


Öyle yuvarlak lafla olmaz
Cumhuriyet Bayramı'nda Atatürk'ün Nutuk'unun 24 saat kesintisiz okunması üzerine yazdığım "Atatürkçülük din değildir, Nutuk Kuran değildir" başlıklı yazı tahminimin çok ötesinde tepkiler aldı. Bu konuda aldığım mesajların sayısını tutamıyorum. Bu konudaki olumlu olumsuz mesajları fırsat buldukça sizlerle de paylaşacağım.
Gerçek Atatürkçü kesimler, Nutuk'un "hatim indirir gibi" okunmasından şiddetli rahatsızlık duyduklarını dile getirdiler. Kimi dinci çevrelerden olumlu tepkiler geldi ama onları dikkate almak istemiyorum, çünkü onlar her olayı Atatürk'ün aleyhine gibi algılayıp çarpıtıyorlar.
"Atatürkçülük din değildir, Nutuk Kuran değildir" yazısı "laik yobazların" tepkisini çekti.
"Laik yobazlar" her sözün arkasına Atatürk'ün adını yapıştırarak, işin kolayına kaçanlar. Bunlar hiçbir şey üretmedikleri halde Atatürk adını kullanarak toplum üzerinde baskı kuranlar. Herhangi bir siyaseti savunacak kadar dahi bilgileri olmayan, bu nedenle "Atatürkçülük" bayrağını taşıyınca her türlü eleştiriden kurtulacaklarını zannedenler.
Türkiye bu kesimden çok çekiyor. Çünkü bu kesim, toplum üzerinde baskı kurarak bireylerin eleştiri gücünü azaltıyor, sorumluların hesap verme sürecini uzatıyor ya da hiç hesap sorulmamasını sağlıyor, Türkiye'nin önünü açacak her projeye karşı çıkıyor, Türkiye'yi laik antilaik diye bölüyor.
Aslında Türk halkının büyük çoğunluğu bu oyuna gelmiyor. Çünkü Atatürk sevgisi bu ulusun yüreğinden hiç çıkmadı. Birkaç kendini bilmez yobazın Atatürk'e dil uzatması, güya eleştiriye kalkışması, toplumun ciddiye aldığı birşey değil. Atatürk sevgisi, söylemekle olmaz, aslında hiçbir sevgi söylemekle olmaz, sevgi yaşanır, hayata geçirilir.
Benim için Atatürk adam gibi çalışmak, doğru dürüst işler yapmaktır. Laf söylemek, hele hele yuvarlak laf söylemek değildir.
Nutuk 24 saat boyunca okullara ders olarak konulsun diye okundu
Atatürkçü Düşünce Derneği Kadıköy Şubesi açıklama gönderdi. Açıklamada Nutuk'un 24 saat kesintisiz okunmasının "Nutuk'un okullarda ders olarak okutulmasını sağlamak" amacını taşıdığı belirtiliyor. Peki Nutuk neden okullarda ders olarak okutulsun? Bunu da anlamış değilim. Nutuk Cumhuriyet tarihini anlatır. Okullarda zaten Cumhuriyet tarihi dersi var. Nutuk'ta anlatılan tüm olaylar bu dersin içinde. Eksiği yok fazlası var. Atatürk'ü istismar eden çevreler "Nutuk ders olsun" diye kampanya açınca, Atatürk sevgisini içinde taşıyan pekçok kişi bundan etkileniyor ve destek veriyor. Sonra gerçeği söyleyince de herkes şaşırıyor.
Atatürkçü Düşünce olunca ne oluyor?
Laik ve Atatürkçü yobazları dinlerken hep merak ediyorum, acaba neyi savunuyorlar, ne düşünüyorlar?
Her olayın arkasına Atatürk adını ekleyince sanki herşey bitmiş sanılıyor. Kalabalık yerlerde Atatürk'ün adını en yüksek sesle söyleyen, sanki en Atatürkçü gibi sanılıyor. Sık sık bu nutukları duyuyoruz "Atatürk'ün bize gösterdiği yolda" "Onun işaret ettiği gibi" "Onun dediğini yapsaydık şimdi böyle olmazdı" Bu cümleleri hiç duymadıysanız 500 kere duymuşsunuzdur.
Bir de her 10 Kasım'da "Atam bak halimize" türü başlıklar yayınlanır gazetelerde, "Atatürk yaşasaydı bunları sopayla kovalardı" gibi de yorumlar yapılır. Buna kimse itiraz etmez, edemez, edince tepki toplar. Peki buraya kadar çok güzel. Ama herkes Atatürk'ün yolunda olduğunu söylerken ne yapılması gerektiğini hiç merak etmiyor.
Örneğin bazı sorular soralım, ben bunların cevabını merak ediyorum. Eğer Atatürkçülüğü doğru dürüst uygulasaydık enflasyon oranının kaç olması gerekiyordu. İyi bir Atatürkçü için büyüme hızı kaçtır? Atatürkçü düşünceye göre eğer ülkemin bazı yerlerine özgürce gidemiyorsam bu ne anlama gelir?
Atatürkçü düşüncenin neresinde düşünen insanları hapislerde çürütmek vardır?
Atatürkçülük açısından milli gelirimizin ne kadar olması gerek?
Atatürkçü düşünceye göre işkence yapanlara ne uygulanmalı?
Soruları uzattıkça uzatırız. Şimdi buna kimse kalkıp da "Zaten ülkede Atatürk'ün yolundan sapıldığı için bu hale düştük" türünden beylik laflar etmesin. Resmi olarak Türkiye, Atatürkçülük esasından hiç ayrılmadı, ya da bize öyle söylendi. Her törende Anıtkabir'e giden ve orada defter imzalayan bizler değiliz. Onlar bize hep Atatürk'ten söz ediyor., Atatürk'ün gösterdiği yolda gittiğimizi söylüyor. Peki o halde bu kötü tablonun sorumlusu kim?
Dehşete düşmemek mümkün değil
Uşak cezaevindeki olayları izlediniz herhalde. Devletin nasıl acz içine düşürüldüğünü göstermesi açısından çok çarpıcı bir olay. Bugüne kadar adı pek çok olaya karışmış iki kardeş Uşak cezaevini diledikleri gibi yöntemişler bugüne kadar. Son uygulamayı da beğenmeyince direnişe geçtiler. Koca devlet oturdu pazarlık yaptı ve kaybetti.
Bu ülkenin Adalet Bakanlığı da İçişleri Bakanlığı da, Jandarma Genel Komutanlığı da bu olaydan ağır yara almıştır. Türkiye Cumhuriyetini bu kadar acz içinde göstermeye kimsenin hakkı olamaz, olmamalı.
Nuri Ergin ve kardeşi cezaevine yeni nakledilen 8 kişinin Alaattin Çakıcı'nın adamı olduğunu iddia ediyorlar. Bu kişilerin derhal cezaevinden gönderilmesini istiyorlar. Bu istek kabul edilmiyor. Ondan sonrasını biliyorsunuz. Merak ettiğim şu; gerçekten Uşak cezaevine gönderilen 8 kişi Çakıcı'nın adamları mı? Eğer gerçekten öyleyse, hangi akla hizmetle birbirine amansız düşman olduğu bilinen iki ayrı grubun adamları biraraya getirilmek istenir.
Eğer iki çete hapishanede birbirine kırdırılmak isteniyorsa, ki bu daha korkunç birşey, bundan üst düzey yetkililerin, örneğin Adalet Bakanı'nın, İçişleri Bakanı'nın, Jandarma Genel Komutanı'nın haberi var mı? Yoksa içerden birileri kendi başına bir iş mi yapmaya çalışıyor?
Türkiye'de devlet cezaevlerine hakim olmak zorundadır.
155 milyara araba
İstanbul'da açılan Oto Fuarı'nda Ferrari tanesi 155 milyar liradan iki araba birden satmış. Bu Türkiye'nin iki yüzünü göstermesi açısından çok önemli. Bu haberi okuyunca "Vay canına, millet sürünürken, 155 milyarı otomobile veren de var" denilebilir. Ama artık öyle düşünmemek gerek. Çok aşırı bir örnek olmakla birlikte, bu olay da Türkiye'nin gelişmesini gösteren faktörlerden biri. İnsanlar çekinmeden, korkmadan bu kadar pahalı tüketimi de yapabiliyor. Bu kadar pahalı tüketim için paralarını ortaya koyabiliyorlar. İki otomobili alanlar kimse isimleri saklanıyormuş, ne farkeder, yarın trafiğe çıkacaklar nasıl olsa. Önemli olan burada alın teri dökülerek kazanılmış paranın kullanılmasıdır.
Sevindirici olay
Levent Kırca Oya Başar çiftinin tekrar barışması bu haftanın en keyif veren haberi oldu. Bu ayrılık zaten hiç olmamalıydı, gerçi karı koca arasında ayrılık olabilir, ona birşey söylemek mümkün değil, ama çok sevilen bir sanatçı çiftin tekrar birarada olmayacakları haberi gerçekten çok kötüydü. Sanatçılar ayrılabilir ama halkın gönlündeki yeri boş bırakamazlar, buna hakları da yoktur. Hem sanatseverler Levent Kırca- Oya Başar çiftine tekrar kavuşacağı hem de ben çok sevdiğim dostlarıma yeniden kavuştuğum için çok sevinçliyim.