kapat

27.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
"Özgürlükten korkmayalım"
Başbakan Yardımcısı Yılmaz, "AB üyeliğinin Türkiye'ye getireceği en önemli şey, insanın devletin önüne geçmesidir. Bu daha fazla özgürlük, daha fazla hak demektir" dedi

Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, önceki gün döşenmesini denetlediği Avrupa Birliği Genel Sekreterliği'ndeki çalışma odasına dün ilk kez yerleşti. Artık hükümet çalışmalarının çoğunu Başbakanlık binasındaki makam odasından değil, AB Genel Sekreterliği'nin Eskişehir yolunda, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'ne komşu binasından yürütecek. Dün atv'de yayınlanmaya başlayan "Avrupa'ya Doğru" dizi programının ilk bölümü için bu binadaki odasında yaptığımız söyleşide Yılmaz, bir süredir neredeyse bütün yoğunluğunu verdiği Türkiye-AB uyumu konusunda bir dizi saptamada bulundu.

AVRUPA, TARİHİ HEDEFİMİZ
Yılmaz bu saptamalara şu sözlerle başlıyor: "Avrupa bizim tarihi hedefimiz. Atatürk'ün gösterdiği hedef. Avrupa Birliği dünyanın en büyük birleşme projesi. Bugün Türkiye öyle bir noktaya geldi ki, Avrupa Birliği üyesi olmadan batının içinde kalması fevkalade güç."

Yani?... Yanisi, "Kopenhag'da genişleme için aday ülkelerin önüne konan kriterleri sağlamamız gerektiği konusunda bir tereddüt yok. Ama bazı kurumlarımızın, bazı partilerimizin tereddütleri var."

Bu kurumlar, Silahlı Kuvvetler mi, yüksek yargı mı, bu partiler MHP mi, başkası mı, Yılmaz o konulara girmiyor. Dile getirilen çekinceleri ise şöyle özetliyor: Türkiye yakın geçmişte bir terör mücadelesi verdi. 30 bin kişi öldü. Bu mücadeleyi daha yeni kazandık. İrticai faaliyetlerle mücadele konusunda da henüz çok sıcak olan bir mücadeleyi geride bıraktık. AB'nin istediği bizden siyasi ve kültürel açılımları yapmak Türkiye açısından bir takım riskler getirebilir. Onun için bunu zamana yaymak gerekir.

Mesut Yılmaz, bu noktada, önümüzdeki günlerde tartışılmaya aday bir tez ortaya atıyor ve Avrupa Birliği üyeliğinin Türkiye'nin toprak bütünlüğü ve laikliği için bir risk değil, bir güvence oluşturacağından söz ediyor:

TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ HAKTIR
* Birincisi, üye ülkelerden herhangi birisinin toprak bütünlüğünün bozulması, AB'nin isteyeceği, talep edeceği bir konu olamaz. Tersine bütün üye ülkelerin toprak bütünlüğünün korunması aynı zamanda AB açısından bir istikrar unsurudur. AB tarihinde de üye olduktan sonra toprak bütünlüğü tehlikeye giren bir ülke de yok. AB bu konuda bize şunu söylüyor: Toprak bütünlüğünü korumak her devletin temel hakkıdır. Topluluk üyesi İngiltere İrlanda'da, Fransa Korsika'da, İspanya Bask'ta benzeri sorunları yaşıyor. Ama toprak bütünlüğünü sağlamak için alacağınız tedbirler kişi haklarını gereksiz yere aşırı kısıtlamamalı, kullanılacak yöntemler demokratik bir devlete yakışmalı.

* İkincisi, Avrupa laiklik konusunu yüzyıllar önce geride bırakmış. Laik olmayan veya laiklik ilkesine aykırı yönetilen bir ülkenin AB'ye üye olması mümkün değil. Bu neredeyse AB'nin yazılı olmayan giriş şartlarından birisidir. Din işlerini devlet işlerinden ayırmayan, laik olmayan bir hükümetin Avrupa'da kabul görmesi değil, muhatap alınması bile mümkün değildir.

DAHA FAZLA ÖZGÜRLÜK...
"Ülke bütünlüğünü yasaklarla da koruyabilirsiniz, ama insanlara özgürlük verip, onların gönüllü desteğini alarak da koruyabilirsiniz" diyen Yılmaz, şöyle devam ediyor: "Hak ve özgürlüklerin genişletilmesinden korkmayalım. Hak ve özgürlükler toplumu geliştirir, olgunlaştırır. AB üyeliğinin Türkiye'ye getireceği en önemli şey, insanın devletin önüne geçmesidir. Bu daha fazla özgürlük, daha fazla hak ve daha fazla refah, daha iyi geçim demektir."

Bunlar şimdiye dek, hele sağdaki bir siyasetçinin ağzından pek duyulmamış sözler.

Peki ya uygulama ne olacak? Kopenhag siyasi kriterlerinin ifade özgürlüğü, ölüm cezası, anadilde eğitim ve idarenin sivilleşmesi alanlarında yoğunlaşacağı beklentisine karşı ne önlem alınıyor? İşte Yılmaz'ın yanıtları:

*312'de yeni düzenleme gerekiyor. Bu konuda taslak bir çalışma da başladı. Ama önce koalisyon ortaklarımız, sonra da Meclis'te anlaşma sağlayınca açıklamak daha doğru.

* Ölüm cezası 15 yıldır uygulanmıyor. Bunun sürmesi lazım. Bazı AB ülkeleri, üye olduktan sonra kaldırmışlar ölüm cezasını. Bizde de olabilir. Ama en azından ölüm cezasını kaldırma niyetimizi beyan etmemiz, ya da Meclis'e bu yönde bir yasa tasarısı vermemiz gerekiyor.

* Türkçe'nin resmi dil olması, resmi eğitim dili olması konularından vazgeçemeyiz. Etnik ya da dini ayrımcılık yapılmasını kabul edemeyiz. Ama Türk ortak kimliği altında anadili Arapça, ya da Kürtçe, ya da Çerkezce, ya da bir başka dil olan vatandaşlarımızın ana dilleriyle, kültürleriyle ilgili özgürlük alanları genişletilebilir. (Yılmaz bu noktada "özel kurslar gibi mi" sorumuza, "olabilir" yanıtını veriyor.)

MGK ESKİ ROLÜNE DÖNEBİLİR
* İdarede asker sivil ayrımı doğru değil. Gerçek görüntü ile batıdaki görüntü farklı. MGK devletin en yüksek danışma organı. Ben 15 yıldır MGK toplantılarına girer çıkarım. Empoze olmaz. Ama 28 Şubat sürecinde Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu irtica tehdidine karşı genel çizgiden farklı bir imaj doğmuştur. İrtica tehdidi o anlamda bertaraf edildiğine göre, eski rolüne dönebilir. MGK kendi içinde değişikliklere gidebilir.

Yılmaz AB saptamalarını şu sözlerle bitiriyor: "Lüksemburg sonrası AB ilişkilerinde en alt noktaya inmiştik. Şimdi en ileri noktaya geldik. Önümüzde çok engeller var ama aşacağız.

MÜSLÜMAN OLMAK SORUN MU?
* Şu anda Türkiye'nin AB üyeliğine açıkça karşı çıkan, bunu dile getiren tek hareket, Almanya'daki Hıristiyan Demokratlar. Helsinki'ye kadar Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne karşı olanlar Yunanistan'ın arkasına saklanıyorlardı. Helsinki'de Yunanistan engeli ortadan kalkınca ve Almanya'daki iktidar değişikliğiyle işbaşına gelen sosyal demokrat-yeşil hükümeti Türkiye'nin üye adaylığına yeşil ışık yakınca, geçmişte en az on yıl Türkiye'nin aday ilan edilmesine en büyük engel olan Alman Hıristiyan demokratlar, birden bire, artık bu argümanları kendileri dile getirmek zorunda kaldılar. Bunu 2002 yılında Almanya'da yapılacak seçimlerde de bir seçim malzemesi olarak kullanmayı hedefliyorlar.

* Türkiye'nin dini engellerle AB'ye kabul edilip edilemeyeceğini açıkça tartışılmasında yarar görüyorum. Bu argümanlarının Avrupa genelinde destek bulabilmesi mümkün değil. Avrupa artık bu tartışmayı aştı. Avrupa artık farklı kültürlerin, farklı dillerin, farklı dinlerin bir arada yaşamasını sağlayıcı bir uygarlık düzeyini yakaladı. Din meselesine, kültür farklılıklarına hâlâ önyargılarla yaklaşan bir Avrupa, bu bağnazlıklardan kurtulamamış bir Avrupa, bizim üye olmayı arzuladığımız bir Avrupa da olmaz. Avrupa açısından ben geniş ölçekte Türkiye meselesinin Helsinki'yle açıklığa kavuştuğuna inanıyorum.

MURAT YETKİN


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır