kapat

14.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Tansu Çiller "Hakkımı geri verin" diyor

Tansu Çiller sessiz ve derinden atağa kalktı. Gazetecileri arıyor, yalısına davet ediyor, bazılarıyla teke tek görüşüyor. Bazı gazetecilerle de küçük gruplar halinde konuşuyor.

Son iki hafta içinde kimlerle görüştüğünü bilmiyorum, ancak bunlardan biri benim.

Tansu Çiller'le çok uzun süredir yüz yüze görüşmedim. Galiba geçen yıl, bu zamanlarda bir kere bir ev davetinde karşılaşmıştım. Onda da konuşmamız bir iki dakikayı geçmedi.

Çok uzun bir aradan sonra ilk kez Çiller'le sohbet ettim, görüşlerini dinledim, kendi izlenimlerimi aktardım.

Tansu Hanım biraz toplamış ama eski havasından hiçbir şey kaybetmemiş. Konuşması daha kendinden emin.

Tansu Çiller merkez sağın üzerindeki baskılardan rahatsız. MHP'nin merkez sağın liderliğine talip olmasına tepki gösteriyor ve "MHP sorun yaratacak" diyor.

MHP'nin yükselmesi konusunda basını suçluyor Tansu Hanım. "Bizi yıpratmak için suni olarak MHP öne çıkarıldı. Aynı hata şimdi de devam ediyor. Ama MHP merkez sağ parti değil, bunu görmüyor musunuz?" diye sürdürüyor konuşmasını.

Yolsuzluklar
Tansu Çiller son dönemlerde ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları ile ilgili olarak da "Gülüyorum ama, aslında durum çok vahim, bunların olacağını çok önceden gördük söyledik" dedi ve ekledi "Bizim dönemimizde tek bir yolsuzluk bile olmadı, bugün olanlara bakın."

Çiller zamanında hakkında çıkarılan bütün iddiaları kanıtladığını, bunlardan bağımsız mahkemelerde beraat ettiğini anlatarak "Biz Meclis'te parmak hesabıyla aklanmadık" diye konuştu.

Çiller'e "Bankalar operasyonu sırasında el konanlar arasında adı geçmeyen başka bankalarla ilgili iddialar ortaya attığını" hatırlattım, buna karşılık olarak "İktidar gücünü kullanarak bazı kişilere banka açma hakkı tanıdılar. İmza sahipleri arasında Zekeriya Temizel de vardı. Bunların üzerinde durulması gerek" dedi.

Muhalefet var mı?
Çiller daha sonra anladığım kadarıyla sözü asıl isteğini yere getirdi. "Muhalefet boşluğu var diyorsunuz, bunu siz de yazıyorsunuz, ama büyük haksızlık yapıyorsunuz" diye girdi söze. Ben de "Ne muhalefeti yapılıyor?" diye sordum.

"Muhalefet görevimizi hem de çok iyi yerine getiriyoruz. Ama hiç biriniz yazmıyorsunuz, görmezden geliyorsunuz. Yazılanlar da ya magazin havada oluyor ya da çarpıtılıyor" dedi önce. Sonra da sürdürdü:

"Medyada adeta refleks haline gelmiş, bizimle ilgili haberler yok sayılıyor. Ama ülke elden gidecek, kimse buna bakmıyor bile. Oysa bütün doğruları hiç çekinmeden korkmadan her yerde söylüyoruz. Siz ciddiye almıyor ve yazmıyorsunuz ama Anadolu'da öyle değil, halk artık herşeyi görüyor, biliyor."

Çiller'in bu sözleri üzerine "Sizin de çok hatanız oldu. En iyi niyetli uyarıları bile dikkate almadınız, suçu kendinizde de aramıyor musunuz? Örneğin Refah'la hükümet kurdunuz" diye sordum.

ANAP kuracaktı
Çiller bu sorum üzerine "İşte asıl haksızlık burada, herşey ben Refah'la hükümeti kurduktan sonra oldu. Çünkü asıl beklenen ANAP'ın kurmasıydı. Böyle anlaşma yapılmıştı. Eğer ANAP Refah'la hükümet kursaydı büyük felaket olurdu. Biz çok yıprandık ama Türkiye uçurumun kenarından döndü" karşılığını verdi.

Daha sonra bütün yıpratma kampanyalarına rağmen ayakta kaldığını söyleyen Çiller "Bakın, bize ihanet edenler şimdi ortadan yok olup gittiler. Ben bütün bunlara rağmen ayaktayım. Eğer o iddialar gerçek olsaydı, beni ayakta bırakırlar mıydı? Bunu herkese anlattık. Halk biliyor, Anadolu'ya gidin, nereye giderseniz gidin, göreceksiniz ki DYP en hızla yükselen parti. Siyasetçiler anlıyor, iş dünyası anlamaya başladı, askerler de öyle. Bir anlamayan siz kaldınız" dedi.

Bu sözleri üzerine Çiller'e "Ama İstanbul'da yüzde 5'i bile zor buluyorsunuz" dedim. Tansu Hanım iç geçirdikten sonra "Büyük kentlerde yaşayanları çok korkuttunuz, çok etkilediniz. Biz de kendimizi anlatamadık onlara. İşte şimdi haksızlığı düzeltmelisiniz" diye konuştu.

Üç günlük yayın
Çiller'e "Nasıl düzeltme?" dedim. "Üç gün yazın yeter, sadece üç gün. Bize karşı haksızlık yapıldığını söyleyin. Benimle ilgili suçlamaların, iddiaların hiçbirinin kanıtlanmadığını, hepsinden beraat ettiğimi yazın. Biz bunları her yerde söylüyoruz, gördüklerimize anlatıyoruz, onlar da ikna oluyorlar, bize hak veriyorlar. Ama siz herkese ulaşıyorsunuz. Bu haksızlığı artık bitirmeniz gerek" dedi.

Çiller daha sonra da "Bana yönelik haksızlık yüzünden merkez sağın ortadan kalkacağı tehlikesini de görmüyorsunuz" iddiasını da öne sürdü.

Çiller'le görüşmemiz böyle bitti.

Çiller'e gerçekten haksızlık yapıldı mı? Çiller olmadığı gibi mi sunuldu kamuoyuna? Refah'la koalisyon kurduğunda basın arkasında dursaydı durum farklı mı olurdu? Medya şu anda Çiller'e destek verse, ortam değişir mi?

Bilemem. Çiller bana bunları anlatttı, benden iletmesi.

Fenerbahçe Stadı'nda Maraton'dan çıkış çok zor
Fenerbahçelİ taraftarlardan stad konusunda çok şikayetler alıyorum. Diyorlar ki "Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyelerinden sadece biri, bir hafta maçı gelip Maraton Tribünü'nden izlesin. Maç bitince de buradan çıkmak istesin. Gelsin görsün, o zaman ne demek istediğimizi anlar."

Maraton Tribünü, Fenerbahçe Stadı'nda, şeref tribününün tam karşısındaki tribün. Eskiden bu tribünün üzeri açıktı. Şimdi kapalı hale geldi. Bu bölümün çıkışları çok dar. Üstelik genellikle görevliler de maç biter bitmez kaçmak istediklerinden tüm kapıları açmıyorlar. Taraftarlar küçücük kapılardan birbirlerini ezerek, bin bir eziyetle çıkıyorlar.

Fenerbahçe yönetimi yeni tribün yaparken, mevcut duruma da eğilmeli. Taraftarın öfkesi yükseliyor çünkü.

Ekranlardan taşan suç
TelevİzyonlarIn magazin programlarında kimi zaman "suç işleyen ünlüler" farkında olmadan teşhir ediliyor. Üstelik işlenen suç bütün kanıtları ile gözler önüne seriliyor.

Bakın nasıl oluyor. Televizyon kameraları bazı ünlü bar, diskotek ve gece kulübünün önünde bekliyor. Gecenin bir saatinde içerden ünlü bir kadın ya da erkek çıkıyor. Görüntüsü de, yürüyüşü de, konuşması da çok alkollü olduğunu gösteriyor.

Doğal olarak kameralar bu ünlünün üzerine yöneliyor. İşte kimi zaman keyifli ama genellikle abuk sabuk türden bir şeyler söyleniyor, genellikle o ünlü kişi sanki daha önce hiç kamera görmemiş gibi kaçmaya çalışıyor.

Sonra arabasına biniyor, üstelik şoför koltuğuna oturuyor, gaza basıp gidiyor.

Araç kullanmamasını gerektirecek kadar içkili olduğu halde kullanıyor. Bu her gece tekrarlanıyor, televizyon ekranlarından da tüm Türkiye'ye ulaşıyor. Kimse de bir şey demiyor.

Neden Musevi asıllı diyorsunuz?
Bufalo operasyonu sürüyor biliyorsunuz. Şebekenin başı olarak İsak Romano gözaltında. Romano Musevi asıllı. İşte bu tanımlama Türkiye'deki Musevileri çok rahatsız ediyormuş. Arayan okurlar "Musevi asıllı diyorsunuz, peki Müslüman asıllı neden denmiyor, bu ayrımcılık değil mi?" diye soruyorlar. Bu tartışılan bir konu zaten. Bence bunda tepki gösterilecek bir yan yok. Musevi nüfusu çok az olduğu için bu tanımlama yapılabilir.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır