Futbolda 2000'li yıllara damgasını vuran bir ekol Fransa... 2 yılda önce dünyanın, sonra da Avrupa'nın en büyüğü oldular. Dünya Şampiyonu unvanıyla Avrupa Şampiyonluğu'na ulaşan ilk ve tek takım olarak tarihe geçtiler. Dün İnönü Stadı'nda bu şampiyonu ağırladık. İşlerini ne kadar ciddiye aldıklarını gösterirken, niye bu noktalara geldiklerini de kanıtlıyorlardı. Avrupa'nın dört bir yanında oynayan futbolcuları, İngiltere'den, İtalya'dan, İspanya'dan toplanmış, müthiş bir ahenk içinde 45 dakikalık bir futbol resitali sundular.
Biz, G.Saray ağırlıklı bir takımla ve farklı bir oyun tarzıyla sahadaydık. Geriyi Fatih-Ogün-Bülent-Hakan Ünsal dörtlüsü tutuyordu. Suat, İzzet, Okan ve Emre de hem orta saha hem ileri uca destek için 4'lü bir grup görünümündeydi. Daha önce hiç yanyana oynamamış Fatih ve Ahmet gol ümitleriydi.
Ardından defansımızın yine büyük hatası... Üç pasta Wiltord ile farkı ikiye çıkardılar: 0-2.
Şenol Güneş, Mustafa İzzet'i oyundan alıp, Mehmet Polat'ı sahaya sürdü. Amaç üçlü defansa dönüp, orta alanı beşlemekti.
İlk yarı biterken iyi oynuyor gibi göründük. Atakta topu kaptırdık. Dersimiz bu kez kontrataktı. Zidane önderliğinde geldiler. Micoud, haftasonu Parma formasıyla attığı gole nazire yaparcasına Rüştü'yü avladı: 0-3.
İkinci yarı Tayfur, Ümit Karan, Ergün arka arkaya oyuna girip, saman alevi gibi parlayan ataklara yardımcı oldular. Hepsi o kadar. Bir de, Ahmet Dursun'un kaçırdığı bir gol var ki; tarihe geçer!
74'te Robert'in götürüp attığı gol PSG forması giyen bu oyuncuya G.Saraylılar'ın çok dikkat etmesi gerektiğinin işaretiydi.
Son söz... Dünya şampiyonu bir takım ülkenize gelmiş; seyirci yok. Eurosport gibi bir kanal maçı dünyaya veriyor, futbolcularımızın keyfi yok. Acaba AB Katılım Ortaklığı Belgesi'nin "Kısa vadeli çözümler" bölümüne ciddi olmayı ve sporun bir ahlâk meselesi olduğunu ekleseler iyi olmaz mıydı?
FİKRET ESER