|
|
İPEK CEM(ipek.cem@sabah.com.tr
)
|
  
Eski fotoğraflar
Bugünlerde farklı nedenlerden dolayı ailemizin eski fotoğraflarını karıştırıyorum. Babamın fotoğraf tutkusundan dolayı çocukluğumuzdan bu yana bol bol resim çektirdik. Kameranın karşısında yer almanın yanı sıra, çok kereler bir çiçeğin veya annemizin resimlendirilmesini de uzun uzun izledik. Bu deneyimlerin yaşamımızdaki anlamı bugünlerde yeniden canlanıyor. Belki de bir fotoğraf sergisinin ardından alevlenen bir iç muhasebeden bahsediyoruz.
Yaşam bilgisi
Kendimi 'geçmişini arayacak' yaşta hissetmememe rağmen, en azından 'geçmişi anlamaya' çalışmak hoş bir duygu. Günümüzün yoğun gündemi ve hızla değişen yaşam koşulları göz önünde bulundurulduğunda, sabit bir geçmişe daha fazla özlem duyulabiliyor. Çocukluğun yaşamda 'kolay ve güven hissiyle dolu bir dönem' olduğu fikrini geçenlerde paylaştığım film yönetmeni bir arkadaşım, aynı dönemin kendisi için çok farklı şeyler ifade ettiğini söyleyerek beni şaşırtmıştı. Sonradan düşündüğümde, söyledikleri çok mantıklı geldi. Bu kişiyle aynı dönemlerde aynı mekanlarda hayatımız pekçok yerde kesişmişti, ancak deneyimlerimiz ve aldığımız derslerin birbirinden farklılaştığı noktalar da çok fazlaydı.
Yazıyla olsun, resimle veya diğer artistik uğraşlarla olsun, yaşamın dökümlendirilmesi, duyguların dillendirilmesi amatörce yapılsa da çok değerli bir etkinlik. Günlük tutanlar, e-postalarını saklayanlar veya resim çizenler, kendi 'arşivlerine' baktıklarında çok değerli bir yaşam bilgisi biriktirdiklerini görebiliyorlar. Bunun yanı sıra, bu 'bilgiye' bir süre sonra geri dönüldüğünde farklı anlamlar yakalanabiliyor. Daha objektif bir gözlükle geçmişe bakmak ve olayları değerlendirmek kişiyi olgunlaştırıyor. Aynı yüzleşme, bazen de insanı çocuklaştırabiliyor, ya da sorumlulukların daha az olduğu bir döneme nostalji duydurtabiliyor.
Aslında aynı duyguyu, örneğin bir tığ işinde de görmeniz mümkün. Anneannemin matematiksel bir simetri ve müthiş bir zevkle işlediği örtüler, bu birikimin farklı bir yansımasından başka birşey değil. Bunun gibi, kilimlerde, başörtülerinde, yöresel kıyafetlerde de aynı yaşam bilgisi, yaşam öyküsü yer almakta. Bıyıklı dedelerin çektirdiği askerlik resimlerinde, ya da 1900'lerin Beyoğlu'nun anlatıldığı bir İstanbul kitabında da bu duyguları, bu bilgi ve his aktarımını yaşıyoruz.
Teknoloji mi, romantizm mi?
Bazıları teknolojinin romantizmi öldürdüğünü iddia ediyor. Floresanlı lambayı mum ışığına, bilgisayarı parfümlü mektup kağıtlarına tercih ederseniz, bu iddiayı hemen kabullenmeniz mümkün. Aslında teknoloji geçmişin öğrenilmesi ve yaşatılması anlamında bulunmaz bir fırsat. Babamın 25 yıl önce çektiği bir fotoğrafı bilgisayar ortamında tarayıp, ona e-posta olarak gönderebiliyorum. Üstelik fotoğraf dijital anlamda korunmaya alınmış oluyor. O da dosyalarımdan biri haline geliyor. Fotoğrafın yakaladığı değerli bir anıyı, bilgisayardaki dosyalarım arasında saklayabiliyorum. Bu aynı zamanda, fotoğrafı istediğim sayıda kişiye, maliyetsiz ve anında yollayabileceğim anlamına da geliyor.
Teknoloji romantizmi öldürmese de, belki de bazı şeyleri çok kolaylaştırdı. İnsanoğlu zorluğu ve tekliği de sevmiyor değil. Aile yadigarı tek bir fotoğraf, sevgilinin yolu gözlenen mektubu, telefonun çalacağı saati beklemek...Bunlar belki daha 'ilkel' dönemlere ait zevkler olsa da, yine de ara ara özlemi duyulabilecek 'zorluklar.' En azından hızlı yaşama gereğini duymadığınız anlarda...
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|