|
|
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net
)
|
  
"İrtica tehdidi" klişeleşirken
Görünen o ki, Türkiye halkı enflasyonla yaşamaya alıştığı gibi, "irtica tehdidiyle" birlikte yaşamaya da alışıyor. MGK'nın 27 Ekim toplantısında aldığı zehir zemberek kararların basında oldukça sönük bir biçimde yankılanmasını, halk içinde hiçbir etki uyandırmamasını başka nasıl yorumlayacağız ki?
İrtica tehdidi, zamandan ve mekandan kopuk bir biçimde sürekli tekrarlanıp duran bir söz haline geldikçe etkisizleşip içi boşalıyor. Tıpkı "enflasyon canavarını yenmek" gibi, "herşeyin başı eğitim" gibi, söylenmesiyle söylenmemesi arasında pek fark kalmayan bir klişeye dönüşüyor.
Tabii bu durumda oldukça şizofrenik bir tablo çıkıyor ortaya. Bir yanda Avrupa Birliği'ne girme derdiyle, cezaevi isyanlarıyla, af kanunuyla, Ermeni Tasarısı'yla, bankalar sistemini düzeltmekle, istikrar programıyla, gelir dağılımındaki bozulmayla, memur zamlarıyla uğraşan bir yönetim ve toplum; öbür tarafta, bütün bu sıcak konuların yaşandığı ülkede yaşamıyormuşcasına, ayda bir toplanıp her toplantısında "İrtica hala tehdit" tesbitleri yapıp bir hukuk devleti için dehşet verici kararlar alan bir MGK... 29 gün boyunca ülkenin gerçek sorunlarıyla haşır neşir olan başbakan ve bakanlar, otuzuncu gün toplantının yapıldığı o salona girip o koltuğa oturduklarında sanki başka biri oluyor, başka bir Türkiye'yi konuşuyorlar.
MGK'da esen hava ülkenin genel havasından koptukça, orada alınan kararlar da Türkiye'nin gerçeklerinden kopuyor, uygulanabilir olmaktan uzaklaşıp afakileşiyor.
***
Son MGK Kararları arasında, kız öğrencilerin İmam Hatiplere alınmaması, irticai yayın yaptığı tesbit edilen gazetelere ilan verilmesinin engellenmesi, üniversiteye rektör seçilecek kişilerde Atatürkçü olma şartı aranması ve irticai eylemlerde Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu yerine Türk Ceza Kanunu'nu uygulamaları için polis hakim ve savcılara tavsiyede bulunulması gibi her biri birbirinden vahim maddeler var. Hatta kararlardan birinde, "irticai sızmayı" önlemek adına, en koyu polis devletlerinde bile az rastlanacak bir uygulamayla, bacak kadar çocukların izlenmeye alınmaları, ilköğretim çağından itibaren hangi dersanelere devam ettiklerinin, okulları tarafından il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine bildirilmesi yoluyla fişlenmeleri bile öneriliyor.
Ama bütün bunların ötesinde öyle bir karar var ki, MGK'nın Türkiye gerçeklerinden kopuşunun simgesi sanki:
"Kamu kurum ve kuruluşları içerisinde irticai faaliyette bulunanlara ve irticai sızmalara karşı Türk Silahlı Kuvvetleri'nde olduğu gibi YAŞ benzeri düzenlemeler getirilmeli. Kurumlar bu maksatla teşkilatlarını kurmalıdır."
Karar böyle diyor. Gelin görün ki; bugün Türkiye'de hükümeti ve parlamento üyelerini geçin, ülkeyi biraz izleyen yabancılar bile, her kurumda bir YAŞ kurma önerisinin gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir heves olduğunu görebiliyor. Siz bir yandan iç hukukunuzu Kopenhag Kriterleri'ne uydurmaya çalışacak, bir yandan da bütün kamu elemanları için yargısız infaz düzenlemesi yapacaksınız.
Avrupa'ya Yüksek Askeri Şura kararlarının yargıya açık olmayışını izah etmekte bile zorlanırken, bütün diğer kamu kurumlarında birer YAŞ oluşturacaksınız. Daha iki gün önce, benzeri amaçlı bir Kanun Hükmünde Kararname, Cumhurbaşkanı'ndan veto yemişken ve bu veto halkın çoğunluğu tarafından desteklenmişken, böyle bir uygulamayı parlamentodan geçirmeyi hayal edeceksiniz.
Buna, ülke gerçeklerinden kopma denmezse ne denir? Ve böyle kağıt üstünde kalmaya mahkum kararlar alan bir kurumun etkisizleşmesi nasıl engellenebilir?
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|