Geçen hafta Güneydoğu Anadolu bölgesindeki intihar olaylarıyla ilgili ikinci yazımda, gelen mektuplar Almanya'daki Türk topluluklarında, ailelerinde de genç kızların Güneydoğu'daki bunalımın benzerini yaşadıklarını gösteriyor demiştim. Bakın bunlardan ismini ve e-mailini açıkça yazan bir okurum ne diyor:
"Türk kadınlarının bastırılmışlığı, geri kalması, dışlanması, şiddet görmesi sadece Türkiye'de yaşayan kadınlara özgü değil, Avrupa'da yaşayan göçmen kadınlarımızın da ortak yaşam biçimi..
Avrupa'nın hemen her yerinde Türkler töresel ve dinsel yaşam tarzlarının esareti içinde genç kızları eğitimden uzak, mesleksiz ve kendine özgüveni olmayan bireyler olarak yaşatmaktadırlar. Kızlar mal gibi alınıp satılıyor, küçük yaşlarda zorunlu evliliklere itiliyorlar.
Kadınların bu istismarına, kurban rolüne bir son verilmesi gerekiyor artık. Bizler sustukça yarın kızlarımız da kurban olacaklar."
Gördüğünüz gibi söyledikleri Güneydoğu ile ilgili tartışmalarda söylenenlerin tıpatıp aynısı.
12 Kasım Pazar günü, Ayşe Özgün'ün brt'de bu hafta yayınlanacak bir programında, Meclis Genel Kurulu'nda konu görüşülürken yaptıkları konuşmalar sonucu tartışma çıkan Devlet Bakanı Hasan Gemici, ANAP Milletvekili Nesrin Nas, Batman'dan gelen psikolog Ayhan Güler ve ben konuyu tartıştık.
Ayşe Özgün programlarını sadece olayları duyurmak değil, çözümüne de katkıda bulunmak amacıyla yaptığı için burada da daha çok çözüm üzerinde durdu ama olay çok eskilere ama özellikle de törelere ve din baskısına dayandığı için bence sebeplerin incelenmesi de çok önemli.
Bölgenin ekonomik gelişimi, eğitim, sağlık gibi bir çok konu terör bahanesiyle uzun yıllar ihmal edilmiş. Halk terör nedeniyle iyice dış dünyaya kapalı hale gelmiş. Bunlar sık sık dile getirildi. Hepsi doğru, terörün ve ihmalin bu sonuca etkisi büyük ama benim sorduğum ve sonra da cevapladığım şuydu;
Araştırmalarda Türkiye'nin diğer bölgelerinde de intihar edenlerin çoğunun kadın olduğu görülüyor, neden?
Ve acaba terör olmasaydı bu intiharlar olmayacak mıydı?
Ekonomik kalkınma ve eğitimle birçok sorunu büyük ölçüde halletmenin mümkün olduğunu biliyoruz. Devlet bu ihmali en acil şekilde telafi etmek zorunda ama ondan da önce yapılacak şey medya yoluyla, sürekli yayınlarla kısa zaman içinde insanlar üzerindeki aşırı baskıların, özellikle de "töre baskısı"nın ortadan kalkmasına yardımcı olmaktır. Genç kızların töre yüzünden eğitilmemesi, iş sahibi olamaması, çocuk yaşta evlendirilmesi, töre yüzünden sinemaya bile gidememesi, ana, baba, erkek kardeş, koca tarafından acımasızca şiddet görmesi önlenmelidir.
Cezaevlerindeki suçluların, insan hakları, af istekleri düşünülüyor, ve çaresi aranıyor da kendi evlerinde F Tipi cezaevi yaşamı sürdürülen kadınların bir türlü bitmeyen cezalarına neden çare aranmıyor? Bu artık cevabı acilen istenen bir sorudur.
Kadınlarla ilgili yasa değişiklikleri yapılmalı, töre cinayetleri ve diğer konularda TCK'daki hatalar derhal düzeltilmelidir.
Ancak bunlar yapılırsa oturup sonuçlara ağlamaktan vazgeçebiliriz.
Kötü filme dayanma gücüm sıfır olduğu için ilk 20 dakikanın sonunda pılımı pırtımı topladığım gibi kendimi dışarı zor attım.
Eleştirmenler gazetelerde bu filme üç yıldız, Brad Pitt'in oynadığı Snatch'e dört yıldız vermişler. Snatch de şiddet filmi olduğu için gitmedim ama görenler ondan da birşey anlamamışlar. Nedir bu, film anlamsızlaştıkça yıldızı mı artıyor? Eleştirmenler neredeyse yönetmenin anneannesine kadar detayları veriyorlar da hiç değilse ne tür bir film olduğundan niçin söz etmiyorlar?
Sinema biletleri beş milyondan başlıyor. Mayadrom'unki daha da korkunç. Geçen hafta sonu altı kişi için altmış milyon ödedik. Diğer ülkelerden örnek alıyorlarsa oralarda kişi başına gelirin bizdekinin kaç katı olduğuna da baksınlar. Bu kadar parayı talep ederken seçtikleri filmlere de..
İnsan zamanına mı, parasına mı, Cumartesi akşamının rezil olduğuna mı yanacağını bilemiyor.
Onların mevcut rejimden hoşnutsuzlukları, kendi istedikleri rejimi Türkiye'ye çikolata kağıdına sararak sunma gayretleri toplumun özgür, demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlılığını arttırıyor, daha çok kenetlenmesine neden oluyor.
Kısacası sistem karşıtı bir partinin varlığının sistemi güçlendirdiğini ortaya koyuyor.
Son 10 Kasım'da Anıtkabir'e gidenlerin sayısının birbuçuk milyonu aşması da bunun bir göstergesi.
Bence de Erbakan siyasete dönmeli ve demokrasinin "çok sesliliği"ne hizmet etmeye devam etmeli. Haksız mıyım?