Başbakan'ın önündeki bir rapor Türkiye'nin rüşvet sıralamasında altıncılıktan üç yılda dünya birinciliğine çıktığını gösteriyor.
Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın raporu, Dünya Bankası'nın bir araştırmasına atfen şu resmi yansıtıyor:
"Yolsuzluk az ve yönetim etkin ise, yatırımlar daha yüksek, bebek ölümleri daha az ve özgürlükler daha fazla olmaktadır."
Görüldüğü gibi rüşvet ve yolsuzluk, şikâyetçisi olduğumuz sorunlarının sonuçları değil, başlıca sebebidir.
Yani yolsuzlukla mücadele ne kadar başarılı olursa yatırımlarla beraber istihdam, sosyal güvenlik ve refah o kadar artacak, bebek ölümleri o kadar azalacak, özgürlükler de o kadar genişleyecektir.
Yolsuzlukta dünya birinciliği, cehennemin dibine vurmak demektir.
Devletin ve toplumun savunma refleksi keşke daha erken işlemeye başlasaydı.
Son üç yılda ve özellikle geçen yıl, yolsuzlukla mücadele için hukuki alt yapıyı güçlendiren yasalar çıkmış, fakat cesur ve kararlı bir mücadele, öncülerini beklemiştir.
Devlet ve toplum, beklediği öncülere artık kavuşmuştur. Cumhurbaşkanı Sezer, İçişleri Bakanı Tantan, BDDK Başkanı Temizel, yargıda Savcı Yüksel, ülkeyi pisliklerinden temizleyecek hareketin öncü kahramanları olarak halkın desteğini almaktadırlar.
Yolsuzlukla mücadele ile görevli kurumlarda çalışanlar için artık örnek alınacak kişiler değiştiğinden ötürü, alınan sonuçlar da çok değişik olacaktır.
Buna inanıyoruz çünkü işaretleri görülüyor.
Devlet Denetim Elemanları Derneği'nden dün yapılan bir açıklamada önemli bir uyarı yer aldı. Uyarı şu:
"Vergi afları mükellefin vergi ödememesine, kredi afları kredilerin geri ödenmemesine, disiplin afları kamuda düzenin bozulmasına, adli aflar da insanların yasaları daha kolay ihlâl etmelerine neden olmaktadır.
Yine öyle bir affın arifesindeyiz.
Biz hükümetten 'Yolsuzlukla Mücadele' adına bir talepte bulunuyoruz: Kamu malı aleyhine işlenen suçları, bankaların içini boşaltanları affetmeyin!"
Yani borçlar ödenecek, devleti soyanlar ve bankaları hortumlayanlar cezalarını çekecek..
Bunun tersini yapmak, Türkiye'nin yakaladığı tarihi şansı heba etmek olur!
Kimin bozgunu?
Uşak Cezaevi'ndeki rezalet, utanç ve elem verici bir bozgundur.
Barolar Birliği Başkanı haklı olarak soruyor:
"Devlet, cezaevlerine bile egemen olamıyorsa ülkeye nasıl egemen olur?"
Adalet Bakanı dün, istifasını gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı söyledi.
Demek ki bakan, devleti mafya ile pazarlık etme çaresizliğine düşüren bozgunda bir sorumluluğu bulunmadığına inanıyor.
Bu tavır "Sorun, benim dirayetsizliğimden değil, devletin zaafından kaynaklanıyor" iddiasıdır.
İddia doğru bile olsa, siyasetçinin görevi devletin itibarını korumak, bunun için devlete istifa yoluyla şans tanımaktır.
Gerekli olduğu halde sakınılan her istifa, devletin ve milletin hakkını suiistimal etmektir.
İstifa bu yüzden fazilettir.
Adalet Bakanı Türk tekrar düşünsün..