


Nereye gitsen okka dörtyüz dirhem..
Bizim yazıların arada bir okuyanlarda yan etki yaptığı belli oluyor.. Okurlardan doktor raporu isteyip de hasar tespitine gitmiş değilim.. Karşı karşıya geldiğimde görebiliyorum.. Telefondaki seslerinden çıkarabiliyorum..
Gece yarısından sonraydı.. Galiba 01.00 falan.. Zıııır! Telefon çaldı.. Çalan cep değil, evdeki telsiz telefon..
Bu telsiz telefon olayı ayrı bir fasıldır ki Türkiye Cumhuriyeti'nin kanunları bunu bir zamanlar casusluk malzemesi sayardı.. Böyle bir cihazla yakalandın mı hapse tıkıp, tutuklu olarak yargılarlardı..
***
Bir arkadaşım lise çağında heves edip kendine telefon yapmaya kalkıştı.. Biraz bakır tel, iki üç pil, eski bir radyonun bilmemnesi.. Bir ihbar uçtu.. Hükümet adamları çocuğu alıp "Talebedir, yazıktır.." demeyip dört ay hapse koydu..
Çocukcağız lisede bir yılını kaybetti.. Şimdi otuz cana kıymış trafik canavarını dört ay yatıramazsın.. Üzerine üstlük, hükümet adamları bir de af yetiştirmeye çalışır..
Her neyse.. Yazıya sosyal içerik katmadan, konumuza dönelim..
Gece gelen telefon..
Bizim seyyar telefonu elime alıp, tuşuna bastım.. İnceden, biraz da çekingen bir "Alooo" karşıladı beni.. Kadın sesi.. Kim olduğunu çözmeye çalışırken "Selahattin Abi.." diye başladı konuşmaya..
"Ağabey" hitabından bildim ki tanışlardan biri arıyor..
Kız kardeşimin yakın bir arkadaşı.. Kız kardeşim aramızdaki bir yaş farkına rağmen bana "Ağabey" dediği için; benden büyük ya da küçük olsunlar, bütün arkadaşları bana böyle hitap ederler..
- "Hayırdır!" diye başladım lafa.. Kardeşimin arkadaşı neden bu saatte aradığını açıkladı.. Benim Allah'ın ışığında uyuyup, elektrik dedikleri kul ışığında gezdiğimi bildiğinden geç vakit aramış..
Alışılmış telefon konuşmasına giriş peşrevini karşılıklı yaptık.. Karşı tarafın esas üzerindeki mütalaasını bekliyorum merakla.. Nitekim "Sizin estetik ameliyatları üzerine yazdıklarınızı okudum.." deyince;
- "Hah!" çektim.. "Belli ki bir yerlerini kestirmeye karar vermiş, bana doktor danışacak.."
- "Hani bir seferinde yazmıştınız.. Karnı fukara dümbeleğinin derisi gibi gerilmiş, diye.."
Ben dinledikçe içimden yorum yapıyorum.. Lafı karın bölgesine getirdiğine göre problem oralarda bir yerde.. Belki kilo aldı, göbek biraz çıktı.. Ev işi yaparken eğilip kalktığında göbek yana fırtıp biraz bombe yapmış da olabilir..
Dur bakalım ne çıkacak?
***
Ben lafın gidişatından teşhis koymaya çalışırken o zırt diye söyleyiverdi sonucu:
- "Ben bir göğüs ameliyatı geçirdim.."
Hoppala Hasan dayı, münasebetsiz yerim seyirdi! Karından bahsederken birden yukarılara zıpladık.. Sağ eliyle arkası horoz tasvirli ayna gösterip, sol eliyle çamaşır tokacını kafaya ekleştirmek budur işte..
Bereket soğukkanlıyımdır, bozmayıp "Vatana millete hayırlı olsun!" dedim.. Böyle dedim ama meraklardayım.. Acaba ameliyatta aksilik mi çıktı? Bir terslik var da daha yetkin bir cerrah adresi mi istiyor?
Yahut "Ay görmüşün yıldıza minneti yoktur.." deyip, ikinci ameliyatı aynaya bakaraktan kendi kendine yapacak.. Bana da hangi aletleri kullanayım diye soracak..
Usta bir el atsana..
Boyuna ameliyatın nasıl geçtiğini anlatıyor lakin konunun aslına giremiyor.. Ben de dinlerken içimden "Vah vah! Kızı sakatladılar zahir, söylemeye utanıyor.." diye geçiriyorum..
Sonunda dayanamayıp "Sen ameliyatı niye oldun?" diye sordum.. "Oldum işte.." karşılığını verdi..
İyi de canın sıkıldığı için "Sinemaya mı gideyim, ameliyat mı olayım?" hesabıyla böyle bir tercih yapmadın herhalde.. Derdin neydi? El cevap yine aynı: "Oldum işte!"
Fesüphanallah! telefon konuşması askeriye paşalarının şifreli yazışmalarına dönüştü.. Meraklara düştüğümüzden müstantik gibi olayı deşiyoruz..
- "Küçük filandı da büyüttün mü?"
- "Yooo! Küçük değildi.."
- "Haaa! O zaman biraz besiliceydi.. Süzme yoğurt kesesi gibi duruyordu ondan şey ettirdin.."
- "Hayır! Küçülttürmedim.."
Tövbe estafurullah.. Kızım, herhalde şekil olsun diye ikisini birbirine diktirip ortasına karanfil yerleştirmedin.. Ne yaptın söylesene? Ben böyle olayı didiklerken ağzından gerçek çıktı..
- "Toplattırdım.."
***
Bu cevapla bir yaşımıza daha girmiş olduk.. Benim bildiğim eski araba toplattırılır.. Temsil kaportanın vurukları düzeltilir, inmiş tampon kaldırılır.. Eskimiş motor sıfırlanır..
Estetik cerraha gidip de göğüsleri göstererek "Usta şunlara bir el atsana.." denmez..
Karşımızdaki arkadaş da olsa, kardeşimizin çok yakını da olsa sonuçta nisa taifesinden biri.. Olayı fazla kurcalamaya gelmez.. Meşrebimize uymaz.. Mecburen dilimize diplomat ağzı verdik:
- "İyi etmişsin.. Arada bir toplatmak lazım.. Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.." gibisinden laflar yuvarladık.. Ancak hala kızcağızın meramını anlayamadık..
Öyle "Tüfeğimiz çift tetik, kızın derdi estetik.." diyeceğimiz türden biri olmadığını da biliyorum..
Bir ara "Ben bu ameliyatı oldum ama niye olduğumu bilmiyorum.. Hem giyinikken ameliyat olduğum belli olmuyor.." türünden laflar etti ki o zaman derdini çözer hale geldim..
Yeni bir elbise aldığında eşe dosta göstermek için ne yaparsın? Giyersin! Yeni bir ev aldığını göstermek için eşi dostu davet edersin.. Bu çok insanca birşey..
Kızcağız da göğüsleri toplatmış lakin malzeme elbise altında kaldığından ameliyatı ile övünemiyor, ona dertleniyor.. Benden istediği akıllar bu minval üzerine.. Verdim gittim aklı:
- "Yaz geldiğinde doğruca sahil kentlerinden birine git.. En kalabalık plajı seç.."
Bakıyorum karşıda tık yok.. Zahir, nefesini tutarak dinlemekte.. Devam ettim:
- "Eline mayonun üst kısmını alıp, parmağında zincir döndürür gibi salla.. Islık çalaraktan plajda bir aşağı bir yukarı dolaş.. Hem de göğsünü gere gere.."
Biz lafın kuyruğunu böyle bağladık, o da uzatmayıp teşekkür ederek telefonu kapattı.. Lafı uzatmamasından verdiğimiz aklı tuttuğu belli oldu.. Ne var ki içime sağlık konusunda yazdığım yazılardan dolayı bir kurt düşürmüş oldu..
Kıssadan hisse: Akıl için yol birdir..