kapat

02.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Balığın başı

Türkiye son yıllarda giderek hızlanan biçimde, yolsuzluk şoklarıyla sarsılıyor. Kamuoyunun bugün en duyarlı olduğu konu "yolsuzluk ekonomisi" haline geldi.

Ülke, Ankara'da tezgahlanan bütün saklayıp gizleme gayretlerine rağmen neredeyse kendiliğinden bir "temiz eller" havasına girdi. Eğer bu rüzgar devam ederse önümüzdeki günler, İtalya'daki "temiz eller" dönemini hatırlatan şokları da beraberinde getirebilir.

Ne var ki bunun ilk koşulu; siyasi gücün de yargı denetimine alınması.

Bugüne kadar kamu vicdanında mahkum edilmiş ve artık kendilerine güvenilmeyen "önemli siyasi şahsiyet"ler, iktidarların kanatları altına sığınıp yargı denetiminden kaçabildiler.

Meclis komisyonları, herkesin gözünün içine baka baka karşılıklı aklayıp paklamalar yapmakta hiçbir sakınca görmedi.

Yolsuzluk nedeniyle düşürülen bir hükümet, birkaç ay sonra başka biçimlerde yine iş başına geldi.

Dürüstlük iddiasıyla alınan oylar, gerçek suçluları gizleme operasyonunun dayanağı yapıldı.

Siyasi kaygılar ve iktidarda kalma hesapları, hukukun üstünlüğü ve yargı denetimi ilkelerinin önüne geçti.

Bir demokrasinin olmazsa olmaz koşulu; yargı, yürütme ve yasama erklerinin ayrılığı ilkesi Kaf Dağı'nın ardındaki bir geçersiz kurala dönüştürüldü.

Millet Meclisi yargının önünü açan değil, yargıyı engelleyen bir kurum olma şüphesiyle gölgelendi.

Yolsuzluk soruşturmaları her düzeyde yürütüldü ama dosyalar gelip Ankara'nın yüksek makamlarına dayandığı anda siyasi olarak engellendi.

Ellerine kelepçe vurulup DGM önünde televizyon kameralarına sergilenen kişilerin arkasındaki siyasi otorite, saygın ve itibarlı kişi rolü oynamaya devam etti.

Eğer Türkiye temizlenecekse, Ankara da hesap verme kapsamına alınacak.

Siyasi liderler de bu ülkenin diğer yurttaşları gibi yargı denetimine tabi kılınacak.

Millet Meclisi ve burada kurulan komisyonlar, sanıkları yargı önüne çıkmaktan kurtaran bir siyasi pazarlık mekanı olmaktan çıkarılacak.

Yoksa hepimizin özlediği aydınlık, tünelin ucunda görünen zayıf bir ışık olma umudundan öteye geçemez.

***

Artık iyice ortaya çıktı ki, halkın arınma özlemi bu işleri çözmeye yetmiyor.

Susurluk skandalından sonra söndürülen ışıklar, milyonlarca kişi olarak sokaklara çıkışımız ve suçluların yakasına yapışılma talebimiz, siyasi mekanizmanın duyarsızlığı ve sinsi taktikleri karşısında, yüreklerimizi sızlatan bir anıya dönüştü.

Direnişler, bildiriler, yürüyüşler, sivil platformda yapılan yüzbinlerce kişilik etkinlikler unutulup gitti.

Bu kez diliyoruz ki öyle olmasın.

İçişleri Bakanı Saadettin Tantan, "Tapınak Şövalyeleri"nden sözediyor. Onları işaret ediyor.

Zırhsız şövalye olmaz.

Bu şövalyelerin taşıdığı zırh, dokunulmazlık zırhıdır.

***

Balığın baştan koktuğunu hepimiz biliyoruz.

Peki bu baş nerede?

Yoksa bu balık, başsız bir balık mı?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır