|
|
Türkiye'yi kana boğarız
Üst düzey sorumlulardan Cemal Tutar güvence verilirse askeri kanattan 42 ismi açıklayacak Tutar: "Amacımız, ülkede korku salmak değil. İstesek tek bir işaretle bunu gerçekleştiririz."
Beykoz'da (İstanbul) düzenlenen ve örgütün elebaşı Hüseyin Velioğlu'nun ölü ele geçirildiği operasyonda yakalanan örgütün üst düzey sorumluları Edip Gümüş ile Cemal Tutar'ın da yargılandığı Hizbullah ana davasına, Diyarbakır 3 nolu DGM'de devam edildi. Duruşmaya, tutuklu sanıklar Edip Gümüş, Cemal Tutar, Fuat Balca, Mehmet Feysel Bozkuş, Abdulkerim Kaya, Mehmet Varol, Mustafa İpek, Fahrettin Özdemir, Mahmut Demir, Kemal Gülşen, Yunus Avcı, Mehmet Nurettin Karabulut, Sinan Yakut, Abdulkuddüs Yersiz ve Mehmet Ezme katıldı.
Duruşmada savcı sanık Cemal Tutar'ın 101 saldırı eyleminden sorumlu olduğunu ve TCK'nın 125. maddesi uyarınca idam cezasıyla cezalandırılmasını talep etti.
Beykoz'daki operasyonda sağ ele geçen üst düzey sorumlu Tutar ise 9 sayfalık avunmasında terör örgütü Hizbullah ile mahalle arkadaşı Ahmet Arık aracılığıyla tanıştığını ve 1992'de örgütün askeri kanat bölümünde yer aldığını söyledi. Örgütün sözde askeri kanat bölümünde 1994'e kadar faaliyet gösterdiğini ve daha sonra Hüseyin Velioğlu'nun yanında, örgütün bilgi işlem merkezinde çalıştığını belirten sanık Tutar, yakalandığı tarihe kadar arşiv çalışmalarında görev aldığını anlattı.
'Buna terör denmez'
Hizbullah içerisinde yürüttüğü faaliyetlerden pişmanlık duymadığını belirten sanık Tutar, şunları söyledi:
"Bizim sadece Türkiye'ye değil, tüm dünyaya İslamı hakim kılmaya niyetimiz vardı. Bunu silahla yapma amacımız yoktur. Devletin anayasal düzenini bozma gayesi ile attığımız tek bir mermi dahi yoktur. Yaptığımız, iddianamede, terör olarak belirtiliyor. Amacımız, ülkede korku salmak değildir. Bunu isteseydik, 20-30 kişilik bir yapılanmayla Türkiye'yi kan gölüne dönüştürebilirdik. Hedef gözetmeksizin kalabalık yerlerde güçlü patlayıcılarla sayısız insan öldürebilir, toplumu daha iyi hipnotize edebilirdik. Orman yakabilir, intihar saldırıları gerçekleştirebilirdik. Bunları şimdi de istersek yaptırabiliriz. Tek bir işaretle bu cezaevlerini kan gölü haline getirebiliriz. Masum insanlar zarar görür endişesiyle bunu yapmıyoruz..."
Tutar, PKK-Hizbullah çatışmasının çok sayıda kişi tarafından ele alınarak açıklanmaya çalışıldığını ve bunun hiçbir zaman gerçek haliyle kamuoyuna yansıtılmadığını öne sürdü.
Terör örgütü PKK ile 1990'lı yılların başından itibaren aralarındaki çatışmaları anlatan Tutar, PKK'ya gönderdikleri "çatışmadan iki taraf da zarar görür" mesajına olumsuz yanıt aldıklarını belirterek "Bunun üzerine örneğin Nusaybin'de öldürülen bir arkadaşımızın intikamı için Batman'da, Diyarbakır'da ve diğer yerlerde Nusaybinli 8 PKK milisini öldürüyorduk. PKK tabanı arasında fazla kan dökülmeden çatışmanın kesilmesini amaçladık. Bu taktiğimizde başarılı olduk" diye konuştu.
'Devlet yardım etmedi'
Sanık Tutar sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu işlerde rol aldığım için hiç pişman değilim. Aynı şeyler tekrar tekerrür etse ve imkanım olsa yine aynı şekilde hareket ederim. Birçok yazar devletten fayda gördüğümüzü ve işbirliği yaptığımızı iddia ettiler. Bunlar birer yalandır. İlk başlarda PKK'yı sevmeyen herkesin sempatisini kazandık. Buna devletin içindeki polis ve askerler de dahildir..."
Sanık Tutar, Başbakanlık'ta çalışan Abdülsamet Yıldız ile Ankara'da bir aracı vasıtasıyla görüştüğünü de anlattı. Başbakanlık'ta memur olan Yıldız ile cep telefonu alınması ve bilgisayar tamiri konusunda görüştüğünü belirten sanık Tutar, "Bilgisayarımı tamir edemedi. Cep telefonu konusunda yardımcı oldu. Yıldız, benim örgütle bağlantım olduğunu bilmiyordu" dedi.
Kavacık operasyonu
Beykoz'daki örgüt evine düzenlenen operasyonu da anlatan Tutar evdeki bilgi ve belgeleri imha etmelerini de şöyle aktardı: "Edip Gümüş'e birkaç çanta verip teras katta imha etmesini istedim. Ben de ikinci katta bulunan bilgisayarlara format atmaya başladım. Bu iş 2 saat kadar sürdü. Hepsini formatlayıp çantaya koyup teras kata çıktım. Hard diskleri Gümüş'e verip imha için ateş etmesi gereken yerleri gösterdim. 2 saat sonra herşeyin imha olduğuna kanaat getirdikten sonra teslim oldum. Arşivin yüzde 99'nu imha ettik."
"Bizim tek amacımız; bunları imha etmekti. Olay sırasında polise tek el bile ateş etmedim. İmha ederken açtığımız ateşi polis kendilerine açılmış zannediyordu. Hard diske sıkacağımız bir tek kurşun, polisin kafasına sıkacağımız bir kurşundan bin kat daha önemliydi. Teslim olurken, elimizde çok sayıda silah vardı. İsteseydim çok sayıda polis öldürürdüm..."
Toparlanmaya çalışıyorlardı
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücüdele Şube Müdürlüğü, kanlı örgüt Hizbullah'a yönelik olarak Kartal ve Maltepe'de geçen hafta gerçekleştirilen operasyonlarla ilgili olarak bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre Hüseyin Velioğlu'nun öldürülmesinden sonra yerine geçen Mehmet Sudan ile birlikte Medine Kağan, Eyüp Kişi, Selim Kağan, Faruk Ünaltan ve Yasin Demir de ele geçirildi.
Açıklamada bu kişilerin 17 Ocak 2000'de başlatılan operasyon ve Mayıs 2000'de "Malazgirt" adı verilen ikinci operasyonla büyük darbe alan örgütü tekrar toparlamak amacıyla çalışmalarını sürdürdükleri belirtildi.
Cep telefonu bomba
Maltepe'deki örgüt evinde yapılan aramada da 2 adet elektronik bomba ateşleyicisi düzeneğine dönüştürülmüş cep telefonu, 3 adet masa saati ile 2 adet bilgisayar, bol miktarda CD ve disket, sahte kimlikler, kimlik fotokopileri, el yazması doküman, sahte kimlik yapımında kullanılan malzemeler ve sahte mühürler elde edildi.
Militanların sorgulamaları sonucu, elektronik bomba ateşleyicisi düzeneğine dönüştürülmüş cep telefonu ve masa saatlerini, son günlerde Filistin'de meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla kullanacakları belirlendi. Örgüt üyelerinin bu amaçla hedef olarak da bazı ülkelerin Türkiye'deki diplomatik temsilcilikleri ile kamuya ait binaları seçtikleri saptandı.
15 milyon sayfalık arşiv vardı
Cemal Tutar, polisin Beykoz'daki eve düzenlediği operasyon sırasında, bilgisayarlardaki yaklaşık 15 milyon sayfaya yakın bilginin yüzde 99'unu imha ettiklerini belirtti.
PKK ile savaşmak istememesi nedeniyle Menzil Grubu ile çeliştiklerini ve çatışmaya başladıklarını söyleyen Tutar, Menzil Grubu'nun 1993 yılında PKK ile anlaşması üzerine, her iki taraftan da kişileri yakalayarak sorguladıklarını anlattı. Sanık Tutar askeri kanatta 4'er kişiden oluşan 8 birimin bulunduğunu, bunlara sorumluluk yapanların da 8 kişi olduklarını, kendisi ve Cemal Uçar ile birimin toplam 42 kişiden oluştuğunu bildirerek, Cemal Uçar ile birlikte örgüt elebaşı Hüseyin Velioğlu'ndan aldıkları talimatları birim sorumlularına aktardıklarını kaydetti.
Kendisinin kurye görevi yaptığını ve eylemlerde hiçbir inisiyatifinin olmadığını savunan Tutar, özetle şunları söyledi:
"1994'te Mardin'de Velioğlu'nun yanında arşiv çalışmasına alındıktan sonra askeri kanatla bağlantım kesildi. O dönemde yaptığımız eylemlerde haksız olduğumuza biri beni inandırır ve isimlerinin açıklanmayacağı güvencesi verirse, askeri kanatta yer alan 42 kişiden ölen 24 kişinin ismini açıklarım. Aksi halde bu isimler benimle mezara kadar gider..."
Salih Aydın- Mürsel Acar-Yahya Çelik
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|