kapat

27.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Artık yarı Küba'lı sayılırız

Parlamenterler arasında (pardon erkek parlamenterler demeliydim) ortaya çıkıveren Küba sevgisi ve bu sevgi uğruna dökülen onbinlerce dolar hakkında yazdığım "Küba aşkı" başlıklı yazı üzerine Tekel'den sorumlu Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen aradı ve bizi Küba yakınlığı ile puro fabrikası konularında bilgilendirdi.

Gerçi sonradan "Fabrika açılmadan yazarsanız üzülürüm" dedi ama beni aramasının nedeni bu açıklama olduğu, ben de "yazmam" sözü vermediğim için yazıyorum.

Dediğim gibi puro fabrikası anlaşması Eyüp Aşık döneminde yapılmış. (Bu anlaşmanın, fabrikanın da dostluğu (!) yeterince perçinleyemeyeceğine inanılmış olmalı ki bir de "Dostluk grubu" oluşturulmuş. Böylece 35-40 kişilik gruplarla dostluk ziyareti yapılıyor.)

Her neyse.. Fabrika İstanbul Cevizli'de inşa ediliyor. Aralık'ta bitecek ve 1 Ocak'ta da üretime başlayacakmış.

Böylece önemli sorunlarımızdan biri daha halledilmiş olacak. Kendi üretimlerimizin hepsini ihraç edip bitirdik, şimdi de Küba Purosu satacağız dünyaya. Üstelik iç piyasaya da satılacağı için biz de daha ucuz puro içeceğiz artık. Tanrım mutluluğa bakın!

Avrupa'da Yunanistan'ın hemen arkasından en çok sigara tüketen ikinci ülkeydik, şimdi puroda birinci olacağız, az şey mi bu?

Siz çok uygun görüyor musunuz bu fabrikayı sorusunu Sayın Bakan'a da sordum tabii. "Ben devletin içki, sigara yapmasına karşıyım. Özel sektöre devretmeli" dedi.

"Ama yeni fabrika açıyorsunuz?" soruma "Yapılıyorsa hiç değilse kaliteli olsun. Şu anda Küba'nın ürettiği purolarda kanserojen madde en az düzeyde" cevabını verdi.

Valla bu fabrikayı duyunca -kimse alınmasın ama- insanın aklına "Ayranı yok içmeye, puroyla gider.. gezmeye" atasözünden başkası gelmiyor. Memlekette sağlığa, eğitime para yok, puro fabrikasına var.

Ayrıca.. Her ülke için bir dostluk grubu oluşturulmuş, başlarına da birer başkan seçilmiş. Bırakın grupları, başkanların kaç tanesi iyi yabancı dil konuşuyor merak ettim. Meclis albümünde hepsi "dil biliyor" görünüyorlar da gidince tavuğu "cik cik" diye tarif ediyorlar. Dostluğu Tarzanca konuşarak mı geliştirecekler, keşke bir dil uzmanı araştırsa!

Şiddet, rating ve yozlaşma
Prof. Aydın Çoker'le Hülya Avşar'ın Fahr El Nissa Zeyd Sergisi'ndeki tartışmalarının tartışmaları doğal olarak sürüyor çünkü konu geldi "Yozlaşma kültürü"ne dayandı. Bu tartışmanın ciddi şekilde uzun zaman önce başlaması gerekiyordu ama demek ki dibe vurduğumuzun farkedilmesi için böyle bir olay gerekiyormuş.

"Olay" da Hülya Avşar haklıydı şeklinde görüş bildirmeme okurlardan "Ruhat Hanım, siz nasıl onun davranışını desteklersiniz?" cevapları da geldi, diğerleriyle birlikte. Bunlar daha çok Avşar'ın ertesi gün basın toplantısında söylediklerine, magazin haberleri ve programlarının yarattığı yozlaşmaya odaklanmış tepkilerdi.

Sonra 131 sanatçı ve öğretim görevlisinin Prof. Adnan Çoker'i desteklemek üzere imza topladıklarını duyduk. "Çoker'in tepkisi kültürün yozlaştırılmasına, köşe dönücülüğün erdem olmasına" imiş söylediklerine göre.

Oysa bunun muhatabı Hülya Avşar değil, Medya. Bugün üç büyük kanalın "anchorman"leri rating savaşındalar. En ciddi olması gereken kanal haberlerinde bile her türlü magazin haberi rating uğruna gösteriliyor, magazin sanatçıları konuşmacı konuk bile oluyor. O 131 kişi bugüne kadar nasıl bir tepki göstermişler bu duruma? Neredeyse Banu Alkan da talk show programı yapacak, günün hangi saatinde, hangi kanalı açsak göğüsleri, şalı ve "Kaldır" şarkısıyla karşımızda. Sadece izliyoruz, başka ne yapıyoruz? O 131 kişi ne yapıyor? Prof. Çoker bu konuda ne yapmış? (Biz senelerdir yazıp duruyoruz, başka kimseden ses çıkmadı..)

Madem ki bu kadar şikayetçiyiz neden halâ bu magazin programları veya yozlaşma nedeni gördüğümüz sanatçıların çıktığı talk showlar rating rekoru kırıyor?

Hülya Avşar'ın dizisi nasıl rating rekorları kırıyor?

Hem isteyeceğiz, hem tu kaka diyeceğiz.

Hem konuşmacı yapacağız, hem de yozlaşma temsilcisi seçeceğiz.

Hem yan gelip yatacak, yıllarca tepki vermeyeceğiz, hem de hırsımızı bir kişiden çıkaracağız. Doğru mu bu?

Sergide spesifik bir olaydan, bir sözlü şiddet olayından söz ediyoruz. Durup dururken bir insana -beğenmeyebilirsiniz ama Türk Sineması'nın bu kuşakta en iyi oyuncusuna- sözlü saldırı yapılmış. Ortada bir hata var. Arkadan gelen diğer hatalar, verilen cevapların düzeyi tabii ki ayrı bir tartışma konusu.

Eğer düşünce özgürlüğü ve hoşgörü savunuluyorsa her insanın bir tablo hakkında istediği fikri yürütme özgürlüğü de vardır. Prof. Çoker birine kızacaksa önce, sergilerin açılışına sanat eleştirmenlerinden, yazarlarından, programcılarından bile önce magazin ekiplerini, yeni yetme mankenleri davet eden PR sorumlularına kızmalı. Ortada ciddi bir kavram kargaşası var yine!

Üniversitelerde "öğretmenlik" sorunu
Salı günü Mimar Sinan ve İstanbul Üniversitesi'nin Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencileri Sabah Gazetesi'ne gelerek sorunlarını anlattılar. Konuyu arkadaşımız Can Ataklı dün köşesinde açıkladığı için uzun uzun anlatmıyorum. Kısaca "4 yıl eğitim yapıyoruz, üniversite mezunu oluyoruz ama bize öğretmenlik hakkı verilmiyor. Yıllarca öğretmen yetiştiren Fen-Edebiyat Fakültelerinden atamalar neden durduruluyor?" diye soruyor, işsizler ordusuna katılma ihtimalinin paniğini yaşıyorlar.

Sorun tüm üniversitelerde yaşandığı için önemli. Öğrencilerin duygularını da gayet iyi anladığım ve haklı olduklarına inandığım için vereceğim haberin "iyi" olmasını çok isterdim ama ne yazık ki durum pek iç açıcı değil.

Görüştüğüm Milli Eğitim Müsteşarı Bener Cordan "Bu sorun aslında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan çok YÖK'ü ilgilendiriyor" dedikten sonra öğretmenlik hakkının öncelikli olarak Eğitim Fakültesi mezunlarına verildiğini, ancak onlardan sonra açık kalırsa diğer üniversite mezunlarından atama yapılacağını söyledi.

Öğretmen olabilmenin ön koşulu bu konuda 4 yıllık lisans eğitimi almakmış. Bunun dışındakiler ancak "Tezsiz master" yaptıkları takdirde bu hakka kavuşabilirlermiş ve ne yazık ki bunun başka çözümü de yok.

Durum bu sevgili gençler. Gerçekten istiyorsanız eğitim biraz uzayacak demek ki.

O hakkı "genişletme, yaygınlaştırma" imkânı aramanız gerekiyor galiba. Hepinize başarılar..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır