kapat

04.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Drury Lane'den Meltem Cumbul'a..

Londra'da müthiş bir müzikal izledim.. The Witches of Eastwick!. Dünya prömiyeri 18 Haziran 2000'de yapılmış, ama kısa zamanda dünya tiyatroseverlerinin sevgilisi olmuş, kapalı gişe oynayan enfes bir komedi..

Aslında filmi varmış.. Ve hayret ben nasıl görmemişim.. Herhalde Türkiye'ye gelmedi, çünkü ben Jack Nicholson'ın filmlerini kaçırmam.. Üç cadıyı da Michelle Pfeiffer, Susan Sarandon ve Cher oynamışlar..

Eastwick adlı minik Amerikan kasabasının üç mutsuz ve yalnız kadını bunlar.. Hayatlarına renk katacak bir erkek için adaklar adarlarken, Şeytan duruma el koyar.. Üç kadının de teker teker hayatına ve yatağına girer, arka arkaya üç günde.. Bunu nasıl mı başarır?.. Şeytan dedik ya..

Kadınlar nasıl havaya uçarlar keyiften bilemezsiniz..

"Bilemezsiniz" deyişim lafın gelişi.. Bilirsiniz.. Birinci perdenin finali, oyunun en vurucu, en çok konuşulan yeri.. Üç kadın resmen uçuyorlar.. Önce sahnede, sonra salonda, seyircilerin üzerinde uçuyorlar..

Bir erkeğin üç kadını nasıl uçurduğunu, başta bizim Sevgili Sedamız, tüm feministlerin görmesi ne güzel olurdu kim bilir?..

İkinci perdede kadınlar, kendilerini uçuran şeytandan intikam almaya karar verip, (Erkek onları birbirleri ile aldattı ya..) cadılık öğreniyorlar..

Sonra..

Sonuna soğan doğra.. Bakarsınız içinizde Londra'ya giden olur.. O zaman mutlak gidip görsünler diyoruz madem, sonu da sürpriz kalsın.. Aslında, tam Haldun Dormenlik bir oyun bu.. Müziksiz de enfes bir komedi çünkü..

Ama müzikli ve danslısı, ingilizce bilmeyenleri bile etkileyecek enfes bir şov..

Ve de asıl tiyatroyu anlatmam gerek size..

Teatre Royal Drury Lane..

Cihan Ünal'ın Aktör Kean'ini seyredenler bu ismi hatırlarlar. Drury Lane, aktör Kean'in tiyatrosu.. Kuliste sizi, Kean'in heykeli karşılıyor zaten.. Kaidesinde Kean'in doğum tarihi var sadece.. 1834.. Başka tarih yok.. Çünkü Kean ölümsüz..

Bir sanatçıya saygı, daha nasıl ifade edilir?..

Tiyatro muhteşem bir yapı.. Salon harika.. Kulisler bir mimari şaheseri.. Kırmızı halılar.. Perde arasında şampanya ikram eden barlar.. Binanın kendisi size zaten olağanüstü bir gece geçirdiğinizi hissettiriyor..

Drury Lane'i dolaşırken, onu çok gerilerde bırakacak bir güzellikte planlanan İstanbul Ayazağa Kültür Kompleksi'nin, kompleksli bir Kültür Bakanı tarafından nasıl durdurulduğunu hatırladım.. Onlar tarihi yaşatıyor, bir tarih yaratacak projeleri engellemeyi marifet sanan siyasetçiler tarafından yönetiliyoruz. Dönüşte, ayağımın tozu ile, Maydanoz çadırına gittim. Çadır lafın gelişi.. Bu ülkenin en lüks, en modern, en batılı kültür alanı burası.. Smokey Joe'nun Cafesini Londra ve New York'ta izlemiştim. Buraya turneye gelmişler. Bir de tatlı sürpriz.. Ekibe Meltem Cumbul'u da almışlar..

Müzikleri ve dansları ile çok çarpıcı bir şov bu.. Dramatik bir yapısı da pek olmadığından izlemek için dil bilmek de gerekmiyor. Buna rağmen gittiğim gece salon dolu değildi.. Yazık.. Böylesine güzelliklerden niye bu kadar uzak duruyoruz, anlamak mümkün değil.. Meltem Cumbul, yıllardır bu şovda yer alan hepsi kurt, hepsi deneyimli kadronun arasında pırıl pırıldı..

Bu kızın harika bir "Müzikal" malzemesi olduğunu yıllardır yazarım.. Smokey Joe'daki performansı ne kadar haklı olduğumu ortaya çıkardığı için bir kat daha keyiflendim. Meltem fiziği, şarkıları, dansları (Ve de ingilizce telaffuzu) ile sahneyi hem de nasıl doldurdu, görmeliydiniz.. Finalde ayakta alkışlandı, uzun uzun..

Peki şimdi ne yapacak?..
Türkiye'nin böyle bir müzikal sahneleyip Meltem'e yeteneklerini kullanma şansı vermesi ihtimali çok uzak.. Şansını Londra, ya da New York'ta deneme fırsatını bulur mu acaba?..

BİZİM DUVAR
Fener'de gece kuşları varmış. Şu Kanarya'nın da çekisi.. İçerde gece kuşları, dışarda baykuşlar

Hakan&Utku

TEBESSÜM
En hızlı sayı hangisidir?.

On!..

Neden?..

Onun arabası var!.

İmza günü..

Aslında bu "İmza günü" lafını pek sevdiğim söylenemez..

"Buluşma günü" daha güzel geliyor bana.. İnsanın sevdikleri ile buluşmasından güzel birşey var mı?.. Hele bunlar, varlıklarından daha önce hiç haberdar olmadığınız sevenleriniz ise..

Kitap Fuarı'nın havasını koklamak da bir başka keyif.. Dünyanın en az okuyan ülkesinde yaşar olmanın utancını, bu fuarlardaki kalabalık her yıl biraz daha umuda çeviriyor..

Tepebaşı TÜYAP Kitap Fuarı'nda olun bu hafta sonu.. Görün bakın, nasıl bir hazine bekliyor sizi..

Canınız isterse, bugün 14.00'ten sonra Altın Kitaplar standında buluşabiliriz..

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Abuzittin'ciğim, Japonlar gene sallanmışlar. 5.5! Yedi hafif yaralı varmış. Geçen ay da 7.3 le sallanmışlardı. Bi kaç çatlak bina, çoğu ayakta tedavi gören 21 yaralı..

Allah muhafaza.. bi de bizde 7.3 ü düşün!

Yalçın Doğan yazıyordu "Heeey uyanın.. Ufukta 7.6 var!"

Acaba uyanmışlar mıdır?

Benim bildiğim, biri kara öteki denizde, risk araştırmaları yapacak iki yabancı proje, ikisi de duruyor.. Üstelik adamlar bu çalışma için para mara da istemiyorlar.

Mesela Japonlar, Marmara bölgesinde olası depremde hangi binalar yıkılacak, elektrik doğalgaz da ne gibi sorunlar yaşanacak, bunları belirleyecek bi çalışma için on aydır "okey" bekliyorlarmış. Bizimkilerden ses yok!

Ama büyüklerimizin bi bildiği vardır. Belki de "şu deprem de hayırlısıyla olsa da projeleri sonra uygulatsak" diyorlardır. Çünkü geçen iki depremle Türkiye'ye akan milyar dolarlar, depremzedelere harcanacağına bütçeye aktarılıp kim bilir hangi işlerde kullanılmıştı. Hatta bazı gazeteler memur maaşlarının bile bu paralardan ödendiğini yazdılardı.. Şimdi de muhtemel bi dolar yağmuruyla, batık bankaların açıklarının karşılanması düşünülüyor olabilir. Anlayamadığım bi şey daha, mesela 7.3 lük Japon depreminde, tv haberlerinde gördük, her yer sarsılırken insanlar öyle bekliyorlar. Ne bağıran var, ne koşan, ne de pencereden atlayan. Bizim deprem uzmanları da "hemen sağlam bi eşyanın yanına çökün, ana karnındaki cenin durumunu alın" gibilerden laflar ediyorlar. Bina çürük olduktan sonra cenin durumunu alsan ne yazar hazır ola geçsen ne yazar. Acaba , cenin durumundaki ceset, enkazın altından daha mı kolay çıkarılıyor? Neyse. Bi tarihte Tokyo dayım.. Meşhur "Earthquake" filmi oynuyor.. hem de cineremada! Yav, Japonya da zelzele filmine gidilir mi? Zaten günaşırı sallanıyor. Gittik..

Başında kocaman kocaman Japonca birşeyler yazdı, film başladı.. Fakat insanın içinde bi endişe.. İster misin deprem filmini seyrederken gerçekten bi zelzele olsun koca salon da kafana çöksün? Böyle acayip düşünceler içinde perdede olup bitenlere bakarken içime doğmuş, önce hafif bi sallantı ardından daha şiddetlisi duvarları zangırdatmaya başladı..

Kendimi, üzerinde kırmızıyla "exit" yazan kapıdan dışarıya fırlattım.. Öteki kapılardan da bikaç kişi fırladı.. Sallantı bu arada bitti.. Biz telaşla ana çıkış kapısını ararken sinemanın personeli gülerek bize bakıyor. İşte bi alangirlik var.. derken mesele anlaşıldı.

Adamlar cinerema ekranının çevresine, ses sistemine ek, insan boyu anfiler yerleştirmişler..Ekranda zelzele olurken hoparlörlerden çıkan gürültünün şiddetinden koca salon da zangırdıyormuş.. Başta Japonca yazıları da benim gibi ikaz için yazmışlar. Gerçi jenereğin orijinalinde de var mış ama süper ingilizcemle (!) atlamışım. İşin daha ilginci filmin ilk günlerinde bi başka Türk, benim gibi dışarıya koş.. ilk pencereden de kendini at! Bereket ufak sıyrıklarla kurtarmış.. Demek deprem sırasında pencereden atlamak bizim genlerimizde var..

Prof. Işıkara ne diyor:

"Deprem olurken ana karnındaki cenin şeklini alıp.."

Zelzele olmuş karı koca yukarıya uçmuşlar. Melek giriş formu dolduruyor. Adlarını,. milliyetlerini sorduktan sonra:

"Ölüm nedeni?"

"Depremde göcük altında kaldık!" Melek şöyle bi bakmış:

"Biz orada dünyanın en iyi profesörlerinden birini görevlendirdik. Onun sözünü niye dinlemediniz.. deprem sırasında cenin şeklini alacağınızı söylemedi mi?!

Adam karısına dönmüş:

"Hanım ben sana bizim şekilde bir yanlışlık var dememiş miydim..69 diye tuturursan işte böyle olur!"

Aman Abuzittin'ciğim sakın unutmayalım..şekil cenin şekli.

Münasip yerlerinden öperim Kardeşin:

Güneş

SEVDİĞİM LAFLAR
Kişi kendisine gülmeyi bilmezse, gülmeyi unutur.

Sara Jeanette Duncan

(Teşekkürler Deniz)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır