kapat

27.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
MEHMET NURİ YILMAZ

Değişim olgusunun dini hayata etkileri

Değişim, sosyal hayatın inkar edilemeyen ve engellenmesi mümkün olmayan gerçeklerinden biridir. Asrımızda bu değişim baş döndürücü bir hal almıştır. Toplumdaki gerek sosyo-kültürel değişimler, gerekse ilmi ve teknik buluşlar gerçekten de hayret vericidir. Meşhur İngiliz Devlet Adamı Winston Churchill; "Dünya yüzyıl öncesine göre yüz defa daha küçülmüştür" demiştir.

Geçmişteki tarıma endeksli toplumun yerine, bugün, sanayinin damgasını vurduğu bir toplum modeli ortaya çıkmıştır. Fabrikalaşma sosyal bir sınıf olarak işçiler grubunu doğurmuş, yerleşim şekilleri kutsal mabetler merkezli olmaktan çıkarak, fabrikaları merkeze alan bir yapıya bürünmüştür. Bu yeni yapılanma, üretim ve tüketim paradigmalarında da köklü değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Sosyal yapıdaki değişimlerin sonuçları bunlarla da sınırlı değildir. Okuma-yazma oranındaki büyük artış ve müspet ilimlerin büyük başarıları medeniyet seviyesinin yükselmesine, bu da hayatın daha konforlu ve rahat geçmesine zemin hazırlamış; imkansız görünen pek çok şey imkan alanına girmiştir. Ana hatlarıyla vermeye çalıştığımız bugünkü konum, zaman içerisindeki değişimin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır ve hayatın genel akışı içinde tabii ve durdurulması mümkün olmayan bir olgu olarak karşımızda durmaktadır.

Sosyal hayatın değişik alanlarındaki değişme, kuşkusuz dini hayatımızı da belli noktalarda etkilemektedir. Aslında Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda orada, zamanın ve çağın, din açısından çok önemli bir kavram olduğuna işaret edildiğini görmekteyiz. Kur'an'da "Çağa yemin olsun ki, insan zarardadır." (Asr, 103/1,2) buyrulmaktadır. Bu surenin devamında insanoğlunun önüne, zarardan kurtulmak için dört aşamalı bir eylem planı sunulmaktadır: İman etmek; İnsanlığın hayrına güzel ve faydalı işlerde bulunmak; Hakkı başkalarına tavsiye etmek; Ve en nihayet bunda istikrarlı olmak. Bu eylem planı, görüleceği üzere, insana zaman olgusu karşısında pasif bir tutum geliştirmeyi değil, aktif olmayı öngörmektedir. İman zihinsel diriliği, salih amel ise fiili canlılığı doğurmaktadır. Bunun yanı sıra Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hakk; "Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez" (Ra'd, 11) buyurmaktadır. Demek ki zamana karşı pasif olma Cenab-ı Hakkın tasvip etmediği bir davranış olarak karşımıza çıkmaktadır.

İslam'ın ilk dönemlerinde inen ayetlerle sonraki dönemlerde inen ayetlerin mahiyet itibariyle farklılık arz ettiği bilinmektedir. Yine bazı yasakların tedrici olarak getirilmesi, mü'minleri imtihan etmenin ve kolaylığın ötesinde, değişen şartlara göre merhale merhale eğitim gayesi taşımaktadır. Mecelle'de "Ezmanın teğayyürü ile ahkamın tağayyürü inkar olunamaz" ifadesi yer almıştır. Sebepleri ne olursa olsun sosyal hayattaki bu değişimleri, genel İslami çerçeveyi bozmasına müsaade edilmeksizin, kabullenmemek, bunlara karşı durmak, tıkanmalara ve neticede de İslami hayatın yaşanılan hayattan uzaklaşmasına neden olacaktır. İslam'ın evrenselliği de buradan gelmektedir.

Çağın getirdiği ve toplumun faydasına olan bilcümle ilmi ve teknik buluşlara da İslam hiçbir zaman karşı çıkmamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) "Hikmet (İlim ve ilmin gereklerine göre hareket etmek) mü'minin yitiğidir" buyurarak bu gerçeği en çarpıcı bir ifadeyle dile getirmişlerdir. Toplumun bir kesiminde fonksiyonel değişimlere neden olacak bazı gelişmelere siyasi, ekonomik vb. sebeplerle geçmiş dönemlerde karşı çıkanların, kendilerini haklı kılmak için bir takım dini gerekçeler göstermeleri; dinin bu gelişmelere karşı olduğu manasına gelmez.

Hızlı değişme ve gelişmelere paralel olarak müslümanların ihtiyaçları ve karşılaştıkları güçlüklerde geçmişe nispetle farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bugün ilim DNA'yı tamamen keşfetmeye çalışmakta, insanın kopyalanması düşünülmektedir. Tabiatıyla bunun ahlaki boyutu hakkında bir tespitte bulunmak Müslüman'ın önünde yeni bir görev olarak durmaktadır. Keza "muğayyebat-ı hamse" diye tabir ettiğimiz "beş bilinmeyenlerin" bilinmez özelliklerinin tayin ve tespitinde de ciddi değişiklikler vuku bulmuştur. Aynı şekilde ilim bugün artık cinsiyet seleksiyonunu, yani doğmadan önce çocuğun cinsiyetini belirleme imkanını önümüze koymuştur. Doğal olarak bu gelişmeler bir takım ahlaki meseleleri de yeniden gündeme getirmiştir. Örneğin, kaydedilen bu ilmi gelişmelerin bilimsel değeri çok yüksek olduğu açık olmakla birlikte, ahlaki boyutu nedir? Acaba bu yapılanlar sünnetullaha bir müdahale niteliği taşır mı? Taşırsa sünnetullaha müdahalenin insan ve tabiat açısından sonuçları neler olabilir? Bu ve benzeri sorular değişim sürecinin önümüze koyduğu temel sorulardır ve bunların üzerine artık ciddi olarak eğilme zarureti hasıl olmuştur.

Bu konuya önümüzdeki hafta devam edeceğiz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır