


Yolsuzluk ekonomisi
"İdeolojilerin öldüğü, solun sağın, ilerinin gerinin birbirine karıştığı ve parti programlarının giderek birbirinin kopyası halini aldığı günümüzde, siyasetteki temel saflaşma yolsuzluklara karşı tutum noktasında ortaya çıkıyor. Artık sadece iki tür parti var: Temiz toplum ve temiz siyasetten yana olanlar, kirli siyaseti besleyen ve ondan beslenen partiler. Dikkatli bakın, ortaya sürülen bütün diğer "farklılık"lar, bu temel saflaşmaya ilintilidir."
Bundan üç-dört yıl önce, bir yabancı tarafından kaleme alınan bu satırları okuduğumda, Türkiye'de o günlerde yaratılan yapay saflaşmanın yolsuzlukla ilintisi henüz bugünkü gibi açık değildi. Bugün Sayın Tantan'ın yaptığı "birinci tehdit" değerlendirmesine bakınca, yukarıdaki satırların artık Türkiye'de de anlaşılır hale geldiğini görüyoruz.
***
TESEV'in yolsuzluk konusunda başlattığı büyük araştırma ve Tantan'ın geçen günkü sempozyumda söyledikleri, yolsuzluk konusunu ele alışı yeni bir aşamaya geldiğimizin işaretlerini veriyor. Bu aşamayı, yolsuzluğun ağırlıklı olarak ahlaki bir mesele gibi algılanmasından, kaynakların heba edilmesine, ekonominin kan kaybına ve sonuçta toplumun genel yaşam seviyesinde düşüşe yol açan başlıca etkenlerden biri olarak; yani ekonomik bir mesele olarak algılanmasına geçiş olarak tanımlayabiliriz.
Yolsuzluğa geleneksel bakış; meseleyi daha çok ahlaki bir mesele olarak ele alır. Gözünü, tek tek kişiler üzerine diker. Yolsuzluğun ülke ekonomisine olan etkilerinden çok, yolsuzluk yapana sağladığı kazancın haksızlığı, adaletsizliği ile ilgilenir. Çözümü de genel olarak daha ahlaklı bir toplum yaratmakta görür.
Ama bu "çözümün" çok büyük oranda havada kalacak bir çözüm olduğu görülür. İnsan davranışlarına egemen olan etkenin esas olarak kişisel çıkar güdüsü olduğu göz önünde tutulursa; bir başka deyişle, kişilerin ister üretici ister tüketici olsunlar daima kişisel çıkarlarını gözetecekleri ve bir ekonomik davranıştan elde edecekleri kişisel yararı maksimize etmeye çalışacakları hesaba katılırsa; yolsuzlukların engellenmesini yükek ahlaklı bir toplumun doğuşuna endekslemek işi Allah'a havale etmek gibi birşeydir.
Yolsuzluk ekonomisi, ancak ekonominin kendi yasaları çerçevesinde çözülebilir. Aslolan, yolundan çıkmış olan ekonominin normal yoluna girmesinin zeminini yaratmak; bir başka deyişle "görünmez el"in (serbest piyasanın) devreye girmesi ve kendisi açısından irrasyonel olan uygulamaları elimine ederek hükmünü sürdürmesi için gereken yasal ve yapısal değişiklikleri gerçekleştirmekdir. Bunun için ilk elde neler yapılması gerektiğini artık herkes biliyor: Devletin asli görevlerine çekilmesi, şeffaflık ve hukukun hakimiyeti...
***
Belki şaşırtıcı gibi gelecek ama, kimilerince "bütün kötülüklerin anası" sanılan ve lanetlenen globalleşme süreci yolsuzluğun en etkili ilaçlarından biri.
90'lı yılların ikinci yarısında, IMF, OECD gibi kuruluşların ihracat, ithalat ve uluslararası ihalelerde yıllardan beri süregelen yozlaşmayı birdenbire sorun haline getirmesi, globalleşmenin boyutlarıyla doğrudan doğruya ilgili bir mesele. Globelleşme sürecinin ilerlemesi ve uluslararası ticaretteki rekabetin şiddetlenmesi, maliyet faktörlerini aşağı çekmek için kılı kırk yaran uluslararası firmaları yolsuzluklarla mücadele noktasına getiriyor. Çünkü global rekabet şartlarında, "yolsuzluğun maliyetini" yani rüşveti, mal ve hizmet fiyatlarına yansıtmak gittikçe güçleşiyor ve bu nedenle uluslararası iş yapan firmaların kar marjları azalıyor.
Uluslararası sermayenin gittiği ülkede kuralları net bir biçimde tanımlanmış "adil oyun" istemesi; bir zamanlar Rusya, şimdi Çin pazarına giren Batılı şirketlerin en büyük şikayetlerinin bu ülkelerde karşılaştıkları iştahı kabarmış bekleyen rüşvet sektörü olması boşuna değil.
Dünya ekonomisi, herhangi bir ülkede oyunun hileli bir biçimde oynanmasına tahammül edemeyecek kadar entegre olmuş durumda. Ve iyi ki de öyle. Bence bu bizim gibi ülkeler için yolsuzluk ekonomisine karşı başarı kazanmanın en büyük güvencesini oluşturuyor.
Bana öyle geliyor ki, tıpkı demokrasi gibi, yolsuzluk ekonomisinin altedilmesi de Türkiye'de iç dinamiklerin zorlamasından çok, dış dinamiklerin bir sonucu olarak gerçekleşecek.