kapat

14.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Marlolu günler, geceler!..

Harika bir hafta sonu geçirdim.. Harika.. Pazar günü öğleden sonra Marlo (Bir Çift Yürek) Morgan ile beraberdik.. Önce ben onu Dharma standında ziyaret ettim.. Nasıl kalabalıktı başı.. On dakika kadar oturduk.. Bir kitap da ben imzalattım tabii..

Sonra o beni ziyaret etti, Altın Kitaplar'da..

"Bak" dedim, "Bak Marlo.. Şurada bir saattir kitap imzalıyorum, önüme kendi kitabımdan çok Bir Çift Yürek kondu, onu imzaladım.. Bu biraz haksız rekabete girmiyor mu?.." Bastık kahkahayı..

Bu kahkaha basmak, Marlo için çok daha başka anlam ifade ediyor.. Akşam yemekte anlattı.. Çöldeki aborijinlerin inançlarında gülmek, kahkaha atmak, bir nevi ibadet.. Akşam uykuya çekilirken, o gün yeterince gülmediklerini fark ederlerse, kalkıp, gülecek bir olay yaratıyor, bol bol gülüp ondan sonra uyuyorlarmış..

İmza sırasında bir okur kulağıma eğildi..

"Siz nasıl hep böyle güler yüzlü oluyorsunuz, derdiniz, tasanız, sıkıntınız olmuyor mu hiç?.."

"Olmaz mı" dedim.. "Olmaz mı?.. Hem de ne kadar çok bilemezsiniz.. Ama mağlup olmuyorum, boyun eğmiyorum, dertlerime sorunlarıma.. Savaşıyorum ve kazanıyorum.."

"Yani zorluyorsunuz, zaman zaman kendinizi, neşeli olmak için.."

"Evet, zorluyorum.. Başlangıçta zor oluyordu, içi kan ağlarken, neşeli görünmek ve olmak.. Ama zaman içinde kendi kendimi eğitmeyi başardım.. Önceleri yüzümde bir maske gibi oluyordu neşe.. Ama zamanla, yüzümdeki ifade içime de vurmaya başladı ve işte şimdi böyle.."

Cem Şen uğradı, Altın Kitaplar'a bir ara.. Marlo'nun Dharma'daki editörü..

"Marlo Morgan için bu gece bir yemekli program hazırlamıştık. Ama o 'Programı falan boş verin. Ben Hıncal'la yemek istiyorum bu akşam' dedi.. Eğer bir programın yoksa.."

Lafı ağzından aldım.. "Olsa da iptal ederim.. Marlo Morgan ile bir yemek daha.. Harika.."

Bu defa Özcan'ı aradım.. Daily News.. "Hazır ol, sana muhteşem bir konuk getiriyorum" dedim.. Bir iki dosta da haber verdik, keyifli bir masa olsun diye..

Ünal.. Sedat Doğan.. Muzaffer Yıldırım..

Özcan'ın mutfağı harikalar yaratmış.. Müthiş şeyler yedik.. Hele masanın üzerine dizilen final, yani tatlılar olağanüstüydü, ama gene de Marlo'nun sohbeti, geçenin en tatlı şeyi olarak kaldı..

Sedat, antik Mısır, antik Yunan düşüncelerine meraklı.. Uzak Doğu felsefesi ve yaşam tarzını da incelemiş.. Meditasyoncu.. Et yemiyor.. Avustralya aborijinleri ile bu eskilerin ve günümüzde hala bir ölçüde eskiyi yaşayanların düşünceleri ve eylemleri arasında büyük benzerlikler var.. Ayrılıklar da.. Sedat ile Marlo'nun tartışması gecenin doruğuydu açıkçası..

Marlo Morgan'lı günleri anlatmamız biraz daha sürecek anlaşılan..

Bugün bitirirken, biraz övünmek istiyorum, izninizle..

Türkiye'de gittiği her yerde müthiş bir ilgi ile karşılaşan ve açıkçası bizim ülkemizde kendisini seven ve görmek isteyen bu kadar insan bulduğuna şaşıran Marlo, bana imzaladığı kitaba bakın neler yazdı:

"Avustralya çöllerindeki harikulade dostlarımı, Türkiye'ye anlatmama yardım ettiğin için sana kalbimin derinliklerinden teşekkür ederim. Sen kalbi sevgi dolu, olağanüstü bir insansın. Dünya, senin dünyana hayran.. Ben de.."

TEBESSÜM
Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır.

İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir.

Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:

"Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:

Ben çekilirim!!

Bu gece Günay'da..
Dün öğle Günay aradı ve beni çok mutlu eden şeyler söyledi.. Selçuk Başar'ın beyin ameliyatı için düzenlenen gece, bu gece.. Ajda, Nilüfer ve Sezen, İstanbul Gelişim eşliğinde söyleyecekler..

İstanbul'un o krema üstü krema tabakasına "Pamuk eller cebe" diye çağrı yapmıştım, ertesi gün de Celal Çapa'nın Yener Süsoy'a anlattıklarını okumuştum.. "Bunlar bedavaya alıştı. Artık gece çıkıp para harcamıyorlar" diye.. Fena halde moralim bozulmuştu.. Günay "Rezervasyonlar çok iyi gidiyor" dedi.. Ben onu bunu bilmem.. Gece bu gece.. Günay'da tek boş yer kalmamalı.. Faça masalar sekiz kişilik, toplam 10 bin dolar, normal masalar adambaşı 150'şer dolar..

Hemen ayırtın bakalımn.. 0 212 230 33 33!..

Cumartesi gecesi Sertap-Levent galası da harika olmuş.. 2.5 saat sahnede kalmışlar eski karı koca ve gelenleri mest etmişler.. Bu hafta sonu, bir de ondan sonraki dört galaları daha var, Ramazan öncesi..

Sertap ve Levent'i birlikte dinlemek, kaçmaz.. Onlarda da yerimizi ayırttık tabii..

Veli'nin oğlu..

Bir 14 Kasım'da ölmüş Orhan Veli.. Bugün ölüm yıldönümü.. Kaçıncı mı?.. Boş verin.. Yaşarken ölümsüzlüğe ulaşanların ölüm yılları sayılır mı?..

Kitap fuarında önüme bir gazete yaprağı koydular.. Yaprak.. Her ayın biri ile 15'inde çıkarmış. Fiyatı 15 kuruşmuş. Altı aylık abonesi 150 kuruş.. Bu 1 Mart 1949 sayısı..

Sahibi ve Yazi İşleri Müdürü de Orhan Veli Kanık imiş bu fikir ve sanat gazetesinin..

Gazeteyi bırakan gençler, "14 Kasım günü bir Orhan Veli Şiir Evi açılıyor" dediler.. İstiklal Caddesi'nde Vakko'nun tam karşısında İmam Adnan Sokağı'na giriyorsunuz. Önünüzü Süslü Saksı sokak kesiyor, İstiklal Caddesi'ne paralel.. Karşıya geçin, işte orası..

Orhan Veli Şiir Evi..

"İşim gücüm budur benim,

Gökyüzünü boyarım her sabah,

Hepiniz uykudayken.

Uyanır, bakarsınız ki mavi"

diyen adam o..

Bu sabah kalktığımda gök maviydi gene.. Demek gene boyamış..

Demek ki haklıyım..

Ölmemiş!..

10 Kasım yazısı..

10Kasım günü köşende bir Atatürk yazısı görmek isterdik" diye nasıl sitemler aldım dostlardan.. Anlatayım..

10 Kasım'a özel bir yazı için bilgisayarın başına oturdum ki, elim tuşların üzerine gitmiyor..

Ne yazacağım ki.. İçimde bir öfke..

Bütün bir yıl Atatürk düşmanlığı yapanlar, Atatürk düşmanlarına sayfalar açanlar, bir günlüğüne Atatürkçü olacaklar.. Ben de bu zoraki Atatürkçüler arasına karışacağım.. Ertesi gün ben yolumda devam edeceğim.. Onlar Atatürk ve Atatürkçülerle dalga geçmeye devam edecekler..

"Yazmıyorum" dedim.. "Bu sahte dünyada yerim yok.."

11 Kasım Cumartesi günü, Bekir Coşkun'u okudum.. İçimden geçenleri okumuş sanki.. Yazdıkları aynen benim duygularım..

Sitemler başlayınca "İşte niye yazmadığımın izahı" diye Bekir'in yazısını size nakletmeye karar verdim.

Teşekkürler Bekir!..

***

Şaşırırım...

Ben her 10 Kasım'da şaşırırım...

Şaşkına dönerim...

Bir anda gözyaşlarına boğulan insanların, daha bir gün önce ya da bir gün sonra nasıl bıyıkaltından güldüğünü anımsarım, ağzım açıkta kalır...

Tıpkı bir tiyatro sahnesindeki yetenekli oyuncunun bir saniye içinde gülüp, bir saniye sonra ağladığına şaşıranlar gibi...

Ağzım açık kalır...

Bir günde Atatürk için akan oluk gibi gözyaşları ve inanılmaz edebi övgüler...

Ama bir gün önce ve bir gün sonra fışkıran ihanet

Nasıl olur?..

***

Bir anda yer gök Atatürkçü kesilir...

Havadan Atatürk'e övgüler, methiyeler, sadakat yeminleri, "İzindeyiz" feryatları, "seni unutmadık" çığlıkları yağar...

Yani o kadar parlak lafları nereden bulurlar bilemem...

Ama bir gün sonra...

El ele bir kutsal mirasın inanılmaz yağması başlar, tıpkı bir gün önceki gibi...

10 Kasım'da törenlere bakarım...

İşte; Atatürk'ün en büyük mirası laik Cumhuriyet'i yıkmak isteyen tarikatçının okullarını öven orda önde duruyor...

Hemen yanında şeriatçıları parlamentoya taşıyan... Arkalarında irticayı bu ülkede iktidar yapan utanmaz...

Ön sıralarda dergah ve medreseleri destekleyen, Atatürk'ün üniversitelerini yobazlara açmak için didinen arsız...

Bu tarafta; Gazi'nin en yüce mirası ulusal egemenliği rezil eden yüzsüz... Hemen yanında, hukuk devletini ve demokrasiyi ayaklar altına alarak Atatürk Türkiyesi'ni çağ dışına savuran ahmak...

Öbür yanda; Atatürk'ün başkenti Ankara'yı , gözbebeği İstanbul'u ve daha nice kenti ona küfredenlere teslim etmiş akılsız...

Atatürk'ün güzel ülkesini yağmalayanlar da orda, çeteciler de, banka soyguncuları, yetim soyanlar da...

Mirası çalıp-çırpanlar sıra sıra...

Üstelik hepsi siyahlar giyinmişler, hüzünlü gözüküyorlar... Arada bir de utanmadan birbirlerinin elini sıkıp, sanki mutsuzcasına, utanmadan başsağlığı diliyorlar...

Nasıl olur?..

Şaşırırım...

SEVDİĞİM LAFLAR
Bulunduğun yerde sahip olduklarınla, yapabileceğini yap.

Theodore Roosevelt

BİZİM DUVAR
Madem İtalya'ya futbol adamı ihraç ediyoruz. Biz de ordan Temiz Eller için savcı Di Pietro'yu transfer edelim...

Hakan & Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır