


İki nikah, bir cenaze
Bu başlık, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden hocam Prof. Dr. Atila Eralp'in yayıma hazırladığı "Türkiye ve Avrupa" "İmge Kitabevi, 1997) kitabında yer alıyor. Kitaptaki makaleyi M.Fatih Tayfur yazmış.
Başlıktaki "iki nikah", Yunanistan ve İspanya'nın AB ortaklığına atıf...
"Bir cenaze" ise, Türkiye'nin tam üyeliği... AB'nin Türkiye'ye ne kazandırıp ne kaybettireceği tartışılırken, bu makaleye dayanarak Yunanistan ve İspanya deneylerini anımsatmak istiyorum.
***
Aslında "yarış", bu 3 Akdeniz ülkesi için eşit koşullarda başladı.
Her üçü içinde "start", 2. Dünya Savaşı sonunda verildi. 1945'te her 3'ünün ekonomisi de iflasın eşiğindeydi. Yunanistan'da iç savaş vardı. İspanya ise Nazi'lerle işbirliğinin bedelini Marshall yardımı dışında tutularak ödüyordu.
Yine de 3 ülke de bu süreçte ABD'nin desteğini gördü ve 50'lerde sadece ekonomisiyle değil, savunması ve dış politikasıyla da Amerikan etkisinde kaldı.
1960'larda Batı Avrupa toparlandıkça Güney'le temasa geçti; bu 3 ülkeden işçi aldı, turist yolladı.
İşte o dönemde Yunanistan AET ile ortak oldu. Topluluk ilk 5 yıl için Yunanistan'a 125 milyon dolar yardım yaptı.
Ancak bir süre sonra Albaylar Cuntası işbaşına geldi. Amerika Cunta ile işbirliği yaparken AET Yunanistan'la ortaklık anlaşmasını askıya aldı, fon akışını durdurdu. Avrupa Konseyi, sürekli Atina'nın insan hakları ihlalllerini rapor ediyordu. Parlamenterler Meclisi, Yunanistan'ın üyelikten atılmasına karar verince, askerler kendiliklerinden Konsey'den çekildiler. Yunanistan, -askeri yönetim dönemindeki Türkiye gibi- Avrupa'dan dışlanmıştı.
***
Ne olduysa ondan sonra oldu:
1974 Kıbrıs müdahalesi adeta Türkiye'ye kapattığı Avrupa kapısını Yunanistan'a açtı. Cunta devrildi, demokrasi kuruldu. Kıbrıs bozgunundan sonra ordunun siyasetteki rolüne son veren yasal düzenlemeler yapıldı. Cuntayı destekleyen ABD ile ilişkiler koparken Yunanistan AET hedefine kilitlendi ve sonunda 10. üye olarak topluluğa katıldı.
Ancak Yunan ekonomisi Avrupa'yı yakalamak için gerekli yapısal değişimi kolay gösteremedi. Üye olduğunda ekonomi sadece tekstil, gıda gibi ikincil sektörlerde büyüyordu. Mali sistem büyük ölçüde devlet denetimindeydi; o yüzden de krediler iktisadi kriterler yerine siyasi tercihlere göre dağıtılıyordu. Sanayiciler, yatırım yerine ranta dayalı kolay kâra alışmışlardı.
Yeni Merkez Bankası Başkanı yeni politikayı şöyle açıkladı:
"Mali kayırmalar ve korumacılık geçmişte kaldı. İş adamlarımız artık banka kredilerine güvenmeyip, yatırımlarını kendileri karşılayabilmeliler".
***
İşte asıl kaynak aktarımı bu aşamada, yani 1980'lerin başında başladı.
Ve Türkiye ile makas da o noktadan itibaren açıldı.
Yunanistan ve İspanya'da diktatörlükler çöküp demokratikleşme başlarken Türkiye'de ordu yönetime el koydu ve Avrupa'yla ilişkiler koptu.
1981-91 arası AB'den Yunanistan'a 20 milyar dolar sermaye aktardı. Yine de beklenen yapısal değişiklik kolay gerçekleşmedi. 90'ların başında Yunanistan hala topluluğun en zayıf ekonomisiydi. Ancak mali yardımlar sayesinde ve ekonomik elitin desteğiyle ödemeler dengesindeki açıkları kapatıp istikrar programını uygulayabildi, demokrasisini ayakta tutabildi ve bir süre sonra kişi başına ulusal gelirini 7 bin dolara yükseltti.
Bu rakam, aynı dönemde demokrasisini geliştirip etnik sorunlarını çözen ve topluluğa tam üye olan İspanya'da 14 bin dolara tırmanmış, Türkiye'de ise, 2 bin dolarda kalmıştı.
***
Bu tabloya bakıp, yarım asır önce eşit başlanan bir yarışta bu kadar geri kalmamızı sadece "Müslümanlık"la açıklamak mümkün mü?
Yine de umutsuz olmamak lazım.
Yunanistan, bu noktaya son 20 yıldaki atağı sayesinde geldi.
Ama bir şansı vardı: Yunan siyasi ve iktisadi eliti Avrupa'yla ortaklıktan, ranta dayanmayan bir ekonomiden ve demokrasiden yanaydı.