Siyasal gündemin birinci sırasında "Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı koşulları" yeralıyor. Kıbrıs sorunu, Kürtçe televizyon yayını gibi sorunlar gerginlik yaratıyor.
Bu pürüzler rendelenirse önümüzde Avrupa kapılarının açılacağı sanılmasın. Henüz masaya konmamış ve şu anda bize "çok ince ayrıntı" gibi gelen yeni koşullarla karşılaşılaşacağız. Bunların en önemlilerinden biri, "Avrupa Kentsel Şartı." Türkiye'nin de imzası bulunan Roma Sözleşmesi'nde bu "şart"ın ilkesel çerçevesi şöyle çiziliyor:
"KENTSEL gelişme, geçmişe ait mimari ve peyzaj değerlerin korunarak sürdürüldüğü, tarihsel dokuya uyumlu yapılaşmayı sağlayacak bir planlamayla yönlendirilecektir. Kimlikli, planlı, toplumsal haklara saygılı bir kentleşme politikası izlenecektir. Kentsel düzenlemelerle sosyal yaşam kalitesi arasında çağdaş ve insan unsuruna değer veren bir eşgüdüm sağlanacaktır."
ROMA Sözleşmesi'nde yeralan bu ilkelerin "Kopenhag Kriterleri"nde aynen vücut bulduğunu belirtmemize bilmem gerek var mı?
İSTANBUL hiç kuşkusuz "Türkiye'nin AB ortaklığı'na kent/insan uyumuyla ilgili koşullar açısından uygun olup olmadığı" konusunda, bir numaralı gösterge olacak. Bu noktadaki yargılar İstanbul'un durumuna bakılarak oluşacak.
"Kopenhag Kriterleri"ne ayak uyduracaksak durumu derhal bu açıdan da görmek, "İstanbul çağdaş kent kavramının neresinde duruyor?" sorusunu kendi kendimize sormak zorundayız. Çünkü eninde sonunda bunu bize soracaklar. O zaman verecek cevabımız olmasını istiyorsak, hemen bir şeyler yapmaya başlamalıyız.