


Zorlama bir yorum
Pazar günkü Yeni Binyıl'da yazı yazmış bir eksi dost, eksik olmasın adımı anmış ama çok yanlış bir yerde anmış...
İlle de düzeltme yapmak için değil, fakat yoğun tartışılan bir noktadaki tavrımı yeniden ortaya koymak için, "eski dost"un yanlışına işaret etmek zorunda hissettim kendimi...
Baktım ki, pek de dişe dokunur bir gerekçe ortaya konulmaksızın, adım, her taşın altında "vatanhaini arayanlarla" bir tutulmuş...
Bu çok yanlış, zorlama ve beni karşı kampa itmeye çalışan bir boş çabadır!
Neden boş çabadır?
Çünkü benim görüşlerim berraktır... Düşünce tarzım da!..
Beynimde, ne gerçek aydınlara ve entellektüellere, ne Genelkurmay'a, ne millete namusuyla hizmet eden bürokrasiye ne de milletin yetiştirdiği seçkin evlatlarına karşı bir kin ve husumet beslerim!
Her taşın altında vatanhaini arayanlardan biri de asla değilim!
Benim dünyayı, toplumları ve diyalektiği kavrayışım, böyle bir saplantıya izin vermez.
8 yıldır SABAH grubunda yazı yazıyorum, şimdiye kadar kimseyi vatanhainliği ile suçlamadığımdan ötürü, bu gerçek tartışılmaz bile...
Benim gözümde, sağlam bir hukuk ve yargı tarafından alenen suçlanıp hüküm giymedikçe, hiç kimse vatanhainliği ile suçlanamaz.
Başını koyduğu yastığın altında bile vatanhaini aramak, bana göre en azından "ruh hastalığıdır!"
Ama "eski dost",beni herkese "vatanhaini" damgası yapıştırarak hasta ruhunu tatmin edenlerle aynı kefeye koymuş... Haksızlık yapmış!..
Bu anlayışta olmayan birini "öyle" saymakla, yastık altında "vatanhaini" arama sakatlığı arasında bir fark var mı acaba?
"Aydın geçinmek" kolay ama berrak düşünmek o kadar kolay görünmüyor!
Kaçak et
Yüzlerce ton kaçak et yurda sokulmuş...
Buffalo eti mi, öküz eti mi nedir bilmiyoruz.
Bildiğimiz bir tek şey var, afiyetle yemişiz...
Şimdi öğretmenlik yapıyor olsaydım, öğrencilere "mantık" ödevi verirdim.
Herkes kafasına göre etlerin yurda nasıl sokulduğunu yazsın...
En güçlü mantığa, tam not vereceğim, derdim.
Öğrenciler kimbilir ne hoş kurgular yaratırdı...
Etler nasıl girdi, nasıl kesildi, nasıl satıldı, evraklar nasıl düzenlendi...
Ve afiyetle nasıl yendi?
Ne güzel bir çalışma olurdu, kimbilir...
Sınırlar
Sınırlarımız "yolgeçen hanı!"
Tarsus'ta bir grup açıkgöz, gizlice "korsan" rafineri kurmuşlar.
İran ve Irak'tan tankerlerle getirilen ham petrolü, "rafine" ediyorlar.
Eh!.. Petrol boru hattından delik açıp petrol araklayan millet de biz değil miyiz?
Hem, 15 yıldır PKK'ya, silahlar nasıl giriyordu?
Üstelik de roketatar falan...
Onu da geç!..
Türkiye, neden ve nasıl Avrupa'nın eroin köprüsü haline geldi?
Eroin ülkeye rahatça nasıl giriyor ve çıkıyor?
Türkiye'nin asıl problemi, çoğu zaman "gösterilen yerde" değil...
Üç tür sevgi var
Gündemdeki "sertlik", hayata dair yumuşak konulara girmemize pek izin vermiyor...
Türkiye günlerdir, "hırsız-polisçilik" oynuyor.
Tansiyon had safhada ama hayat devam ediyor...
Sizlere bugün, bu sert havaya "rağmen", bir "sevgi analizi" aktarmak istiyorum.
Değerli dostum Mansur Beyazyürek, aktardı, o da sanatçı Harun Kolçak'tan dinlemiş...
Doğu felsefesi, sevgiyi üçe ayırıyor. "Çünkü"lü sevgiler...
"Eğer"li sevgiler...
"Rağmen"li sevgiler...
"Çünkü"lü sevgiye dikkat edin diyor, Doğu felsefesi...
"Seni seviyorum çünkü güzelsin, çünkü zenginsin!" denkleminde, güzellik yahut zenginlik bitti mi, sevgi de biter...
"Eğer bana araba alırsan seni severim" denkleminde de, şart yerine gelince sevgi sözkonusu oluyor...
Bu da diğeri gibi "şartlı" bir sevgi!..
Doğu felsefesi, sonsuz ve gerçek sevgi "rağmen"li sevgidir diyor...
"Herşeye rağmen, şu şu şu olumsuzluklara rağmen, kendime rağmen, vesaireye rağmen seviyorum" diyebilenler, gerçek sevgiyi yakalamış olanlardır.
Bu analizi çok beğendim.
Ve sizinle paylaşmak istedim.
Memur
40 bin memur Ankara'da "açız" diye bağırdı. Bunlar işlerini bilmeyen memurlardı!
Nisyan
Dün 12 Kasım'dı... Bir yıl önce Düzce'de deprem olmuş muydu, hatırlıyor musunuz?
Mutfak
Türkiye'ye 52 çeşit kaçak gıda giriyormuş... Ne var, Türk mutfağı zenginleşmiş oluyor!