


Tüfekten teraziye!
Adamın bir parçası intihar eğilimi taşıyor, diğer parçası ise bunu biliyor. Adam bile bile, herkesin ortasında, TV kameralarının objekitifi önününde hapishanede 5 mahkumu öldürüyor. Adam neye güveniyor?
Kendine güveniyor...
Bunu anlayabiliriz...
Peki...
Sadece kendine mi güveniyor yoksa başkaca güvendiği kimseler, kurumlar, araçlar, gereçler de var mı?
Adam....
Hapishaneyi ele geçiriyor.
Yönetiyor.
İsyan çıkartıyor...
5 kişiyi pencereden atıyor.
Ve adaletle pazarlığa oturup, şartlarını kabul ettiriyor, Nuriş binbir nazla teslim oluyor, Bilecik'e gönderilmek üzere yola çıkartılıyor, yolda jandarmaya kapıyı açtırıyor, TV kameralarına gülerek; "En büyük devlet, en büyük asker" diye slogan atıyor.
Rehineler ise serbest...
İsyan bastırılmıştır...
Ne demek?
En büyük devlet....
En büyük asker...
Askerden devlete...
Yok mu merhamet....
Bastırılan bir isyan mıdır?
Yoksa...
***
Sabah Haber Ajansı muhabirleri Engin Arıcan ile İbrahim Öge'nin haberi "örtülen cerahetin kabuğunu" yırtıp atan bilgileri sergiliyor. Bu habere göre, Çanakalle'nin Biga ilçesinde faaliyet gösteren Saruh A.Ş adlı şirketin sahibi Mustafa Saruhan'ın oğlu da Uşak Cezaevi'nde yatmaktadır.
Uşak Cezaevi ise...
Nuriş'in kontrolündedir....
Nuriş, Mustafa Saruhan'a haber gönderir, onu hapisaheneye çağırır. Kendisine; "Oğlunun hayatı benim elimde. Oğulunun canını kurtarmak istiyorsan 1 trilyon 250 milyar lira fidye ödeyeceksin. Bu para yetmez, ayrıca Sibel Can'ın Biga Cezaevi'nde yatmakta olan kocasını öldüreceksin..." talimatı verilir.
Saruhan'ın bakan arkadaşı vardır.
Araya bakan arkadaşını sokar.
Adalet Bakanlığı'na dilekçe yazılır. Bu dilekçe bakanlık özel kalemine elden ulaştırılır. Dilekçenin verilmesinden 1 saat sonra telefonu çalar. Karşı taraftaki Nuriş'dir ve "Bakanlığa şikayet etin de ne oldu, bu işten kurtulamazsın, parayı da Sibel Can'ın kocasının canını da hemen istiyorum."
***
Nuriş, herşeye hakim...
Ve gücünden emin...
Slogan atıyor...
En büyük devlet...
En büyük asker...
Devlet, cezaevlerini koğuş ağaları, mafya babaları, teröristlerin yönetiminden kurtarabilmek için "koğuş sisteminden oda sistemine geçmesine" altyapı olacak 11 adet F tipi cezaevi yapmaya çalışıyor.
F tipi bir cezaevi...
2.5 trilyona mal oluyor.
Adalet bakanlığının bütçeden aldığı pay çok düşük. Bu yüzden cezaevleri zamanında bitirilemiyor. Örneğin Denizli, Diyarbakır cezaevlerinin yapımı 1996 yılından beri sürüyor. Adalet Bakanlığı, cezaevlerinin yapım parasını Adalet Bakanlığı İş Yurtları gelirinden yapmaya çalışıyor, "bunların yapımına harcanan her kuruşu da, adliyelerin kağıt, kalem, bilgisayar ve diğer harcamalarından kesmek" zorunda kalıyor. F tipi cezaevlerinin yapımı geciktikçe Nuriş slogan atıyor:
En büyük devlet...
En büyük asker...
Askerden devlete...
Yok mu merhamet...
Engin Deniz adlı bir iktisatçının yapıp bana gönderdiği araştırmaya göre, Adalet Bakanlığı'nın üzerine F tipi cezaevi yapacak arazileri kamulaştırmak için ayırabildiği para çok düşük. Sadace 2 trilyon lira... Bu yüzden Adalet Bakanlığı yeni cezaevi yapacak arazi bulamıyor. Oysa Engin Deniz adlı iktisatçı okurumun, Trakya'yı baştan başa tarayarak yaptığı araştırmaya göre, Hazine'nin ve Askeriye'nin bu bölgede milyonlarca dönem arazileri var.
Örnek:
Celaliye'de 300 dönüm Hazine arazisi, Çerkezköy'de 800 dönüm Hazine arazisi ve 20 bin dönüm Askeriye'nin terk etiği arazi var.
Bu 20 bin dönüm arazinin 500 dönümü Adalet Bakanlığı'na verilse, rahatlama olacak. F tipi cezaevlerinin yapımı hızlanacak.
Nuriş slogan atıyor....
En büyük devlet....
En büyük asker...
Askerden adalate....
Yok mu merhamet....
Tüfekten teraziye....
Neden yok destek...