


Kriz
Bu köşe bildiğiniz gibi genellikle ekonomik gelişmelerin ve tek tek olayların üstünde durmaz; olaylara genel bir bakış kurmaya çalışır.
Ama medya ve halk gündemine oturan Etibank krizinden söz etmemek başka anlamlar içerebileceği için, hiçbir müdahele altında olmadan bu konuya değinmek gereğini duyuyorum.
***
Aslına bakarsanız bu kriz bugün değil, banka alındığı günlerde başlamıştı.
Sabah grubunda hiç kimse banka alınmasından yana değildi.
Gazetecinin sadece gazetecilik yapması, bunun dışında bir işle uğraşmaması ilkesinin korunabilmesi için büyük uğraş verildi.
Hatta daha önce söz konusu olan bir banka alma girişimi, Necati Doğru'nun dillendirdiği grup tepkisi ve yönetimin bu işi içine sindirememesi yüzünden iptal edilmişti.
Fakat sonunda yönetim bir banka sahibi olmanın zorunlu hale geldiğini açıklayarak Etibank'ı aldı.
Yönetimde bulunmadığımız için bu konunun hiçbir ayrıntısını bilmiyoruz, bilmemize imkan da yok ama bu konuda söylenen şey; Sabah grubunu ayakta tutabilmek, grubun ulaştığı boyutlarda yatırımları sürdürebilmek ve daha iyi gazetecilik yapabilmek için bir banka faaliyetinin de paralel olarak yürütülmesine ihtiyaç duyulduğu idi.
Bunun bir tercih değil, zorunluluk olduğu belirtiliyordu.
Diğer medya gruplarının da bankalarının bulunuşu, bu görüşe dayanak oluşturuyordu.
Son tahlilde bize göre bir medya grubunun aynı zamanda banka sahibi olması meslek etiğiyle bağdaşmasa da yürürlükteki yasalara aykırı değildi.
Sonunda gelinen nokta malum: Sabah grubu gerçek işi olmayan bankacılığı yürütemedi ve banka fona devredildi.
Grupta çalışan ve bankacılıkla ilgisi olmayan binlerce basın emekçisi şaşkın ve üzgün bir şekilde gelişmeleri izliyor.
***
Şimdi kamuoyu önüne çıkan insanların bir görevi var.
Fona devredilen her banka için şu soruyu sormalı ve takipçisi olmalıyız:
Bu bankaların borçları, sahipleri tarafından ödenecek mi, yoksa milyonlarca dolar borcu olan bankacılar, devlete ödemeleri gereken parayı şahsi servetlerine mi katacaklar?
Adil ve insaflı davranmak için bu sorunun cevabını aramalıyız.
Etibank sahiplerinin borçlarına sahip çıktıklarını ve devlete bir ödeme planı sunduklarını biliyoruz.
Bu kişiler Türkiye'de. Devlete bu borcu ödemeye hazır olduklarını beyan ediyorlar.
Bu durumda kamuoyu olarak bize, bu sözün tutulmasını ve ödeme planına uyulmasını takip etmek düşüyor.
Aynı tutumun diğer banka sahipleri tarafından da benimsenmesini ve borçlarının en son kuruşuna kadar tahsil edilmesini savunmalıyız.
Halkın zarar etmemesinin tek yolu budur.
Devletin amacı da herhalde "bağcı dövmek" değil "üzüm yemek" olmalıdır.