kapat

27.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
EMİN ÖZTÜRK


Elma ile arpayı kıyaslamak

Son günlerde Türkiye'deki vergi yükü ile Avrupa'daki vergi yükünü karşılaştıran gazete makaleleri okuyoruz. Bu karşılaştırmalar esas olarak bütçeye kaydedilen vergi gelirlerinin milli gelire oranlarına dayanıyor. Bazen de gelir vergisinin en üst oranları kıyaslanıyor. Ancak bu kavramların Türkiye ve Avrupa'daki içeriği epeyce farklı. Üstelik bu fark "elma ile armut"un kıyaslanamazlığının da ötesinde. Dolayısıyla, Türkiye'deki vergi yükünün Avrupa'nın gerisinde kaldığı türünden sonuçların anlamlı değil. Ayrıca, vergi yüküne ilişkin rakamlar karşılaştırılabilir hale getirilse bile, Türkiye'deki vergi yükünün Avrupa düzeyine yaklaşması gerektiğini söylemek başka bir hata.

Dümdüz kıyaslama yanlış
Bir defa Türkiye'de konsolide bütçe devletin toplam gelir ve harcamalarının sadece bir bölümünü gösterir. Adı vergi olmamakla birlikte fon, katkı payı, bağış veya diğer adlarla devlete yapılan pek çok ödeme olduğunu Türkiye'de yaşayan herkes bilir. Sayısını tam olarak bilemediğimiz fonların oluşturduğu sistem bunun yalnızca bir bölümüdür. Bunların bir kısmı bütçenin vergi dışı gelirleri arasında görünür, bir kısmı ise bütçeye hiç girmez. Örneğin, sekiz yıllık zorunlu eğitim için üç yıldır toplanan ve iki yıl daha alınacak olan paralar bütçenin vergi dışı gelirleri arasında muhasebeleştirilir.

Ancak, konu fonlardan ibaret değildir. Kapsamını ve toplam büyüklüğünü tahmine cüret bile edemeyeceğimiz sosyal yardım sandıkları, döner sermayeler vb devlete işiniz düştüğü anda karşınıza çıkabilir. Bu, tapu dairesinde de olabilir pasaport almak için gittiğiniz poliste de. Daha da ileri giderek, karşılığında makbuz bile alınamayan ama kurumsallaşmış bazı ödemelerin varlığından da bahsedebiliriz. Örneğin, ilk veya orta öğrenimini devlet okulunda sürdüren çocuğunuz varsa ısınma vs için okula para vermeniz gerekir. Oysa, kağıt üzerinde bu okulların tüm giderleri vergilerden karşılanır. Aslında bu tür zorunlu bağışlar da birer gizli vergidir.

Avrupa ülkeleri tanımında sosyal güvenlik sistemine yapılan katkılar da genellikle vergi yükü içinde gösterilir. Bizde bunlar bütçe vergi gelirlerine ilave edilmez.

Bir de en üst gelir vergisi oranlarını karşılaştırmanın mahzurlarına değinelim: İlk olarak, en üst vergi oranına hangi gelir düzeyinde ulaşıldığı ülkeden ülkeye değişir. İkinci olarak, vergi matrahından hangi giderlerin düşülebildiği de ülkeden ülkeye farklılıklar gösterir.

Diyelim ki kıyaslayabildik
Şimdi diyelim ki, Türkiye ile Avrupa ülkelerinin vergi geliri istatistiklerde gerekli ayarlamaları yaparak rakamları aynı baza getirdik ve bizdeki oran daha düşük çıktı. Bu yine de Türkiye'deki vergi yükünün artması gerektiğini göstermez:

Bir defa, kişi başına düşen milli gelirin 3 bin dolar olduğu bir ülke ile 30 bin dolar olan yerde vergi yükünün aynı olması zaten beklenemez. Böyle bakıldığında Türkiye'deki yüzde 20 civarındaki vergi yükü Avrupa'daki yüzde 26'ya göre ağır bile sayılır. (Ödenen vergi karşılığında alınan kamu hizmetinin kalitesine bakarsanız moraliniz daha da bozulabilir.)

En önemlisi, Avrupa'daki vergi yükünün ağırlığı oradaki ülkelerce de bugün kabul edilen ve tersine çevrilmeye çalışılan bir durum. AB ülkelerinin tamamına yakını vergi yükünü hafifleterek daha rekabetçi olmaya yönelik programlar başlatmaktalar. Dolayısıyla soralım: Avrupa'nın yanlış olduğunu görüp geri dönmeye çalıştığı bir yapıyı Türkiye hedeflemeli mi?

Bu endişemiz nedeniyledir ki, mevcut IMF programını harcamalara fazla dokunmadığı ve ikinci yıldır ağırlıkla vergi gelirlerini artırmaya dayalı bir strateji izlediği için eleştiriyoruz. Hele bir de vergi gelirlerinin sürekli olarak "kümesteki kazlardan" alındığı düşünülürse, bunun kayıt dışılığı teşvik etmesi de kaçınılmaz. Program bittiğinde uluslararası rekabet açısından nerede olacağımızı da düşünelim.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır