez mi? Ama bakıyoruz Bahçeli'nin niye mümkün olmadığını izah etmek için söylediği cümle, izahattan başka her şeye benziyor: Bahçeli özetle "Mümkün değildir, (çünkü bu düzenleme) 'gerek demokratik bir düzenin tahammül edemeyeceği, gerekse sosyal dokunun kaldıramayacağı bir düzenleme'dir" diyor.
Yani iki gerekçe var ortada: Bir, demokratik düzen tahammül edemez. İki: Sosyal doku kaldırmaz. Şimdi, anlayan varsa beri gelsin: Bir ülkenin yurttaşlarının kendi anadillerinde TV yayınına sahip olması, nasıl oluyor da "demokratik düzenin tahammül edemeyeceği" bir düzenleme oluyor? Burada, bizim daha önce hiç karşılaşmadığımız, bilmediğimiz başka bir demokrasiden mi söz ediliyor? Demokrasi ne zamandan beri çok sesliliğe karşı tek sesliliği savunuyor?
İkinci gerekçe birincisi gibi absürd olmasa da, dayanılmaz derecede basmakalıp. Kırk yıldır duymaktan gına getirdiğimiz şu malum tekerleme: "Bizim toplum bunu kaldırmaz."
Yıllardır her önüne gelen, sanki pilavın su kaldırmasından söz edercesine bir rahatlıkla aynı şeyi tekrarlıyor. "Bizim toplum çok partili rejimi kaldırmaz", "Bizim toplum komünizm propagandasını kaldırmaz", "Bizim toplum dini akımlara özgürlük vermeyi kaldırmaz", "Bizim toplum özel televizyonları, özel radyoları kaldırmaz", "Bizim toplum RTÜK'süz bir yayıncılığı kaldırmaz", "Bizim toplum Kürtler'e Kürt denmesini, Kürtler'e kültürel haklarının verilmesini kaldırmaz." Özetle bizim toplum demokrasiyi kaldırmaz...
Oysa bakıyoruz. Bütün bu kaldırmaz denen durumlarda, toplum her türlü demokratikleşme hareketini hem de hiç zorlanmadan kaldırıyor ve verilse daha da fazlasını kaldıracağını ortaya koyuyor. Ve her seferinde ortaya çıkıyor ki, "bizim toplum bunu kaldırmaz" diyenler aslında daha fazla demokrasiyi kendileri kaldıramıyor. Kendi tutuculuklarının günahını toplumun üstüne atıp aradan sıyırtmaya çalışıyor.
Kürtçe TV meselesi bu tarihi gerçeği bir kez daha doğruluyor. Halk, "Sosyal dokunun Kürtçe TV'yi kaldıramayacağını" söyleyenleri bir kez daha yaya bırakıyor. Yaşananlar ortada: Eğer Kürtçe TV yayını ülkeyi bölecek olsaydı; Türkiye şimdiye kadar çoktan bölünmüştü. Çünkü, Kürtler yıllardır evlerinin tepesine koydukları çanak antenlerle, PKK'nın ya da Barzani'nin Kürtçe yayınlarını izliyor. Maaşallah üniter yapımız da taş gibi sağlam duruyor.
Düşünebiliyor musunuz; eski Pravda benzeri bir TRT Kürt kanalı... Sabah-akşam, Kürtçe olarak "Ne mutlu Türküm diyene" yayınları yapıyor...
Böyle bir kanalın Kürtler üzerinde hiçbir etki yaratmayacağına, çünkü zaten seyredilmeyeceğine emin olabilirsiniz. Kürtler öyle bir kanalı seyredeceklerine, gider PKK'nın, Barzani'nin yayınlarını izlerler.
Ya da çevirir bizim televoleleri seyreder, hiç değilse biraz eğlenirler.