


Çare kapısı
Halkımız TBMM'ni çare kapısı olarak görüyor. Çok şükür ki görüyor. Görmemesi demokrasimizin felaketi olurdu. (Ağlardık.)
Çare kapısından milletvekili odalarının kapısını da anlıyan var, Meclis Başkanı'nın ya da grup başkanvekilerinin kapılarını da.
Ama çarenin en resmi kapısı Dilekçe Komisyonu'nun kapısı.
Bu kapıya elbette çareden kesilenler başvuruyor.
***
Başvuruyor da ne oluyor?
Komisyon hiç bir başvuruyu yanıtsız bırakmıyor. İlgililerin, yetkililerin dikkatini çekiyor, yurttaşın derdine sahip çıktığını ortaya koyuyor.
Ama yurttaşın derdi genellikle işsizlik ile geçim sıkıntısı.
Bunun artık doğallaşmaya başlıyan sonucu da, boşanma...
Evlenmek de hak boşanmak da türünden Hadis-i Şerif'ler olan ülkemizde elbette ailenin kutsal ve bölünmez olduğunu sonuna kadar savurmak zor.
Hem boşanmaya karşı Dilekçe Komisyonu'nun, Hatta TBMM'nin bile yapacağı fazla bir şey yok.
Meclis yapsa yapsa boşanmayı zorlaştıran bir yasa çıkartır.
Ama böyle bir yasanın da, iş bulmayı kolaylaştıran ve geçim sıkıntısını hafifleten bir başkası ile desteklenmesi şart.
Özetle yasalarla halkın ailesel sıkıntılarının yok edilmesi kolay değil, mümkün de değil.
Bu yüzden en iyi çare, devletin öteki kapılarının açık, hem de sonunu kadar açık olmasını ve kalmasını sağlamak.
Yargıtay'ımız en önemli çare kapımız; Üstelik çareyi de kestiği parmağı hem acıtmadan hem de kesin olarak üreten bir kapı.
Boşanmanın yarattığı sıkıntılara karşı, Yargıtay'ın verdiği kararlar, Meclis'e başvuran çaresiz yurttaşlarımıza pusula oluyor.
Ayrıca Meclis'in her çaresizlik için bir yasa çıkartmasına gerek bırakmıyor.
***
İşte Meclis'e de başvuran boşanmış çaresizlere çare olacak "yasa hükmündeki" Yargıtay kurallarından bazıları:
* Boşanmalarda nafakaların yabancı para ile ödenmesine hükmedilemez.
* Kız çocukların anneye, erkek çocukların babaya (veya tersine) verileceğine dair bir kural yoktur.
* Eğer çocukların çıkarları gerektiriyorsa, kusurlu eşe de çocukların velayeti verilebilir.
* Velayeti babaya verilmiş olan çocuğun anne ile olan ilişkisi, bir öğretmen gözetiminde gerçekleşir türünden bir karar uygunsuzdur.
* İlkokula ya da bitimine kadar gibi, velayetin süreli olarak eşlere verilmesine hükmedilemez.
* Bugünkü ülke şartlarında lüks hatta fantezi sayılabilecek olan, çocuğun yurtdışındaki eğitiminin davalı eş tarafından verilecek nafakayla karşılanması yolunda bir hüküm uygun değildir.
* Anne bakımına ve şefkatine muhtaç küçüklerin velayetlerinin, iffetsiz olsalar bile, anneye verilmesi gerekir.
* Babanın varlıklı olması, velayet hakkının ona verilmesini gerektirmez.
* Ödeme gücü ve malı mülke olmayan anneye nafaka yükümlülüğü getirilemez.
* Dört yaşındaki çocuğun annesinin yabancı ve gayrimüslim olmasının, velayetinin anneye verilmesine engel oluşturmaz.
* Altı yaşından küçüğün velaetinin cezaevinde bulunan annesine değil, dışarıda olan babasına verilmesi daha uygundur.
* Anne bakım ve şefkatine muhtaç çocuğunu terkeden kadına, terkettiği çocuğun velayeti verilemez.
* Alkole düşkün eşe çocuğun velayeti verilemez.
* Ondört yaşındaki çocuk iyiyi kötüden ayırabilecek durumda olduğundan kendisi dinlenmeden hakkında velayet kararı verilemez.
* Eşcinsel (sevici) olan kadına kız çocuğunun velayeti verilemez.
* Çocuğun yurtdışında bulunması halinde baba ile kişisel ilişkisi yılda bir aydan az olamaz.
* Mahsulde bir yıllık azalma, nafakanın düşürülmesine neden olamaz.
***
Başı boşanma sonucu dara düşmüş yurttaşlarımızın TBMM'ni en büyük ve en son çare kapısı olarak görmeleri halinde yukarıdaki tüm haller için birer yasa çıkartılması gerekecekti.
Çok şükür ki Türkiye'de Yasama kadar yüce olan başka kapılar da var.
İyi ki var. Böyle olmasa felaketimiz olurdu, ağlardık.