Dilsiz şeytanı oynayamayız. Doğru neyse yazmaya ve sergilemeye devam etmeliyiz. Etmeliyim... Yazdıklarımız çok olmalı... Sakladıklarımız hiç olmamalı...
Hayat beni utandırmasın!
Etibank paraları kime satmış?
Kaça almış?
Kaça satmış?
Teminat olarak gösterilen şirketlerin değeri borcun üzerinde mi? Yoksa toplam yükümlülüklerin değeri varlıkların toplam değerini aşmış mıdır?
Takipçisi olacağız.
Temizel ve kadrosu bankanın içini inceliyor. Herhalde kamuoyuna açıklayacaklar. Burada da hortumlanmış halk parası varsa göreceğiz.
Ve yazacağız...
At başkasının...
Avrat başkasının...
Meydan başkasının...
Banka bizim diyemeyiz...
Aslında 52 kağıtla oynanması gereken oyunda 49 kağıdı dışarıda bırakıp 3 kağıtla oyun oynanıyorsa buna da suskun kalamayız.
Basın gücü ile banka gücü...
Bu iki güç birbirinin zıttıdır...
Varoluş sebepleri yüzünden...
Aynı elde toplanamazlar...
Eğer toplanırlarsa ikisinin de ahengi, ahlakı, ilkesi bozulur. Dolayısıyla basının bağımsızlığını da yeniden savunmanın tam zamanı.
Hadi savunalım...
Susmak yerine...
Konuşup yazmanın zamanı; Parlamento'dan "gazetecilerin sadece gazetecilik, bankacıların ise sadece bankacılık yapabilecekleri bir yasayı" ivedilikle çıkartmasını isteyelim.
Çıtayı yükseltelim!
İşte yeni bir gelişme daha oldu.
Bankacılık sektörünü güçlendirmek için vergi teşviği getirildi. Önümüzdeki 5 yıl içinde iki zayıf bankayı ya da üç zayıf bankayı birleştirip tek güçlü banka yapanlardan vergi alınmayacak düzenlemeler yapılıyor.
Bunun anlamı şu:
Türkiye'de 80 banka var. 10 tanesi fona geçti. Kalan 70 banka bile Türkiye için çok fazla... Banka sayısını yarı yarıya indirip bankaları güçlendirmek istiyorlar. Böylece önümüzdeki yıllarda "içi boşaltılmazsa bile banka batışların kaçınılmaz yapmaktan kurtarmak" da istiyorlar.
Çünkü geldi duvara dayandı...
Artık gitmiyor...
Türkiye devleti ekonomik olarak batışa giriyor, onu IMF ve Dünya Bankası kurtarıyor. Özel bankalar krize giriyor onları da devlet kurtarıyor.
Kendisi kurtarılmaya muhtaç...
IMF ve Dünya Bankası'na...
"Kurtar beni..." diye koşuyor.
Fakat kendi sistemi durmadan "kurtarılacak banka" üretiyor.
Sistemi "kurtarılacak banka..." üretmekten temizleyebilmek için bankaların bilançolarına bakılması gerekiyor.
Bilançoları görelim...
Hadi açıklayın!
Madem ki şapka düştü...
Kelin hepsini görelim...
Bugün Türkiye'deki 70 bankanın kaç tanesi murakıp incelemesi altındadır? Kaç tanesi murakıp incelemesine gerek duyulmadan yoluna devam etmektedir?
Bir bankayı...
Murakıplar niçin incelemeye alır?
Bir bankayı...
Murakıplar...
Niçin incelemeye gerek duymaz?
Bunları da bilelim...
Bilançolar açıklanırsa; bilançoları okumasını bilen gözler bunu incelemeye alabilirler ve halkı aydınlatabilirler. Sistem bu yolla dayanıklı hale gelebilir.
Madem ki donlar indi...
Hadi açıklayın...
Malları görelim...
Hangi bankanın aktifinin ne kadarı riskli varlıklara yatırılmış, hangi bankanın aktifinin ne kadarı riskli varlıklara yatırılmamış?
Halkın bunu görmeye hakkı var.
Holding bankacılığı ne durumda?
Halkın bunu da görme hakkı var...
Holding bankacılığında; halktan faizle para toplayanla, bu parayı şirketlere kredi olarak vereni aynı elde toplamışsınız.
Borcu alan da kendisi...
Krediyi veren de kendisi..
Parayı topluyor...
Kendi şirketine aktarıyor...
Şirket: Kedi...
Para: Ciğer...
Kedi de aynı elde, ciğer de aynı elde toplanıyor. Ciğer kediye teslim ediliyor. Hadi açıklayın!