Türk demokrasisi Nazıl Ilıcak'a kocaman bir teşekkür borçlu.
Minnacık bir kadın, hem de tek başına, Türkiye demokrasisine son yıllarda yapılmış en büyük hizmeti yaptı.
Ilıcak tarafından gündeme getirilen "andıç", herhangi bir hukuk devletinde, 8 şiddetinde deprem yaratacak bir belge.
Bu belge bir grup devlet görevlisinin bazı partiler, bir grup siyasetçi, sivil toplum kuruluşu lideri ve gazeteciye karşı giriştikleri bir komplonun planı.
Bu plan kısmen uygulanmış ve bugün açığa çıkmıştır.
Şimdi, böyle bir belgenin varlığı kabul edildiğine göre, artık meselenin unutulması, üstüne gidilmemesi isteniyor. Ve hatta, inkar edilmeyip de kabul edilmiş olmasına şükretmemiz bekleniyor.
Böyle bir şey mümkün değil.
Bu olay, Susurluk çapında bir skandaldır.
Bu, ABD'yi sarsan Watergate skandalından on kat büyük bir skandaldır.
Ve hiç abartmadan iddia ediyorum ki, bu belge karşısında doğru tutum alınabilirse; Türkiye, demokrasi açısından tarihi bir dönüm noktası yaşayacaktır.
Ben, doğru tutumu ilk başta Türk Silahlı Kuvvetleri'nden bekliyorum; umuyorum ve şiddetle arzu ediyorum.
Türkiye'nin ikinci sınıf bir demokrasiyle globalleşen dünyanın varoşlarında yaşamaya mahkum olmasını istemediğine emin olduğum Türk Silahlı Kuvvetleri'nin; bu tarihi dönüm noktasında, kendi kendini de aşarak, doğru tutumu alacağına inanmak istiyorum.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin böyle bir belgenin varlığını doğrulaması, "kol kırılır yen içinde" mantığının belli ölçüde kırıldığını göstermesi bakımından olumlu bir gelişme. Ama yetmez. TSK, geçmişte kendi içinde yapılmış bir hatayı savunma refleksini yenmelidir. Kurumlar içinde kuralları ihlal edenler, hatta suç işleyenler hep olacaktır. Önemli olan, o kurumun kendini koruma refleksi içine girip hatayı savunmamasıdır. Böyle bir tutum, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmaz, tam tersine, kurumun toplum nezdindeki itibarı ve güvenirliği ancak böyle korunur.
Doğru tutumu almasını beklediğimiz bir başka güç yürütme ve yasama organları. Hükümet üyeleri, siyasiler ve tek tek bütün milletvekilleri bilmelidir ki, bu olay geçiştirilerek hukuktan, demokrasiden, temiz toplumdan ve şeffaflıktan sözetmek, kendimizi aldatmaktan başka bir işe yaramaz. Ve eğer Meclis, böyle bir durumda ağırlığını koyma cesareti gösteremezse, bundan sonra koyacak bir ağırlığı da kalmaz.
Aydınlık bir Türkiye için aylarca ışık karartan, temiz toplum için yeni bir mücadeleye hazırlanan sivil toplum kuruluşları; bu tür komplolar aydınlanmadan Türkiye'nin asla aydınlanamayacağını bilmelidirler.
Ve eğer Türkiye'de hukukçular varsa, tam da bugün ortaya çıkmalı; hukukun üstünlüğünü her koşulda sadık kalma yemininin gereğini yapmalıdır. Hukukun, politik ve sosyal olarak güçsüz yurttaşlar karşısında aslan kesilip, "dişli" yurttaşlar karşısında kedi gibi sindiği ülkelere hukuk devleti denmez.
Mesele, "işler sarpa sardığı" zaman da o yemine sadık kalabilmektir.
Düzeltme: Geçen yazımda, Nazlı Ilıcak'ın basın toplantısı haberinin Kanal 7 ve STV dışında hiçbir televizyon kanalında yayınlanmadığını yazmıştım. Daha sonra bazı gazeteci arkadaşlarım uyardılar. Haber, CNN Türk'te de yayınlanmış; hem de öyle böyle değil, uzun uzun ve bütün gün boyunca... Bu hatamı sevinerek düzeltiyor, başta Taha Akyol olmak üzere CNN Türk'te çalışan bütün arkadaşlarımdan özür diliyorum.